Türk – Sovyet İlişkileri

Türk – Sovyet İlişkileri

Rusya I. Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri yanında savaşa katılmıştı. 1917’de çıkan ihtilalle
Rusya’da Çarlık rejimi yıkılırken Bolşevikler yönetime hâkim olup Sovyetler Birliği’ni kurdular. Yeni
yönetim Brest – Litowsk Antlaşması’yla savaştan çekildi. Ancak Bolşevik yönetimini kendileri için
tehlikeli gören İtilaf Devletleri, Çarlık taraftarlarının isyanlarını ve Ruslarla savaşan Polonya ile Baltık
devletlerini destekleyerek Sovyetlere karşı saldırgan bir politika izlediler.

Sovyetlere karşı düşmanca davranan İtilaf Devletleri aynı zamanda Anadolu’yu işgale
başlamışlardı. Böylece Sovyetler Birliği ve Türkiye’nin mücadele ettiği devletler aynı oluyordu. Ayrıca
Boğazların ve Anadolu’nun İtilaf Devletlerince işgali yeni Sovyet devletinin geleceğini tehlikeye
düşürüyordu. Sovyet Hükûmeti’nin Türklerin dostluğuna, Türk Hükûmeti’nin de Sovyet silah yardımına
ihtiyacı vardı. Bu durum her iki tarafın birbirine yakınlaşmasını sağladı. İki devlet arasında 1921’de
Moskova Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile ilk defa Batılı bir devlet, yeni Türk Devleti’ni tanımış
oluyordu. Millî Mücadele döneminde Sovyetler Türk Hükûmeti’ne silah ve para yardımında bulunarak
İtilaf DevletlerininAnadolu’ya yerleşmesini engellemeye çalıştılar.

Sovyet Hükûmeti Lozan’da Boğazlar üzerinde mutlak Türk egemenliği tezini savunmuştu. Türk –
Sovyet yakınlaşması Lozan Barışı sonrası dönemde de Batılı devletlerin Türkiye’ye karşı davranışları
doğrultusunda gelişmiştir. I. Dünya Savaşı’nın galiplerinin Almanya’yı saflarına alarak 1925’te Locarno
Antlaşması’nı imzalamalarını Sovyetler, kendisine karşı yapılmış hareket olarak görmüştü. Ayrıca
Musul sorununda Milletler Cemiyetinin tutumu, Fransa ve İtalya’nın İngiltere’yi desteklemesi
Türkiye’nin uluslararası alanda yalnız
kalmasına yol açmıştır. Bu olaylar
Türkiye’yi Sovyetler Birliği’ne yaklaştırmış
ve iki devlet arasında 1925’te
Paris’te bir “Tarafsızlık ve Saldırmazlık
Antlaşması” imzalanmıştır.

Bu antlaşma, iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin gelişmesine sebep olmuştur. Yine iki ülke arasında
1927’de Ankara’da “Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması” imzalanarak ticari iş birliğinin geliştirilmesine
çalışılmıştır.

1928’de saldırı savaşını yasaklayan Briand – Kellogg Paktı imzalanınca Türk ve Sovyet Hükûmetleri
de buna katılmışlardır.

1920’li yılların sonlarına doğru Türkiye’nin problemlerini hallederek uluslararası alanda daha aktif
olması ve Batılı devletlerle iyi ilişkiler kurması Sovyetler Birliği’ni endişelendirdi. Türkiye bu endişeyi
gidermek için Sovyetler Birliği ile 1929’da 1925 antlaşmasını teyit eden ve iki yıl daha uzatan bir dostluk
antlaşmasını imzaladı. Türkiye, 1930’a doğru İngiltere, Fransa ve Yunanistan’la sorunlarını hallederek
normal ilişkiler içine girmiştir. Böylece Sovyetler Birliği artık Türkiye’nin iş birliğinde bulunduğu tek
Batılı devlet olmaktan çıkacaktır.

Türkiye ile Sovyetler Birliği ilişkilerinin diğer bir yönünü ise şunlar oluşturmuştur. Sovyetlerin
Türkiye’de komünizmi yaymak istemesine rağmen yabancı ideolojilerden etkilenmemeyi ilke edinen
Türkiye, başlangıçtan itibaren Sovyetlerle ilişkilerini komünizmden ayrı olarak düşünmüş ve buna göre
davranmıştı. Osmanlı borçlarının tasfiyesi için Türkiye’nin Batılılarla yaptığı anlaşmalar, Sovyetler
tarafından hoş karşılanmamıştır. Çarlık döneminin borçlarını tanımayan Sovyetler Birliği, emsal teşkil
edeceği için, Türkiye’nin de kendileri gibi hareket etmesini istemiştir. Bu da bazı görüş ayrılıklarını
ortaya çıkarmıştır. Buna rağmen Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki iyi ilişkiler 1936 Montrö
Boğazlar Sözleşmesi’ne kadar bozulmadan devam edecektir.