Web sitemize hoşgeldiniz, 03 Aralık 2020

Talas Savaşı 751

Talas Savaşı 751

Talas Savaşı 751, başlıklı bu yazımızda Talas savaşı öncesi, Talas Savaşı ve Talas Savaşı sonrası dönemler incelenerek, Talas Savaşı nerede ve kimler arasında yapılmıştır, Talas savaşının nedenleri, Talas savaşının bilinmeyen gerçekleri ve bir çok benzer konuya özet olarak değinip kısa bilgi vermeye çalışacağız.

Talas Savaşı

744 yılında II. Kök Türk Devleti’ni yıkan Uygurlar, onların yerini dolduramadı. Bu nedenle Çinliler batıya doğru ilerlemeye başladı.

Çinliler’in bu ilerleyişi esnasında geçtikleri bölgelerdeki Türkler’e sert tutumları ve özellikle Taşkent’teki Türk hükümdarı Bagatur Tudun’u öldürmeleri üzerine Türkler Müslümanlar’dan yardım istedi. Bunun üzerine Karluk Türkleri tarafından desteklenen Müslüman Araplar ile Çinliler arasında meydana gelen Talas Savaşı’nda (751) Çinliler ağır bir mağlubiyete uğradı. Talas Savaşı, 751 yılında meydana gelmiştir.

Çinliler bu yenilgiden sonra Batı Türkistan’a hâkim olma emellerinden vazgeçmek zorunda kaldı. Türk boyları Çin baskısından kurtuldu. Batı Türkistan’da sarsılan Türk nüfuzu yeniden kuruldu.

Hz. Ömer zamanında Sâsânî Devleti’nin yıkılmasının ardından bölgede İslâm fetihleri sırasında başlayan ve bir asır devam eden Türk-Arap mücadelesi Talas Savaşı’ndan sonra yerini dostluğa ve iş birliğine bıraktı. Sağlanan bu barış ortamında İslâmiyet’in Türkler arasında yayılması hızlandı.

Aşağıdaki harita Talas savaşının haritasıdır, Talas savaşının gerçekleştiği tarihte savaşın meydana geldiği coğrafyadaki durumu gözler önüne sermektedir.

Talas Savaşı Haritası

Talas Savaşı Haritası

Talas Savaşı kültür tarihi açısından da önemli gelişmelere yol açmıştır. Çin’de keten ve kenevirden üretilen kâğıt bu savaşta esir alınan Çinliler vasıtasıyla, Çin dışında ilk defa Semerkant’ta üretilmiştir.

Daha sonra 794 yılında Bağdat’ta bir kâğıt imalâthanesi kurulmuş ve bunu Mısır’daki imalâthaneler takip etmiştir. IX. yüzyıldan itibaren Endülüs’ten Hindistan’a kadar bütün İslâm ülkelerinde kâğıt yapımına başlanmıştır. Kâğıt Avrupa’ya Sicilya ve Endülüs üzerinden girmiştir (Taşağıl, 2010, s.501’den düzenlenmiştir).

Talas Savaşı Tarihçesi

Talas Savaşı hakkında Islam kaynakları çok detaylı bilgi vermemektedir.

Talas Savaşı öncesinde Çin’in Türklere karşı baskı ve zulmü artmış, Çin kumandanı Kao Sien-tche’nin Taşkent beyi Bagatur Tudun’u hile ile hapsedip sonrada öldürtmüştü. Bunun üzerine Tudun’un oğlu, Horasan valisi Ebu Müslim’den yardım istemiştir.

Çinli komutanın Taşkent ahalisine sert tutumu üzerine başta Karluklar olmak üzere bölgedeki diğer Türk boyları Çin’e karşı harekete geçtiler. Ancak, bu dönemde siyasi birlikten yoksun olan Türkler, Çin kuvvetleriyle tek başına mücadele edemeyeceklerini bildikleri için Çin üzerine bir sefer düzenleme eğiliminde olduğunu bildiklerinden Abbasi Devleti’nin Horasan valisi Ebu Müslim’i kendi komutası altında Kuça, Karaşar, Hotan ve Kaşgar’ın işgaline ikna ettiler. Bunu haber alan Çin komutanı Kao Sien-tche 100 bin kişilik ordu ile hareket ederek Talas (bugünkü Evliya-ata yakınında) şehrine gelip Said b. Humeyd’in birliği ile karşılaştı.

751 yılının Temmuz ayında Çin ve Abbasiler arasında başlayan ve beş gün süren bu savaşta, muhtemelen savaşın sonuncu günü Karluklar’ın arkadan Çin birliklerine taarruz etmesiyle, iki ateş arasında kalan Çin ordusunun 45- 50 bin kadar askeri öldürülmüş, 20 bin kadarı esir alınmış ve geriye kalan askerler ise Çin komutanı Kao Sien-Chih ile birlikte kaçmayı başarmıştır.

Çin kaynakları bu savaşta Müslüman Araplara yardım eden Karluk Türkleri’ni ihanetle suçlamaktadırlar. Karluklar yüzünden Çinliler bu savaşta iki cephede savaşmak mecburiyetinde kalmışlar ve askerlerinin çoğunu harp meydanında kaybederek ağır bir yenilgi almışlardır. Bu savaşta Müslüman Araplar Türklerin de yardımını alarak galip gelmişlerdir.

Ebu Müslim’in ordusuna 751 yılında Talas Savaşı’nda yenilince bu tarih Türk ve İslam tarihi bakımından bir dönüm noktası olmuştur. Türkler bu savaşta Abbasiler tarafını tutmakla yalnız muharebenin neticesini değil, aynı zamanda tarihlerinin istikametini de değiştirdiler. Bu tarihten itibaren artık Türkler yüzünü İslam dünyasına çevirdiler. Abbasi halifeleri başlangıçta İranlılara ehemmiyet verdikleri halde bu savaştan sonra kendi ülkelerinin müdafaasında Türkleri ön plana çıkarmaya başladılar.

Talas Savaşının Sonuçları

Talas Savaşı Türk, İslam ve dünya tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Fakat bu savaş basit bir meydan muharebesi olarak düşünülmüş ve neticeleri üzerinde fazla durulmamıştır.

Talas Savaşı Türk-Arap ilişkileri bakımından da önemli bir yere sahiptir. Araplar Türkistan’da ilk defa Türklerle karşılaşıyorlar ve Emevilerin yanlış politikaları yüzünden Türklerin İslam dinine girmeleri gecikmiştir. Daha sonra Abbasiler döneminde barış ve dostane ilişkiler dönemi başlayacaktır. Bunun sonucu ise, Türklerin tedricen İslam Devleti hizmetine girmeleri Müslümanlığın kabulünün hızla artmasıdır. Dolayısıyla Türkler arasında İslamiyet’in yayılması Türk ve İslam tarihi açısından olduğu kadar, dünya tarihi açısından da önemli bir gelişmedir. Talas Savaşı’nın en önemli sonucu da böyle bir gelişmeye imkan hazırlaması olmuştur.

Liu En-Lin’in de belirttiği gibi: “Eğer savaş Arapların aleyhine neticelenmiş olsaydı, Müslümanlığa vurulacak darbenin tamiri çok güç olacaktı. Belki de Türkistan’da yaşayan Türklerin çoğunluğu, hatta bütünü Budistliği kabul etmek mecburiyetinde kalcaktı.” Bu hakikati ünlü tarihçi Barthold şu cümlelerle ifade eder: “Bu muharabenin Türkistan tarihindeki önemi çok büyüktür. Çünkü İslam ve Çin medeniyetinin hangisinin Türkistan’da hakim olacağı meselesi bu suretle halledilmiştir.”

Çin Hunlardan itibaren her fırsatta Türkistan’a nüfuz ederek Türkler üzerinde hakimiyet kurma siyasetini hep takip etmiştir. Bu emelini gerçekleştirmesi Türklerin siyasi ve askeri güçlerine bağlıydı.

