Modern Devletler Hukukunda Westphalia Modeli

Modern Devletler Hukukunda Westphalia Modeli

Westphalia Barışı’nın, ulus devletin uluslararası düzende nereye oturduğunu göstermesi ve içte nasıl bir güce sahip olduğuna işaret etmesi bakımından son derece önemlidir.

Westphalia modeli olarak adlandırılan bu modele göre devletler, devletler arası hukukun eşit özneleridir. Devletler arası hukuk ise yine devletlerin kendi arzularıyla taraf oldukları antlaşmalarla belirlenecektir. Devletin kendi tebaası üzerindeki etkisi de devletlerin kendi toprakları içinde yetki hakkının mutlak olduğunun kabul edilmesiyle sonuca bağlanmıştır. Bu durum egemenliğin zorunlu bir sonucudur. Bu çerçevede devlet, egemenliğin temel göstergesi yasa yapma gücünü kullanarak, tebaasıyla bağını dış bir zorlamaya maruz kalmaksızın düzenleyebilecektir.

Bu antlaşma, Modern Avrupa’nın ve millî devletlerin doğuşunda da önemli bir yere sahiptir. Westphalia, Napolyon sonrasında Avrupa’nın yapısının belirlendiği 1815 Viyana Antlaşması’na kadar Avrupa kamu hukukunun temeli oldu.

Hukukla İlgili Sembol

Hukukla İlgili Sembol

1555 Augsburg Barışı’ndan itibaren başlayan egemenliğin güçlenme öyküsü 1648 Westphalia Barışı’yla yeni bir yapılanmaya doğru gelişme gösterdi. Egemenliğin hukuki statüsü öncelikle “İktidar kimin elindeyse onun dini geçerlidir (Cuius regio eius religio).” ilkesi doğrultusunda hükümdarın dinî anlayışının onun egemen olduğu alandaki herkesin dini olacağı şeklinde ortaya çıktı. Sonra Westphalia düzeninin oluşturduğu iç işlerine karışmama prensibiyle yeni bir boyut kazanan egemenlik anlayışı kolonileştirme sürecinin ana unsurlarından“kimseye ait olmayan topraklar (terra nullius)” kavramıyla kural tanımaz bir hâl aldı. Egemenlik kavramına bu denli anlam kazandıran ana unsur, Avrupa devletleri arasındaki güç kavgaları ve sürekli çatışma hâliydi. Güçlenen egemenlik anlayışı önce Avrupa devletlerinin yapısını değiştirdi, sonrasında ise devletler sistemini farklı bir dengeye oturttu.

Feodalitenin dağınık yönetim anlayışı gücün tek elde toplanmasına müsaade etmezken modern egemenlik anlayışı güçlü merkezî yönetimlerin oluşmasına fırsat tanıdı. Birden fazla güçlü merkezî otoritenin varlığı bu güçlerin birbirinin iç işlerine karışmasını engelleyecek bir devletler sistemi gelişmesine yol açtı.

Westphalia düzeni olarak adlandırılan bu sistem günümüzdeki egemenlik anlayışı ve uluslararası toplum için modern bir başlangıç noktası oldu. Westphalia düzeni Avrupa’daki din savaşları, Rönesans ve Reform hareketleriyle sarsılan ilahi egemenlik anlayışının sekülerleşmesine de katkı sağladı. Bu sayede egemenlik üzerinden dünyevileşme zemini bulan Avrupalı devletler, dâhili egemenliklerini kontrol ettikleri alandaki tüm beşerî ve doğal kaynakları kullanma olarak tanımlarken harici egemenliklerini ise uluslararası hukuk önünde diğer devletlerle eşit statüye sahip ve kendi toplumunu uluslararası alanda temsile tek yetkili organ şeklinde tarif etti. Bu hâliyle egemenlik, uluslararası hükümet olmadan uluslararası hüküm sürme biçimine dönüştü.