Kategori: İslam ve Diğer Dinler Tarihi

Dinin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi

- 25 Eyl 15

Tarihin her devrinde ve bütün toplumlarda görülen din, insanı hem içten hem dıştan kuşatan,
onun düşünce ve davranışlarında kendini gösteren bir disiplindir. İnsan, her zaman kendisini aşan
bir kudrete yönelmesi gerektiğini düşünmüştür. Her ne kadar insan, akıl ve yetenekleriyle yaşadığı
çevrede otoriter bir yapı kurmuş olsa da kendi gücünü aşan sorunlarla karşılaştığı zaman acziyete
düşer. Güçlü bir elin, içine düştüğü çaresizlik ortamından kendisini çekip çıkarmasını, himayesine
almasını ister. Diğer taraftan yaptığı yanlışlıklar nedeniyle içine düştüğü vicdan azabını hafifletecek,
kendisini affedecek bir gücü arzular. İnsanın bütün bu duygularını yalnızca içinde bulunduğu maddi
âlem çerçevesinde kalarak tatmin etmesi mümkün değildir. Her insan, yaşamında hiçbir maddi güç
ve kuvvetin yardımcı olamayacağı olaylarla ya da duygu yükleriyle yüz yüze kalabilir. Bütün bu durumlar, insanın sınırsız ve her şeye güç
yetiren aşkın bir varlığa inanıp yönelmesini
zorunlu kılar. Nitekim Kur’an,
“Sizi karada ve denizde gezdiren odur.
Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o
gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgarla
alıp götürdükleri ve (yolcular)
bu yüzden neşelendikleri zaman, o
gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar,
her yerden onlara dalgalar hücum
eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını
anlarlar da dini yalnız Allah’a halis
kılarak: ‘Andolsun eğer bizi bundan
kurtarırsan mutlaka şükredenlerden
olacağız.’ diye Allah’a yalvarırlar.”
ayetiyle tevhide inanmayan insanlardan
bahsederken zaman zaman onların çaresiz
kaldıklarında Allah’a yönelip ondan yardım dilediklerine dikkatimizi çeker. Böylelikle Kur’an,
inanan-inanmayan bütün insanların, sınırsız güce sahip varlığın himayesine sığınma ve yardımını
dileme duygularını taşıdığını vurgular.

İnsanın yüce bir kudrete gönülden bağlanması onun gücüne güç katar; dua, niyaz ve iltica insanı
ulvileştirir. “Allah sevgisi ve bu sevgiden kaynaklanan saygı insanı olgunlaştırır. Ona kuvvetli bir
irade ve sağlam bir karakter kazandırır. Böyle kimselerin içinde yer aldığı toplumlarda erdemli davranışlar
artar.” Din, insana içgüdüleri ile maddenin esiri olmadığını ve sonsuz bir hürriyet içinde
bulunmadığını telkin eder. Kişi yalnız her şeyin
sahibi olan Allah’a boyun eğer, bencil duyguların,
canlı ve cansız tabiatın esiri olmaz. Dinin
bu telkini, insana gerçek hürriyet ve bağımsızlığını
kazandırır.

Din; fertleri mukaddes duygu, ortak şuur ve
vicdan etrafında birleştiren bir faktör olduğu
gibi aynı zamanda toplumları yükselten, onların
gelişmesini sağlayan bir kurumdur. Din,
ahlaki bir müessese olarak en mükemmel kanunlar
ve nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde
kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir. Dinin zayıflaması ahlaki ve hukuki
suçların artmasına yol açabilir. Çünkü din olmayınca ahlak için yaptırım gücü kalmaz.

İnsanın toplumsal bir varlık olmasının yanında onun bir de iç dünyası vardır. “Yalnızlık, çaresizlik,
korku, keder, hastalık, musibet ve felaketler karşısında insanın yegane teselli kaynağı dindir.”
Ayrıca dinî meşguliyetlerin, insanı lüzumsuz ve zararlı endişelerden uzaklaştırdığı, böylece ruhi bunalımlardan
koruduğu bilinmektedir. Allah’a itaat etmek; ana babaya ve büyüklere saygı duymak, devlete
ve millete bağlılık, küçüklere sevgiyle yaklaşmak gibi ahlaki duyguları geliştirir.

Dindeki ahiret inancı, insana dünyevi ve uhrevi sorumluluk kazandırır. İnsanın ahlaki gelişmesine
katkıda bulunur ve ölüm korkusunun insan psikolojisi üzerindeki olumsuz etkisini azaltır. Çünkü ahiret
inancı, insanın içindeki ebediyet duygusuna cevap verir. Sıkıntılardan kurtulup ebedî huzura ulaşma,
Allah’ın rızasını elde etme düşüncesi insanda yaşama sevincine yol açar, dünyanın ıstıraplarına karşı
tahammül gücü verir. Geçici dünya arzuları aslında insan ruhunu tatmin etmediğinden din, ona en
ulvi ve manevi hazlar kazandırır. Bir insan, maddi ihtiyaçlarını ne kadar karşılarsa karşılasın, manevi
ihtiyaçlarını din duygusuyla tatmin etmemişse iç huzuru yakalaması çok zordur. Beşerî ihtiyaçlarını
fazlasıyla karşılayan toplumlarda görülen bunalımlar bunun bir göstergesidir.

İnsanlık âleminin manevi ve zihnî gelişmesinde dinin ne kadar geniş bir etkiye sahip olduğu
medeniyet tarihi incelendiğinde hemen göze çarpar. İlahî vahyin peygamberler tarafından telkin ve
tebliğ edilmesiyle insanlar birtakım kötü alışkanlıklarından kurtularak daha asil ve daha ulvi fikirlere
yükselmişlerdir. Dinin istediği ideal hayatın bu dünyada yaşanması ve bu dünya şartları içinde elde
edilmesi gerekir.

Dinin insanoğlunun manevi ve ahlaki yönden
gelişmesinde önemli bir yeri vardır. Din;
insanı kuralsızlıktan, ilkesizlikten ve başıboşluktan
kurtarır. Gerçekte din, kin ve nefret
duymayı, intikam almayı ve kan dökmeyi reddeder.
Buna karşılık din, sevgi, saygı ve nezaketi
telkin eder. Buna rağmen bazı dindarlarda
bayağı duygu ve eğilimlerin varlığı o kişilerin,
dini anlayamaması veya yanlış anlamasından kaynaklanır.

Toplum hayatının her alanında din kendini gösterir. Mimari, estetik, sanat, edebiyat, kişi ve yer
isimlerinde, örf, âdet ve geleneklerde, hukuki, siyasi, sosyal, kültürel, iktisadi ve turistik alanlarda
hep dinî motifler, deyim ve anlayışlar göze çarpar. Bu da dinin hayatımızın her alanında yer aldığını
gösterir.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sitede Ara
Reklam
Reklam

2005'den beri... - Tarihbilimi.gen.TR