VIII. asrın ortalarına doğru Çin İmparatoru’nun geleneksel siyasetinin bir devamı olan Batı Türkistan’a karşı giriştiği askeri harekat 751 Talas Savaşı ile feci bir şekilde son bulmuştur. Böylece Çin, Türkistan bölgesine hakim olma emellerinden vazgeçmiştir.

Savaştan önceki yıllarda Batı Türkistan’da sarsılan Türk nüfuzu, Talas Savaşı ile tekrar kurulmuştur. Savaşın Çin aleyhine neticelenmesinde önemli rol oynayan Karluklar, Göktürk ve Türgiş Devleti’nin yıkılması üzerine bölgenin en önemli unsuru haline gelmişler ve Türk birliğini yeniden kurmak için harekete geçmişlerdir. Şu hususu belirtelim ki, Karlukların savaştan önce, savaş esnasında ve savaştan sonra takip ettikleri siyaset, bir tesadüf eseri olmayıp, kendi milli menfaatlerine uygun surette ve son derece iyi planlanmış ve tatbik sahasına konmuştur.

Sasani Devleti’nin yıkılmasından sonra Türklerle Araplar arasında yarım asırdan fazla bir mücadele dönemi devam etmiştir. Bu sebeple İslam dini Türkler arasında Talas Savaşı’na kadar fazla rağbet görmemiştir.

Talas Savaşı’nda bu iki rakibin Çin’e karşı birlikte hareket etmesi, Türk-Arap ilişkileri bakımından bir dönüm noktası olmuştur. Bu tarihten (751) itibaren bu ilişkiler yerini sulhe ve dostça münasebetlere bırakmıştır. Böylece İslam dini Türkler tarafından yavaş yavaş benimsenmeye başlamıştır. Türkler daha sonraki zamanlarda artık kitleler halinde İslam’a girmeye devam etmişlerdir.

Talas Savaşı’nın dünya kültür tarihinde de önemli bir yeri olmalıdır. Çin bu savaşla Batı ile münasebet kurmaya başlamıştır. Çin’de keten ve kenevirden imal edilen kağıt, bu savaşta müslümanların eline esir düşen Çinliler vasıtasıyla ilk defa Çin dışında bir yerde Semerkant’ta imal edilmiştir. Bu zamana kadar Çin haricindeki bütün dünyada olduğu gibi, Islam dünyasında da yazı malzemesi olarak papirus ve parşomen kullanılıyordu. Bunlar ise hem sağlıksız hemde çok pahalı idi.

Talas Savaşı sonrası Çinlilerden kâğıt yapmayı öğrenen Semerkantlılar X. yüzyılın sonlarından itibaren bu kâğıtları bütün İslam dünyasına yaydılar ve oradan da Avrupa’ya geçti.

Talas Savaşı’nın Çin’deki kültürel etkileri içerisinde, Arap ve İslam dünyasına ilginin artmasını ve Islamiyet’le ilgili bir eserin Talas Savaşı’nda esir düşen bir Çinli rahip olan Tu Huan tarafından yazılması çok manidardır. Bu Çinli rahip 12 yıl Kufe’de esir hayatı yaşamıştır ve ondan sonra ülkesine döndüğünde, Ching Hsing Chi adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitap Islam dininin prensipleri hakkında çok sağlıklı bilgiler vermektedir.

Talas Savaşı’nın sonucu olarak yukarıda saydıklarımızın yanında şu maddeleri de söyleyebiliriz:

  • Türkistan Çinlilerin egemenliğine girmekten kurtulmuştur.
  • Türklerle Müslüman Araplar arasındaki ilişkiler iyileşmiş, savaşların yerini dostluk ve kardeşlik almıştır.
  • Türklerle Müslüman Araplar arasında ticari ilişkiler gelişmiştir.
  • Türkler kitleler halinde İslamiyet’i kabul etmeye başlamıştır. Talas Savaşı, Türk-İslam tarihinin başlangıcı kabul edilmiştir.
  • Türklerin İslamiyet’i kabulüyle İslam dini Türkler aracılığıyla daha geniş bir alana yayılmıştır (Pakistan, Afganistan, Hindistan, Bangladeş ve Balkanlar).
  • Türkler, İslam dünyasındaki ayrılıkları etkili bir şekilde ortadan kaldırarak halifeyi korumuşlardır.

