Tarih Bilimi

Yahudiliğin Doğuşu ve Gelişmesi

Yahudilik, tarihini Hz. İbrahim’le başlatır. Yahudi inancına göre Hz. İbrahim
ilk Yahudi’dir. Hz. İbrahim, Tevrat’ın ifadesine göre Keldanilerin yaşadığı Ur
şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Terah (İslam kaynaklarına göre Azer),
ailesini alarak Harran’a göç etmiştir. Tanrı, daha sonra, Hz. İbrahim’e Kenan
bölgesine gitmesini emretmiştir. Bunun üzerine Hz. İbrahim yanına ailesini de
alarak Kenan’a gitmiştir. Burada kuraklığın baş göstermesi üzerine Mısır’a giden
Hz. İbrahim tekrar Kenan’a dönmüştür.

Yaşı ilerlemiş olan Hz. İbrahim ve eşi Sara’nın çocukları olmamıştır. Bu
durumdan rahatsız olan Sara, Hz. İbrahim’e cariyesi Hacer’le evlenmesini teklif
etmiştir. Hz. İbrahim’in Hacer’le evlenmesinden Hz. İsmail dünyaya gelmiştir.
Hacer’in çocuğunun olması Sara’nın onu kıskanmasına yol açmıştır. Daha sonra
Sara’nın da İshak isminde çocuğu dünyaya gelmiştir. İshak’ın dünyaya gelişi,
Sara’nın Hacer’e ve oğlu İsmail’e daha fazla kıskançlık duymasına neden oldu.
Bunun üzerine Hz. İbrahim bu gergin havayı dağıtmak için Hz. Hacer ve oğlu
İsmail’i bugünkü Arabistan Yarımadası’nda bulunan Paran denilen yere
götürmüştür. Hz. İsmail, buraya yerleşmiş ve Arapların atası olmuştur.

Tevrat’a göre Hz. İbrahim’in neslini devam ettiren Hz. İshak’ın da iki oğlu
vardı. Bunlardan Hz. Yakup, İsrail unvanını kullanarak Yahudi tarihinde ön plana
çıktı.

Hz. Yakup, çocuklarının içerisinde Yusuf’a derin bir sevgi duymaktaydı. Bu
durum, kardeşlerinin Yusuf’u kıskanmasına neden oldu. Bundan dolayı da Yusuf’u
kuyuya attılar. Daha sonra oradan geçen bir kervan onu Mısır’a götürüp firavunun
memuru olan Potifar’a sattı. Potifar’ın karısı, Yusuf’a aşık olup ilgisine
karşılık görmeyince iftira ederek onu hapse attırır. Yusuf hapiste iken
firavunun gördüğü bir rüyayı tabir ederek hapisten kurtuldu ve firavunun yanında
önemli bir mevkiye yükseldi. Daha sonra Filistin’de bulunan babası Yakup ve
kardeşlerini Mısır’a getirtti. İsrailoğulları böylece Mısır’a yerleşmiş oldular.
Fakat Hz. Yusuf’un ölümünden sonra Mısır’da durum değişti. Tahta geçen yeni
firavun, İsrailoğullarını köleleştirmeye başladı. Böylece İsrailoğulları, dört
yüz sene Mısır’da köle olarak kaldı.


İsrailoğulları
Mısır’da köle olarak yaşarken dönemin Mısır firavunu bir rüya
gördü. Rüyayı yorumlayan kâhinler, yakında İsrailoğulları arasında bir erkek
çocuğun dünyaya geleceğini ve bu çocuğun firavunun tahtını elinden alacağını
söylediler. Bu haber, firavunu telaşlandırdı. Firavun, İsrailoğullarından
doğacak bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emretti. O yıl dünyaya gelen
Musa’yı annesi bir sepetin içine gizlice koyup Nil Nehri’ne bıraktı. Nehirdeki
sepet, firavunun kızı tarafından bulundu. Çocuğu sevimli olması nedeniyle
öldürmeye kıyamadılar ve onun evlatlık olarak sarayda büyütülmesine karar
verdiler. Böylece Hz. Musa o zamanki dünyanın en güçlü imparatorlarından biri
olan firavunun sarayında yetişti.

Firavunun sarayında büyüyen Hz. Musa, bir gün şehre gitti. Şehirde dolaşırken
bir İsrailli ile bir Mısırlının kavga ettiğini gördü. Hz. Musa, İsrailliye
yardım etmek amacıyla kavgaya müdahale etti ve Mısırlıya bir tokat vurarak onu
kazara öldürdü. Firavunun kendisini cezalandırmasından korkan Hz. Musa, Mısır’ı
terk edip Medyen’e gitti. Orada Yetro’nun (Şuayp) yanında çalışmaya başladı. Bir
süre sonra onun kızı ile evlendi.

Hz. Musa, bir gün Yetro’nun koyunlarını otlatırken Tanrı, Horep Dağı’nda yanan
bir çalılığın içinden Hz. Musa’ya hitap etti. Ona İsrailoğullarını Mısır
esaretinden kurtarma görevini verdi. Kardeşi Harun’u da ona yardımcı yaptı. Bu,
aynı zamanda Hz. Musa’nın peygamberlik görevinin de başlangıcıdır.

Hz. Musa, Tanrı’dan bu görevi aldıktan sonra İsrailoğullarını atalarının yurduna
götürmek için Mısır’a döndü. Firavundan kendi kavmini serbest bırakıp Mısır’dan
çıkmasına izin vermesini istedi. Fakat firavun, bunu kabul etmedi. Bunun üzerine
Mısır’a birçok felaket geldi. Felekatlerin sebebinin İsrailoğullarının Mısır’dan
çıkmasına izin verilmemesinden kaynaklandığını düşünen Mısır’ın yerli halkı,
firavunun bu ısrarından vazgeçmesini istedi. Hz. Musa İsrailoğullarıyla birlikte
Mısır’dan çıktı ve üç ay sonra Sina’ya vardı. Orada Tanrı, Yahudiliğin temel
ilkelerini oluşturan On Emir’i iki levhaya yazılmış şekilde Hz. Musa’ya verdi.
Sina’daki bu vahiy olayından sonra Hz. Musa, atalarına vadedilmiş topraklara
gitmek için İsrailoğullarıyla birlikte yola çıktı.

İsrailoğulları bu göç esnasında sık sık isyan edip Hz. Musa’ya zorluk çıkardı.
Tanrı, isyanları nedeniyle birçok kez onları cezalandırdı. En büyük ceza ise
kırk yıl çölde dolaşmalarıydı. Hz. Musa, peygamberlik görevi süresince Tanrı’nın
vahyettiği ayetleri bir kitap hâline getirdi ve onu iki levhayla birlikte Ahit
Sandığı’nın içine koydu. Bu Ahit Sandığı’nı İsrailoğulları göç yolunda daima
yanlarında taşıdı. Hz. Musa, yüz yirmi yaşındayken Moep (Sina Çölü’nün Filistin
sınırına yakın kısmı)’te vefat etti ve oraya gömüldü.

Hz. Musa’nın peygamberliği döneminde Yahudi dini büyük ölçüde teşekkül etti.
İtikat, ibadet, ahlak ve hukukla ilgili kurallar belirlendi.

Hz. Musa’dan sonra onun yerine Yeşu (Yûşâ) geçti. Yeşu, kutsal topraklara göç
esnasında İsrailoğullarına hem liderlik hem de peygamberlik yaptı. Yeşu’dan
sonra İsrailoğulları bir süre lidersiz kaldı. Daha sonra İsrailoğullarına
peygamber olarak Samuel gönderildi. Samuel, İsrailoğullarının ısrarı üzerine
onlara Saul’u (Talut) kral tayin etti. Saul zamanında İsraioğulları çevre
kabilelerle büyük savaşlar yaptı. Bu savaşlarda Hz. Davut büyük başarılar
gösterdi ve İsrailoğullarının zafer kazanmasını sağladı.

Hz. Davut Kudüs’ü fethedip orayı başkent yaptı ve orada büyük bir mabet inşa
etmek istedi. Fakat Tanrı bu işin oğlu Hz. Süleyman’a nasip olacağını söyledi.

Hz. Davut’un ölümünden sonra yerine oğlu Hz. Süleyman geçti. Tanrı’nın vadettiği
gibi Hz. Süleyman, Kudüs’teki Moriah Dağı’nda büyük mabedi inşa etti. Bu mabedin
inşasıyla Yahudi tarihinde I. Mabet Dönemi başlamış oldu. Adı Bet-Hamikdaş olan
bu mabet, İslam geleneğinde Beytü’l-Makdis olarak bilinir.

Hz. Süleyman’ın vefatından sonra İsrailoğulları biri kuzeyde İsrail, diğeri
güneyde Yahuda olmak üzere ikiye bölündü. Bunlardan İsrail Krallığı
putperestliğe yöneldi. İsrail’in kralı Yerobeam, halkının Kudüs Mabedi’ne eğilim
göstereceği endişesiyle iki altın buzağı yaptırarak Yahudileri bunlara tapınmaya
teşvik etti. Yerobeam, bu putların İsrailoğullarının Mısır’dan çıkmalarına
yardım eden tanrılar olduğunu ilan etti ve Tevrat’ı da yürürlükten kaldırdı.
Halkı putperestleştiren bu krallık MÖ 722 yılında Asurlular tarafından yıkıldı.

Yahuda Krallığı ise MÖ 587 yılında Babil Kralı Buhtunnasır (Nabukadnezzar)
tarafından yıkıldı. Kudüs’teki mabet, Babilliler tarafından tahrip edildi. Hz.
Süleyman zamanında başlayan I. Mabet Dönemi böylece sona erdi.

İsrailoğulları Babil Sürgünü’nden yetmiş yıl sonra tekrar Kudüs’e döndü.
Ezra’nın önderliğinde tekrar mabedi inşa ettiler ve sürgünde uygulayamadıkları
kuralları hayata geçirdiler. Böylece, Yahudi tarihinde II. Mabet Dönemi başlamış
oldu.

II. Mabet Dönemi, 70 yılına kadar devam etti. Bu dönemde Yahudilik din olarak
gelişme sürecine girdi.

Hristiyanlığın ortaya çıktığı miladi yılın başlarında Yahudilerin yaşadığı
Filistin’de büyük karışıklık vardı. Roma idaresi altında yaşayan Yahudiler,
çeşitli dinî ve siyasi baskı altındaydılar. Yahudi isyanları yüzünden 70 yılında
Romalılar Kudüs’ü tamamen işgal etti ve Babil Sürgünü dönüşünde inşa edilen
mabedi yıktılar. Yahudilerin bazılarını da sürgüne gönderdiler.

Yahudiler, mabedin tahrip edilmesinden sonra da Romalıların takibatından
kurtulamadılar. Bu durum, 636 yılında Hz. Ömer Döneminde (634-644) Müslümanların
bu bölgeye gelmesine kadar devam etti. Bu dönemde Yahudiler Müslümanların
himayesi altında Filistin bölgesinde rahat bir ortamda yaşadılar. Haçlı
Seferleri sırasında Hristiyanların zulmüne uğradılarsa da Selahaddin Eyyubi’nin
bölgeye tekrar hâkim olmasından sonra Kudüs’te rahat bir yaşam sürdüler.

Orta Çağda Avrupa’daki Yahudilerin durumları ülkelere göre farklılık gösterir.
Avrupa’da en huzurlu dönemlerini Müslümanların himayesindeki Endülüs Emevileri
zamanında yaşamışlardır. Ancak burada Müslüman hâkimiyetinin sona ermesi ile
tekrar Hristiyanların zulmüne uğramışlar ve zorla Hristiyanlaştırmaya tabi
tutulmuşlardır. Osmanlı Padişahı II. Bayezit 1492 yılında burada zulüm gören
Yahudilere kucak açmış ve onları İstanbul’a yerleştirmiştir. Avrupa’daki
Yahudilerin, İsa’nın vücudu sayılan komünyon ekmeğini çaldıkları, çeşmeleri
zehirledikleri ve Hristiyan çocukları ibadet gayesiyle öldürdükleri iddialarıyla
haklarında özel kanunlar çıkarılmıştır. Hemen her dönemde bu türden takibata
uğrayan Yahudiler, Almanya ve Rusya gibi birçok ülkeden başka ülkelere göç etmek
zorunda kalmışlardır.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir