Web sitemize hoşgeldiniz, 28 Eylül 2021
Tarih Bilimi
Anasayfa » Osmanlı Devleti Tarihi » Kapitülasyon Nedir, Ne Demektir?

Kapitülasyon Nedir, Ne Demektir?

Kapitülasyon Nedir, Ne Demektir?

Kapitülasyon Nedir ya da Kapitülasyon Ne Demektir? İşte bu sorunun kısaca cevabı: Kapitülasyon kavramının; Latince “sözleşme yapma” anlamındaki “capitulare” kelimesinden geldiği düşünülmektedir. Dahası İtalyancada “sözleşme” kelimesine karşılık olarak “capitulazione” kelimesi kullanılmaktadır.

Akdeniz’de bulunan İtalyan kent devletlerinin ticarette gelişmiş olup vatandaşlarına ayrıcalıklı bir rejim uyguladıkları bilinmektedir. Kapitülasyonlar ayrıca, Avrupalı devletlerin kendi ülkeleri dışında sürekli ya da geçici olarak bulunan yurttaşlarının, ülkesinde bulundukları devletin yetkilerine değil de, kendi devletlerinin yetkilerine tabi olmak biçiminde elde ettikleri ayrıcalıklarla, ticaret ve gümrük konularında elde ettikleri kolaylıklar ve ayrıcalıklar düzeni şeklinde tarif edilebilir.

Avrupalı devletler bu ayrıcalıklar düzenini özellikle Osmanlı Devleti, Mısır ve Çin üzerinde kurdular. Ancak bu rejimin uygulanmasından en büyük zararı Osmanlı Devleti gördü.

Kapitülasyonlar Nedir, Ne Demektir?

Tek taraflı bir irade ile ülkede bulunan yabancı devlet vatandaşlarına adli, idari, iktisadi ve dini alanlarda bir takım hak, imtiyaz ve muafiyetler sağlayan, hükümlerin sözüne ve ruhuna aykırı harekette bulunulmadığı sürece tarafları bağlayan, geçici ya da sürekli nitelikteki düzenlemelere kapitülasyonlar denilir.

Kapitülasyonlar

Kapitülasyonlar

Bu anlamda, Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde sürekli ya da geçici olarak oturan gayrimüslim tebaaya verilen imtiyazları içeren ve devletin en güçlü olduğu dönemde kendi rızasıyla imzalanan muahedeler kapitülasyon tanımı kapsamındadır.

Osmanlı Devletinde Kapitülasyonların Nedenleri

Osmanlı Devleti’nin en güçlü olduğu dönemde kapitülasyon antlaşmalarıyla gayrimüslimlere ayrıcalık tanımasının çeşitli nedenleri vardır.

Kapitülasyonların verildiği dönemde, “yasaların kişiselliği” ilkesi göz önünde tutularak, bir devletin vatandaşı nerede olursa olsun kendi devletinin yetkilerine tabi olması hususuna uyulmaktaydı. Diğer bir neden olarak dini boyut ele alındığında, İslam Hukuku’nun gayrimüslimler üzerinde geçerli olmaması bu kişileri kendi dini kural ve kaidelerine göre yönetme zorunluluğu ortaya çıkmaktaydı. En önemli nedenler ise mali ve siyasi nedenlerdi.

Kapitülasyonların mali olarak katkısı, devletin topraklarından geçen ve ülkeden ihraç edilen mallardan vergi alınarak hazineye büyük çapta gelir sağlanmasıydı. Siyasi olarak da devletin kendi çıkarlarını korumak için batılı devletleri birbirlerine karşı kullanmayı ve yeri geldiğinde bu devletlerin kendisine saldırmalarını önlemeyi amaçladığı söylenebilir.

Osmanlı Devletinde İlk Kapitülasyonlar Hangi Devlete Verildi?

Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonları ilk kez hangi devlete verdiği hususu tartışmalıdır. Ancak yaygın kanıya göre; 1352 yılında Rumeli’yi ele geçiren Osmanlı Devleti diplomatik ilişkiler yoluyla çeşitli ittifaklar kurmaya çalıştı. Bu sebeple o dönemde Venedik ile savaş halinde olan Cenevizlilerle sıkı bir münasebet sağlandı ve ilk Osmanlı kapitülasyonu verildi.

Yani Osmanlı ilk kapitülasyonu Cenevizlilere verdi diyebiliriz. Bu tarihten sonra Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar, sadece var olan kapitülasyonlar tanındı, bu dönemde ise doğrudan doğruya Fransa’ya kapitülasyonlar verildi. Bu bağlamda Osmanlı kapitülasyonu üç kısımda ele alınabilir.

Kapitülasyonlar Nedir, Ne Demektir?

Kapitülasyonlar Nedir, Ne Demektir?

İlki Bizans İmparatorluğu’ndan intikal eden kapitülasyonlar, ikincisi Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine giren Müslüman ülkelerde daha önceden verilen ve devlet idaresince kabul edilen kapitülasyonlar ve üçüncüsü de doğrudan doğruya padişahlar tarafından verilen kapitülasyonlardır.

Hangi Devletlere Kapitülasyon Verildi?

Fransa’ya verilen kapitülasyonlar aslında siyasi ittifaka duyulan ihtiyaçtan doğmuştu. Daha sonra Fransa’ya verilen kapitülasyonlar diğer bazı padişahlar tarafından yenilendi. Fransa’nın yanında İngiltere, Rusya, İspanya, Hollanda, Avusturya, Prusya, Sicilya Krallığı, ABD ve Belçika’ya da kapitülasyonlar verildi. Böylelikle birçok devletle antlaşmalar yapıldı. Ancak zamanla bu antlaşmalar devlet bekası için sakıncalı bir sisteme dönüştü.

Özellikle 19. yüzyılda, yabancı sermaye kapitülasyonlar aracılığıyla devlet üzerinde yıkıcı etkiye sahip oldu. Yabancılar ticari ve endüstri firmalarıyla devlet içinde yerleşmeye başladılar ve kaynakları istismar etmekte gecikmediler. Yabancıların bu teşebbüsleri gözden kaçmadı ve kapitülasyon sisteminin kaldırılmasının gerekliliği gün yüzüne çıktı.

19. yüzyılın sonuna doğru bu gereklilik muhatap devletlerin elçiliklerine bildirilmekte ancak tek taraflı olarak kapitülasyonları kaldırmaya girişilememekteydi. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması ile Osmanlı Devleti aldığı bir kararla kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını 1 Ekim 1914 tarihinde kamuoyuna bildirdi. Müttefikler ve hatta Osmanlı Devleti’nin ittifakı olan Almanya ve Avusturya bile bu kararı tanımadı. Daha sonra Osmanlı yönetimi Sevr Antlaşması ile kapitülasyonları yeniden kabul etti. Bundan sonraki süreç Lozan Konferansı’nda elde edilen başarı ile sonlanacaktı.

Kapitülasyonların Ortaya Çıkışı

Dünyada kapitülasyon uygulamasının ilk örneklerine Ortaçağ’da rastlanmaktadır. Bu dönemde İtalyan kent devletlerinin çeşitli Batı kentleriyle ticareti gelişmiş, ticaretle ulaşılan bölgelerde yabancı topluluklar oluşmuş ve bu topluluklar üzerinde bölgesel olarak icraî yetkilere sahip hakimler görev yapmaya başlamıştır. Bu kişilere “konsol” ya da “konsül” adı verilmiştir.

Zamanla konsolların sayısının arttığı, yetkilerinin de genişlediği görülmektedir. Öyle ki, bunların yetkileri sadece kendi vatandaşlarının bulunduğu yabancı kentlerle sınırlı kalmamış, giderek yabancı karasuları ve açık denizlerde bulunan tebaayı da kapsar hale gelmiştir. İtalyan kent devletlerinin yurtdışındaki vatandaşları için kendi hakimlerini ataması uygulaması, ilk önceleri Batı Avrupa için söz konusu olmuş, daha sonra Doğu’da da benzer uygulamalara gidilmiştir.

Sözü edilen devletler, özellikle XI. yüzyılın sonlarından itibaren, giderek zayıflamaya başlayan Bizans İmparatorluğu’nun bu durumundan istifade ederek türlü konularda imtiyazlar elde etmeye başlamışlardır.

Örneğin, Normanlar’ın saldırısına karşı Bizans İmparatoru Alexis’in yardım isteğinde bulunduğu İtalyan kent devletlerinden Piza’nın, 1111 tarihli bir antlaşma ile, bu yardımı karşılığında İstanbul’da bir ticaret kolonisi kurma imtiyazını elde ettiği görülmektedir.

Söz konusu Antlaşma ile Pizalılar da Bizans’a karşı her türlü düşmanca tutumdan kaçınacaklarını ve içlerinden birinin bu vaadi bozması durumunda, Bizans İmparatoru’nun ilk talebinde bir tazminat ödeyeceklerini taahhüt etmişlerdir. Ayrıca Bizans ülkesinde yaşayan Pizalılar’m, ülkenin düşmanlarca işgali söz konusu olursa, savunma amacıyla İmparator tarafından askere alınabileceği de bu Antlaşma ile hükme bağlanmıştır. Adı geçen Antlaşma hükümlerinin gereğinin İmparator Alexis tarafından geciktirilmesi Piza’nın askerî bir müdahalesine konu olmuş, sonuçta İmparator Piza lehine bir grup kapitülasyonu daha kabul etmek zorunda kalmıştır.

1111 yılının Ekim ayında imzalanan kapitülasyon antlaşması ile İmparator, Piza büyük kilise ile başpiskoposuna her yıl para ve ipekli armağanlar vermek vaadinde bulunmuş, ayrıca Piza’dan gönderilen malların Bizans ülkesinde serbestçe satışa çıkarılabilmesi, Pizalılar’m altın ve gümüş ithalinde hiçbir resim ödemeyecek olmaları, buna karşılık diğer malların ithalinde sadece %4’liik bir resim ödemeleri, Bizans ülkesi içinde yapılan ticarette ise Pizalılar’dan Bizanslı tacirlerin ödedikleri kadar bir vergi alınması, Pizalılar’a İstanbul’da bir rıhtım, yaşamaları için ayrı evler ve mallarının korunması için de, içinde mağazası bulunan uygun bir mahallenin ayrılması, aynı şekilde Pizalılar’in uğradıkları İmparatorluk adalarında da kendilerine uygun yerlerin verilmesi kabul edilmiştir. Aynı Antlaşma, Pizalılar’a karşı işlenen bir hakaret ya da kız kaçırma suçuna karşı İmparator’un derhal adaleti yerine getireceği taahhüdünü de içermektedir. Antlaşma hükümleri, İmparator Alexis’in oğlu ve veliahdı olan Prens Jean tarafından da kabul ve tekeffül edilmiştir.

Şüphesiz sadece Piza değil, diğer İtalyan kent devletleri de sözü edilen dönemde Bizans İmparatorluğu’ndan, bu devletin zayıflamasını fırsat bilerek çeşitli imtiyazlar elde etmişlerdir. Venedikliler’in Bizans İmparatoru Alexis zamanında elde ettikleri geniş imtiyazları, Alexis’in ölümünden sonra Bizans İmparatoru olan Jean (Yanni)’a da kabul ettirmek istedikleri, ancak İmparator buna yanaşmayınca Bizans’a savaş açtıkları bilinmektedir.

İki devlet arasında 1126 Ağustosu’nda yapılan antlaşma, Venedik’in eski imtiyazlarının sürmesini öngörmüştür. Venedik, İtalyan kent devletleri arasında Bizanslılar’ca her zaman en çok gözetilen devlet olarak kalmıştır. Cenevizliler ise, Jean’dan sonra Bizans İmparatoru olan Manuel döneminde Piza ve Venedikliler’in sahip olduğu imtiyazlara benzer imtiyazlara kavuşmuşlar, ancak bu durum uzun süre devam edememiştir. Cenevizliler’in kendileri gibi Bizans’tan imtiyaz elde etmesini içlerine sindiremeyen Piza ve Venedikliler 1162 yılında bu devletin İstanbul’daki antreposunu basarak yağmalamışlar, böylece Cenevizliler’i ülkelerine dönmek zorunda bırakmışlardır. Yaşanan bu olay, ileride Piza ile Cenova arasında kanlı bir savaşın başlangıç sebebini oluşturmuştur8 .

İtalyan kent devletleri XII. yüzyılın sonunda Bizans İmparatorluğu’ndan konsolosluk yetkilerini genişleten imtiyazlar da elde etmişlerdir. Bizans İmparatorluğu 1199 yılında Venedik’e verdiği bir kapitülasyonla, kendi ülkesinde bulunan Venedikliler arasındaki davalara bakma yetkisini Venedik konsolosluk otoritesine bırakmıştır. 1199 Antlaşması, davalı tarafın Venedikli, davacı tarafın Bizanslı olduğu Buna benzer bir imtiyaz 1261 yılında Cenevizliler’e tanınmıştır9 .

Bu arada Osmanlılar’m, İstanbul’un alınmasından yarım yüzyıl kadar önce, bu şehirde oturan Türkler’in davalarına bakmak üzere bir kadı’nın tayin edilmesi hususunda Bizans İmparatorluğu’na baskı yaptıkları bilinmektedir. Osmanlılar, Selânik’in henüz Venedikliler’in elinde bulunduğu bir dönemde (1426-1430 yılları arasında) de bu şehirde konsolos bulundurmuşlardır. Konsolos, Selanik’te yaşamakta olan Osmanlı vatandaşları arasındaki özel hukuk davalarına bakmakla görevli kılınmıştır10 .

XV. yüzyılın sonları ve XVI. yüzyılın başlarından itibaren, o zamana kadar Doğu ticaretini elinde bulunduran italyan kent devletlerinin yerini İngiltere ve Fransa gibi Batı Avrupa’nın güçlü devletleri almaya başlamıştır. Adı geçen devletler, Doğu’da yeni bir güç haline gelen Osmanlı Devleti’nden elde ettikleri kapitülasyonlarla, vaktiyle İtalyan kent devletlerinin sahip olduğu imtiyazları elde etmişlerdir.

Fransa’nın bu konuda diğer devletlere göre başı çektiği görülmektedir. Bu devlet, zamanla daha ileri giderek Osmanlı ülkesinde temsilciliği bulunmayan ve kapitülasyonlara sahip olmayan milletlerin himaye edilmesi hakkını da elde etmiştir. İngiltere ise, 1580’de kendi kapitülasyonlarını elde edince, Fransa ile aynı haklara sahip olduğunu ileri sürmüş, bu iki devlet arasında uzun süre çekişme yaşanmıştır. Osmanlı Devleti 1604’de Fransa ile imzalamış olduğu Kapitülasyon Antlaşması ile Fransa’yı en çok imtiyaz elde eden devlet olarak kabul etmiş (4. ve 6. maddeler), 1607’de ise 1604 Antlaşması metnine ilâve edilen bir hükümle bu durum tüm dünyaya ilân edilmiştir “.

Kapitülasyonların Kaldırılması

Osmanlı Devletinde kapitülasyonları kaldırma isteği 1856 Paris Kongresi’nden sonra belirginleşmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti bu Antlaşma ile Avrupa devletleri arasına alınmış, ama yine de kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırma gücünü kendinde bulamadığı için, sadece ilgili devletlerin elçiliklerine kapitülasyonların aksayan yönlerini belirtmekle yetinmiştir.

I.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ise Osmanlı Devleti, tek taraflı bir nota yayınlayarak (8 Eylül 1914), kapitülasyonları 1 Ekim 1914’ten itibaren kaldırdığını ilân etmiş ve bunu derhal uygulamaya sokmuştur.

Ancak nota, antlaşmalara dayanan bir düzenin tek taraflı bir işlemle ortadan kaldırılamayacağını ileri süren Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya’nın sert protestolarıyla karşılaşmıştır . Savaşta Osmanlı Devleti’nin müttefiki durumundaki Almanya ve Avusturya bile Osmanlı Devleti’nin bu kararma karşı çıkmış, ancak Almanya daha sonradan Osmanlı Devleti ile yaptığı gizli bir antlaşma ile (11 Ocak 1917), diğer devletlerin de kabul etmesi şartıyla, kendi kapitülasyon haklarından vazgeçmeyi kabul etmiştir.

Bütün bu gelişmelere rağmen 10 Ağustos 1920 tarihli Sevres Antlaşması kapitülasyonların yeniden kurulmasını öngörmüştür. Bununla birlikte 1917 Devrimi’ni yaşayan Rusya 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması ile kapitülasyon haklarından vazgeçmiştir.

Kapitülasyonların hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ve genel olarak ortadan kalkması ise, 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile mümkün olabilmiştir. Şüphesiz bu sonucun elde edilebilmesi büyük mücadeleleri gerektirmiştir.

Lozan’da, 2 Aralık 1922’de toplanan ilgili komisyon “Kapitülasyonlar” meselesini ele alırken komisyon başkanı Garroni, kapitülasyonların yerine, yasama ve yargı alanlarında Türkiye’nin egemenlik hakkı ile bağdaşabilecek başka bir formül getirilmesi teklifinde bulunmuş ve bunların görüşülmesi için üç talî komisyonun kurulmasını önermiştir. O’na karşılık veren ismet Paşa, kapitülasyonların bir ulusun bağımsızlığı ile asla bağdaşamayacağı gerçeğini dile getirerek, onların başka bir tarzda bile olsa önlerine sunulmasını hiçbir surette kabul edemeyeceklerini vurgulamıştır. İsmet Paşa ayrıca Türkiye’deki yabancıların durumunun tüm uygar ve bağımsız devletlerde yürürlükte olan genel yasalara benzer yasalarla güvence altına alındığını belirtmiş, Türk delegasyonunun ancak kapitülasyonların tümden kaldırılması şartıyla talî komisyonlardaki çalışmalara katılabileceklerini vurgulamıştır. Ona karşılık veren Lord Curzon, kapitülasyonların antlaşma haklarına dayandığını, tarafların birbirlerine danışmadan ve kapitülasyonların yerine yeni bir sistem koymadan onları kaldıramayacağını ısrarla savunmuştur. İsmet Paşa’nın, Curzon’a verdiği cevapta Komisyon’un Türkiye’deki yabancılar konusunda Devletler Hukuku genel kurallarına göre karşılıklı ticaret antlaşmaları yapılması olanaklarını araştırabileceğini söylediği bilinmektedir.

Bağlaşıkların uzlaşmaz tutumları, uzun süre Türkler’in talî komisyonların çalışmalarına katılmamaları sonucunu doğurmuş, Lozan’da bu siyaset sürdürülürken, iç basında da kapitülasyonların devamında ısrar eden Fransa aleyhinde büyük bir mücadele başlatılmıştır. Neticede Lord Curzon’un, ABD temsilcisi Child’la birlikte İsmet Paşa’yı ziyaret ederek tüm kapitülasyonları kaldırmaya ve bunu Antlaşma’ya bir madde halinde eklemeye hazır olduklarını bildirdikleri görülmektedir. Ancak bunun bir şartı vardı; Türk adlî sistemi gelişimini tamamlayana kadar kendilerinin onaylayacağı geçici bir sistem yürürlüğe girecekti. Tahmin edilebileceği gibi bu şart da İsmet Paşa tarafından kesinlikle reddedilmiş, O’nun sert ve kararlı tutumu sayesinde kapitülasyonlar Lozan Antlaşması ile kayıtsız şartsız ortadan kaldırılmıştır .

Antlaşmanın 28. maddesi; “Yüksek âkit taraflar, Türkiye’de kapitülasyonların bütün nokta-i nazarlardan tamamen ilgasını herbiri; kendisine taallûku cihetinden kabul ettiklerini beyan ederler” hükmünü getirmiştir.

Bu arada Lozan Antlaşması’na taraf olmayan devletler de sonradan değişik vesilelerle ve özellikle gümrük ve ticaret antlaşmaları akdetme yoluyla kapitülasyon ayrıcalıklarının sona erdiğini kabul etme yoluna gitmişlerdir.

Ayrıca bakınız:

Vikipedi

Yorumlar
  1. Şenol Çam dedi ki:

    Bir, gayrı müslimlere verilen değil , kapitülasyon verilen ülke tüccarlarına verilen imtiyazlar… iki sorun, kapitülasyonların niteliğinden ziyade rekabet gücünün yetersizliğidir. Yani kapitalist sisteme adaptasyon sorunudur (?)Kanaatindeyim.saygilarimla…

Yorum Yaz