Türklerin İslamiyeti Kabul Etmelerinin Önemi

Türkler dünyanın en eski ve en köklü milletlerinden biri olup hem İslam’dan önce hem de İslami devirde tarihte çok önemli rol oynamışlardır.

İslam dinini kabul etmeden önceki dönemde Türkler daha çok Şamanist kültürün etkisindeydiler ve Gök-Tanrı (Gök-Tengri) inancını benimsemişlerdi. Bununla birlikte zamanın şartlarına bağlı olarak değişik dönemlerde değişik din ve inançlara sahiptiler. Örneğin Uygurlar döneminde Maniheizm çok yaygınlık kazanmıştır.

Hazarlar’dan küçük bir gurup Museviliği seçmiş, Peçenekler, Kumanlar ve Bulgarlar ise Hıristiyanlığı benimsemişlerdir. Ancak bu dinlerin yapısı Türklerin milli karakterine uymadığı için onların milli kültürlerini kaybetmelerinde neden olmuştur. Bunun en açık örneği, Göktürk hakanı Bilge Kağan, veziri Tonyukuk’tan bir Budist mabedi yaptırmasını isteyince, Tonyukuk’un “Savaşmayı ve hayvan kesmeyi yasaklayan, miskinlik telkin eden bir dinin kabulü Türkler için bir felaket olur.” diye karşılık vermesinde görünmektedir.

Aynı şekilde, Tevratiliği kabul etmiş olan bir Hazar grubunun ve Hıristiyanlığı kabul eden Macarlar ile Bulgarların zaman içerisinde milli karakter ve kimliklerinden uzaklaştıkları görülmüştür. Buna karşılık, Türklerin milli bünyesine ruh ve karakterine uyan İslam dinini kabul etmeleri onlara yeni bir heyecan verdiği gibi milli varlıklarını muhafaza etmelerinde de önemli rol oynamıştır.

Türklerin İslam Dinini Kabul Etmesindeki Etmenler

Emeviler hoşgörülü politikayı Türklere karşı uygulayamadıkları için ırkçı ve baskıcı politikaları yüzünden Türklerin İslam dinine bütün özellikleriyle vakıf olmaları uzun bir zaman almıştır.

Türklerin İslam dinine girişinde Müslüman Arap tüccarların, İslam’ı yaymakla görevli sufi dervişlerin ve halifenin hassa ordusuna alınan Türklerin büyük rolü olmuştur. İslamiyet’in Türkistan bozkırlarında yayılmasıyla Maveraünnehir’de cereyan eden ilmi ve ticari faaliyetler arasında sıkı bir ilişki vardır.

Volga Bulgarları arasında gelişen ticari faaliyetler yavaş yavaş bu coğrafyaya İslam medeniyetinin üstünlüğünü göstermiş ve bu dine karşı bir ilgi uyandırmıştı. Buradaki medreselerde yetişen ilim ve tasavvuf erbabı, dervişler bu ticaret kervanına karışarak göçebelere İslamiyet’in esaslarını öğretiyorlardı. Bilhassa bu din bilginleri İslam’ı dar bir dini kurallar çerçevesinde değil, geniş ve yumuşak bir ruh ve mana ile anlayarak göçebelere anlatıyor ve bu dervişler İslamlaşma faaliyetlerinde önemli rol oynuyorlardı.

Ayrıca bakınız:

Abbasi Devleti ve Türkler

Abbasiler Dönemi Türk-Arap İlişkileri

Türklerin İslamiyeti Kabulü

Türklerin İslam Dinine Geçişi

Türklerin İslamiyet’e Geçiş Süreci


Talas Savaşı

İslam Dünyası Liderliği

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.