Web sitemize hoşgeldiniz, 01 Aralık 2021
Tarih Bilimi
Anasayfa » İslam ve Diğer Dinler Tarihi » Yahudiliğin Tarihçesi

Yahudiliğin Tarihçesi

Yahudiliğin Tarihçesi

Başlangıçtan günümüze Yahudileri tanımlamak için İbrani, İsrail/İsrailoğulları gibi isimler kullanılır. Musevi terimi Osmanlı’nn son dönemlerinden itibaren, Türkçe’de Yahudileri ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.

Türkiye’de yaşayan Yahudiler kendilerini Musevi olarak tanımlarlar. Yahudi teriminin kamuoyunda olumsuz bir anlam kazanması nedeniyle bu isimlendirmenin Yahudiler tarafından tercih edilmiş olması mümkündür.

Yahudi imajının olumsuz çağrışımına karşı Hz. Musa’nın (a.s.) dinine bağlı, yolundan giden anlamlarına gelen Musevi terimi kullanılmaya başlanmıştır.

Yahudiler kendilerini etnik olarak Hz. İbrahim, onun oğlu Hz. İshak ve torunu Hz. Yakub’a

dayandırırlar (İbraniler). Dinî açıdan ise MÖ 13. yüzyılda Hz. Musa’ya gelen vahiyle başlatırlar (Yahudilik).

 KRONOLOJİK YAHUDİ TARİHİ

Atalar Dönemi: Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya Kadar (MÖ 1800-1300)

Tevrat’ta göçebe bir İbrani şeklinde nitelendirilen (bk. Tekvîn 14/13; Tesniye, 26/5) ve Mezopotamya’da yaşadığı kabul edilen Hz. İbrahim, Tanrı’nın vahyi doğrultusunda Ken’an topraklarına göç etmiş ve burada göçebe bir hayat sürmüştür (bk. Tekvîn, 11/31; 12/9).

Kalabalık bir nesle sahip olacağına dair ilahî vaadin tecellisi olarak (bk. Tekvîn, 12/2; 13/16) geç yaşta câriyesi Hâcer’den Hz. İsmail, ardından karısı Sâre’den Hz. İshak doğmuş, bu iki oğlundan İsmailoğulları ve İsrailoğulları ortaya çıkmıştır.

Tevrat’ta Tanrı’nın Hz. İbrahim ile bir ahit yaptığı, kendisini ve soyunu bereketli kıldığı, Kenan topraklarını mülk olarak soyuna verdiği ifade edilmektedir (bk. Tekvîn, 12/2; 15/4-5, 18-21).

Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakub’dan meydana gelen üç büyük İbrânî atasının ve Yakub’un on iki oğlunun hikayeleri, Hz. Yusuf’un Mısır sarayındaki yükselişi, Kenan’da baş gösteren kuraklık yüzünden Yakub’un ve diğer oğullarının onun himayesinde Mısır’a yerleşmeleri ve burada çoğalmaları Tevrat’ın Tekvin bölümünde ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.

400 veya 430 yıllık bir süreye denk gelen Mısır Dönemi (bk. Tekvîn, 15/13; Çıkış, 12/40), İsrailoğulları’nın geniş bir aileden on iki kabilelik kalabalık bir topluluğa geçiş sürecini oluşturmaktadır.

Mısır’dan Çıkış ve Milletleşme Dönemi: Hz. Musa Dönemi (MÖ 1300-1200)

Tevrat’a göre İsrailoğulları Mısır’da kısa bir refah döneminin ardından köleleştirilmiştir. Onları Firavun’un zulmünden (kölelikten) Hz. Musa kurtarmıştır.

İsrailoğulları’nın, Hz. Musa önderliğinde Mısır’dan çıkarılıp mucizevî biçimde Kızıldeniz’den geçirilmeleri, daha sonra Sina Dağı’na ulaştırılıp burada Tanrı ile ahitleşmeleri İsrailoğulları tarihinde dönüm noktasıdır (bk. Çıkış, 5-19. Bölümler).

İsrailoğullarının Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)liderliğinde Mısır'dan çıkışta takip ettikleri yolu gösteren harita.

İsrailoğullarının Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)liderliğinde Mısır’dan çıkışta takip ettikleri yolu gösteren harita.

Bu ahit kapsamında İsrail Tanrısı Yahve tarafından Hz. Musa’ya İsrailoğulları’nın uyması gereken kuralları içeren Tevrat verilmiştir.

İsrailoğulları, Hz. Musa zamanında Kenan topraklarına girememişlerdir. Hz. Musa’nın Sina Dağı’na çıkıp orada kırk gün kalması sırasında İsrailoğulları altından buzağı heykeli yapıp onu ilah edinmişlerdir. Daha sonra Kenan topraklarında yaşayan halkla savaşmak istememiş ve Hz. Musa’ya isyan etmişlerdir (bk. Çıkış, 32; Sayılar, 13-14. Bölümler).

Mısır’dan çıkan bu ilk nesil, İsrail Tanrısı’na karşı gelmenin cezası olarak kırk yıl boyunca çöle mahkûm edilmiş, vaad olunan topraklara girmelerine izin verilmemiştir. Çöl dönemi boyunca itaatsiz tutumlarını sürdürmüşlerdir (Salime Leyla Gürkan, “Yahudilik: Giriş ve Tarih”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 43, s. 188-189).

Hz. Musa’dan (a.s.) sonra İsrailoğulları Yeşu önderliğinde vaat edilmiş topraklara girdi.

Yeşu, müstakil bir devlet kurmadı. Toprakları on iki kabile arasında paylaştırdı (bk. Yeşu, 13-21. bölümler).

Hâkimler Dönemi (MÖ 1200 – 1050)

Yeşu’nun ölümünden sonra İsrail kabileleri, “hâkimler” olarak adlandırılan seçilmiş dinî liderlerin önderliğinde yerleşik ziraî düzene geçmişlerdir.

Bu dönemde kendilerini düşmanlarının elinden kurtarmak ve doğru yola iletmek için gönderilen hâkimlerin çabalarına ve uyarılarına rağmen Kenanlı kavimlerin yolundan gidip İsrail Tanrısı yerine bu kavimlerin tanrılarına (Baal, Aştarot vb.) tapmışlardır (Hâkimler, 2, 20-21).

Kabileler ilk kez bu dönemde yerleşik düzene geçtiler. Yahuda ve Bünyamin kabileleri güneye, diğer on kabile ise kuzeye yerleşmiştir.

Krallar Dönemi (MÖ 1050- 900)

Bu dönemin en önemli üç kralı vardır: Saul, Davut ve Süleyman.

Peygamber Samuel, İsrailoğullarının talebi ve Tanrı’nın izniyle Saul’ü (Kur’an’da Tâlût) kral seçmiştir (bk. I. Samuel, 8. Bölüm).

İsrailoğullarının ilk kralı seçilen Saul, Filistîlerle savaşmış ve büyük başarılar kazanmıştır.

Bir savaşta Saul, Golyat’la (Kur’an’da Câlût) savaşmaya cesaret edememiştir.

Davut, Filistîli komutan Golyat’ı öldürünce şöhreti bir anda artmıştır.

Kral Saul’ün ölümünden sonra Samuel peygamber Davut’u kral olarak kutsamıştır (bk. II. Samuel, 5-6. Bölümler).

Kral Davut Kudüs’ü fethederek 12 İsrail kabilesini tek merkezde birleştirmiştir.

İsrailoğulları altın çağlarını onun döneminde yaşamışlardır. Hz. Davut zamanında krallık en geniş sınırlarına ulaşmıştır (bk. II. Samuel, 8, 10).

Yahudilere göre Davut ve oğlu Süleyman peygamber değil, kraldır.

Kral Davut’un ölümünden sonra yerine oğlu Süleyman geçmiştir (bk. I. Krallar, 1-3. Bölümler).

Kral Süleyman, komşu krallıklarla anlaşma yoluna giderek ve çok sayıda siyasi evlilikler yaparak babasından devraldığı topraklarda barışı sağlamaya çalışmıştır.

Kudüs’te Mabed’i (Bet-Hamikdaş) inşa ettirmiştir (bk. I. Krallar, 5-6. Bölümler). Bu mabed, Yahudi halkının dinî ve millî hayatının merkezi hâline gelmiştir. I. Mabed Dönemi başlamıştır.

İsrailoğulları bu dönemde üç şeye birden sahip olmuşlardır: Kral, devlet ve mabed.

Krallığın İkiye Bölünmesi ve Sürgünler (MÖ 930-586)

Kral Süleyman’ın ölümünden sonra kuzeydeki on kabile İsrail Krallığı adıyla bağımsızlığını ilan etmiştir. Yahuda ve Bünyamin kabileleri ise güneyde Kudüs merkezli Yahuda Krallığı’nı kurmuştur.

Kuzeydeki İsrail kralları, dönemin peygamberlerinin bütün uyarılarına rağmen Tevrat öğretisinden sapmış ve politeist uygulamalara yönelmiştir (bk. I. Krallar, 18-19). İsrail Krallığı ilahî ceza olarak Asurlular tarafından işgal edilip yıkılmış ve kabileler sürgüne gönderilmiştir (MÖ 722).

Kuzey İsrail Krallığı (On Kabile)

  • Kral: Yeroboam
  • Başkent: Samiriye
  • İnanç: Politeist
  • Tanrı İsmi: Elohim
  • Yıkılışı: Asur Kralı II. Sargon MÖ 722’de bu krallığa son vermiş ve halk sürgün edilmiştir.

Sürgüne gidenler diğer milletler arasında asimile olmuş ve tekrar bölgeye geri dönememiştir.

Güney Yahuda Krallığı (İki Kabile)

  • Kral: Rehoboam
  • Başkent: Kudüs
  • İnanç: Monoteist
  • Tanrı İsmi: Yahve
  • Yıkılışı: MÖ 587’de Babil Kralı Buhtunnasr tarafından yıkılmıştır.

Yahudi krallığı tamamen sona ermiş, Süleyman Mabedi tahrip edilmiş ve halkın büyük bir kısmı Babil’e sürgün edilmiştir (Ali Osman Kurt, Erken Dönem Yahudi Tarihi, s. 33-40). Böylece I. mabed dönemi sona ermiştir.

İkinci Mabed Dönemi (MÖ 538-MS 70)

Yahudiler Babil’de yetmiş yıl sürgünde kalmışlardır. Babil sürgünü, Perslilerin bölgeye hâkim olmasıyla sona ermiştir.

Persler’in Bâbilliler’i yenilgiye uğratmasının ardından bölgenin yeni hâkimi olan Pers Kralı Koreş, sürgündeki İsrailoğulları’nın Yahuda’ya dönmelerine izin vermiştir (MÖ 538).

Tevrat’ta, Yahudilere dönüş izni vermesi sebebiyle Koreş’e “Mesih” unvanı verilmiştir.

Sürgünden dönenler mabedi yeniden inşa etmiş, böylece Yahudi tarihinde İkinci Mabed Dönemi başlamıştır.

Bu döneme Koreş’in görevlendirdiği ve yetki verdiği Ezra’nın reformları damgasını vurmuştur. Ezra dinî reformlar çerçevesinde; sürgün sırasında kaybolan ve unutulan Tevrat’ı yeniden kaleme almış, Cumartesi (Şabat) uygulamasını yeniden tesis etmiş, kutsal toprak yerine kutsal soyu öne çıkarmıştır. Bunun bir yansıması olarak yabancı kadınlarla evliliklere son vermiş ve Yahudi olmak için Yahudi anneden doğma şartını getirmiştir (bk. Ezrâ, 4-10; Nehemya, 4-8 Bölümler). Yaptığı reformlar sebebiyle Ezra, Yahudi geleneğinde ikinci Musa olarak yüceltilmiştir.

Bu dönemde Yahudi olmadıkları iddia edilen Samirîler Yahudi toplumundan dışlanmıştır (Ali Osman Kurt, Erken Dönem Yahudi Tarihi, s. 126-127).

Bu dönemde “İsrailoğulları” ve “İsrailoğulları dini” yerine “Yahudi” ve “Yahudilik” kavramları öne çıkmıştır.

İkinci mabedin yeniden inşasıyla başlayıp mabedin Romalılar tarafından MS 70 yılında yıkılmasına kadar süren bu dönem Yahudiliğin sistemleşmeye başladığı dönemdir.

Bu tarihten sonra Yahudilere kohenler (hahamlar) liderlik etmeye başlamıştır.

Makedonya Kralı Büyük İskender’in Perslerin kontrolündeki toprakları ele geçirmesiyle (MÖ 332), Yahuda bölgesinde Yunan hâkimiyeti ve etkisi başlamıştır.

Büyük İskender’in ölümünden sonra, Yunan kültürü Yahudilere dayatılmaya başlamış, sünnet ve Cumartesi (Şabat) kutlamaları yasaklanmış, mabede Zeus heykeli dikilmiş ve Yahudiler putlara tapmaya mecbur bırakılmışlardır.

Yunanca konuşan Mısır Yahudi cemaati için Tevrat, Yunancaya tercüme edilmiştir. Bu çeviriye “Septuagint” (Yetmişler Çevirisi) denilmiştir (Dursun Ali Aykıt, Hıristiyanlığın Öncüsü Olarak İskenderiyeli Philo, s. 69).

MÖ 63’de Romalılar bölgeyi ele geçirince Yahudiler Roma’ya karşı ayaklanmışlardır.

MS 70’de Romalılar Yahudilerin başlattığı ayaklanmayı bastırmştır.

Kudüs Romalı askerlerce tahrip edilmiş, mabed ikinci kez yıkılmış ve Yahudilerin büyük bir kısmı sürgüne gönderilmiştir.

İkinci Mabed Dönemi’nde Ferisilik, Sadukilik ve Essenilik adıyla bilinen üç büyük Yahudi grubu ortaya çıkmıştır.

İkinci Mabed Dönemi Sonrası Yahudilik (MS 70-MS 600)

Romalılar’ın Yahuda’yı ele geçirmesiyle birlikte (MÖ 63) Yahuda Krallığı sona ermiş, Yahuda doğrudan Roma yönetimine bağlanmıştır.

Bu dönemde İsa Mesih hareketi ortaya çıkmıştır. Tebliğiyle taraftar toplayan İsa Mesih’in Yahudi din adamlarının şikâyeti üzerine Roma Valisi Pilatus tarafından yalancı mesihlikle suçlanarak çarmıha gerildiğine inanılmaktadır.

Kudüs, Romalılar tarafından kuşatılmış, mabed yıkılmış ve Yahudiler Kudüs’ten çıkarılmıştır (MS 66-70).

Bu dönemde Yahudi sözlü literatürünü oluşturan Mişna ve Talmud derlenmiştir. Sözlü geleneğin derlenmesiyle Rabbanî Yahudilik ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Yahudi dininin merkezine ikinci mabed döneminde ağırlıklı yere sahip olan mabed, kurban ve kohen sınıfı yerine Tevrat, sinagog ve din bilginleri (rabbiler) geçmiştir.

Rabbanî dönem olarak da adlandırılan bu dönemde küçük bir Yahudi mezhebi olarak ortaya çıkan Hıristiyanlık, hem Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun resmî dini hem de Yahudiliğe rakip bir din haline gelmiştir (Salime Leyla Gürkan, “Yahudilik: Giriş ve Tarih”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 43, s. 191).

Yahudiler, MS 70’deki sürgünden sonra 1948’de İsrail Devleti kuruluncaya kadar sürgünde yaşamışlardır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz