İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük

Atatürkçülüğün Tanımı ve Önemi

Millî Mücadele’nin yapılması yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması, inkılapların gerçekleştirilmesinde
Atatürkçü düşünce sistemi etkili olmuştur. Günümüze kadar gelen bu gelişmeleri
anlamak için Atatürkçülüğün Türk gençliği tarafından öğrenilmesi önem arz etmektedir.

Atatürkçülüğün temel esasları Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenmiştir. Devlet ve toplum
hayatına ilişkin gerçekçi fikir ve ilkelerden oluşan Atatürkçü düşünce sistemi, Türk milletinin
ihtiyaçlarından ve gerçeklerinden ortaya çıkmıştır. Bu düşünce sistemi; Türk milletinin bugün ve
gelecekte tam bağımsızlık ile huzur ve refaha sahip olmasını, devletin millî egemenlik esasına
dayandırılarak, aklın ve bilimin rehberliğinde Türk millî kültürünün çağdaş medeniyet düzeyinin üstüne
çıkarılmasını amaçlar.

Atatürkçülük Türkiye Cumhuriyeti için tam bağımsızlığı hedeflemektedir. Bu onun Millî
Mücadele’nin başından beri en çok üzerinde durduğu temel esastır. Tam bağımsızlık, sadece siyasi
alanda değil ekonomik, askerî, kültürel vb. her alanda gerçekleşmelidir. Bu nedenle cumhuriyet
kurulduktan sonra tam bağımsızlığa yönelik her alanda inkılaplar gerçekleştirilmiştir. Atatürk bu
hususu Nutuk’ta şu sözleri ile ifade etmiştir: “Esas, Türk milletinin haysiyetli bir millet olarak
yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve
bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet medeni insanlık dünyası karşısında
uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez. Yabancı bir devletin
koruyuculuğu kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlüğü ve
miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu seviyesizliğe düşmemiş olanların
isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Hâlbuki Türk’ün
haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok
olsun daha iyidir! O halde, ya istiklal ya ölüm!”

Atatürkçülülüğün hedeflerinden biri de Türk milletinin huzur ve refah içinde yaşamasıdır. Bu
nedenle Atatürk “Büyük davamız, en medeni ve en üst refah seviyesinde bir millet olarak
varlığımızı yükseltmektir.” diyerek bu konudaki düşüncelerini dile getirmiştir. O “Bir milletin
yaşama gereklerini, refah ve mutluluğunu teşkil eden ekonomi ile meşgul olamaması dikkati
çeken bir durumdur. Fakat biz itiraf etmeye mecburuz ki ekonomik hayatımıza lüzumu kadar
ehemmiyet vermemiş bulunuyoruz…” diyerek refah içinde yaşamak için ekonominin önemine
dikkat çekmiştir. Bu yüzden Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra da diğer inkılapların yanında
ekonomi alanındaki inkılaplara da büyük önem vermiştir.

Atatürk, hayatı boyunca, her fırsatta millî egemenliği tesis etmeye çalışmış, her zaman kişisel
yönetimin sakıncalarıyla millî egemenliğin üstünlüklerini dile getirmiştir. Çağdaş bir topluma ve devlete
yakışan yönetim şeklinin, millî egemenlik esasına dayanan sistem olduğunu iyi bilen Atatürk;
TBMM’nin açılması, saltanatın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı, halifeliğin kaldırılması gibi inkılapları
millî egemenliği tesis etmek amacıyla gerçekleştirmiştir. Millî egemenlik esası, demokrasi ve laikliğe
dayalı devletin kurulmasında önemli bir yere sahiptir. Bu esas aynı zamanda cumhuriyetçilik,
milliyetçilik, halkçılık ve laiklik ilkelerini de desteklemektedir.

Atatürkçülükte millî egemenlik esastır. Devlet içinde en üstün erk olan egemenlik, millete aittir. Bu
anlamda millî egemenlik, kişi ve zümre egemenliğine dayalı yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşmaz.
Bu konuda Atatürk: “Kayıtsız şartsız tabiriyle belirtilen egemenliği, milletin üzerinde tutmak
demek, bu egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek,
verdirmemek demektir. Bununla kastettiğim manayı kolaylıkla anlayabilirsiniz.” demiştir.

Bağımsızlık ilkesi gibi millî egemenlik de Atatürk’ün Millî Mücadele’nin ilk günlerinden beri açıkça
ortaya koyduğu, ısrarla vurguladığı bir ilkedir. Erzurum ve Sivas kongrelerinde, bu ilke ön plana çıkarılarak
Millî Mücadele halka mal edilmiştir. Temsil Heyeti’nin Ankara’ya gelişinden bir gün sonra Atatürk:
“Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikrî ve maddi güçleriyle alakadar
olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse
başkalarının oyuncağı olmaktan kurtulamaz… Bu sebeple teşkilatımızda millî güçlerin etken ve
millî iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir
egemenlik tanırlar: Millî egemenlik…” sözüyle de bu ilkeye verdiği önemi belirtmiştir.

Atatürkçülük, olayları akılcı bir yaklaşımla ele almayı ilke edinmiştir. Atatürkçülüğün bütün ilkeleri
temelde akılcılığı, bilimselliği ve gerçekçiliği esas almıştır. Gerçekçi bir kişiliğe sahip olan Atatürk,
“Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça, bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren
adamlar olmalıyız.” sözü ile bu yönünü ortaya koymuştur. Bu bakımdan Atatürkçülükte akla değer
verilir, olaylara bilimsel açıdan bakılır. Atatürk “Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve
medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.” “Millî
sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak millet ve
memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak genellikle milleti uzun emeller peşinde
koşturarak zarara uğratmamak” sözleri ile gerçekçi yönünü ortaya koymaktadır.

Atatürkçülük, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı amaçlamaktadır. Bir
milletin uygar dünya içinde varlığını sürdürebilmesi; akıl ve bilimi rehber edinmesi, yönetimde millî
egemenliği esas alması, demokratik kurum ve kurallar ile bağımsızlığına sahip çıkmasıyla
mümkündür. Atatürk bu konuda “Bilirsiniz ki dünyada her milletin varlığı, değeri, özgürlük ve
bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı uygar eserlerle orantılıdır. Uygar eser meydana
getirmek yeteneğinden mahrum olan milletler, özgürlük ve bağımsızlıklarından soyunmaya
mahkûmdurlar. Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak yaşamın şartıdır. Bu yol üzerinde
ileri değil, geriye bakmak bilgisizliği ve dikkatsizliği gösterenler, genel uygarlığın coşkun seli
altında boğulmaya mahkûmdurlar.” demiştir.

Atatürkçülük’te çağın gerekleri dikkate alınır. Toplumda geçerliliğini yitiren kurumların yerine çağa
uygun kurumlar tesis edilir. Atatürk yenileşmenin kaçınılmaz olduğunu “ Uygarlık yolunda başarı,
yenileşmeye bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve teknoloji alanında başarılı
olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Hayat ve yaşayışa hâkim olan hükümlerin zaman
ile değişme, gelişme ve yenilenmesi zorunludur.” sözleriyle ifade etmiştir.

Akıl ve bilimi esas alan yaklaşımı ve inkılapçılık ilkesi sürekli olarak çağdaşlaşmayı esas alır. Bu
anlayışla Atatürkçülük dinamik bir yapıya sahiptir. Atatürk: “ Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz
inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve
biçimiyle medeni bir toplum hâline ulaştırmaktır. İnkılaplarımızın temel prensibi budur.” diyerek düşünce sisteminin çağdaşlaşma hedefine işaret etmiştir.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir