Türk Tarihi

Vakıf Sistemi Nedir?

“Ben ki İstanbul fatihi abdi aciz Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un taşlık mevkiindeki 136 parça dükkanımı aşağıdaki şartlar altında vakfediyorum.

Şöyle ki: Bu gayrı menkulatımdan elde olunacak gelirle İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim… Ayrıca 10 cerrah ve tabip, 3 yara sarıcı tayin ve nasp eyledim (görevlendirdim). Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar, bila istisna (istisnasız) her kapıyı vuralar ve evde hasta olup olmadığını soralar. Var ise şifayap (şifa) olalar, değilse Dârülaceze’ye kaldıralar ve orada ferah bulduralar.

…Ayrıca külliyemde bina inşa eylediğim imarethanemde şehit ve şühedanın kavimleri ve medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendüleri gelemeyenlerin yemekleri, güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle…”

İbrahim Özdemir, Osmanlı Toplumunda Çevre Anlayışı, s. 9-10

Yukarıdaki metinden de anlaşılacağı gibi vakıflar, yardımlaşma ve dayanışmanın kurumsallaşmış şekli olarak toplumsal hayatın kolaylaştırılması için önemli görevler üstlenmiştir. Vakıf Sistemi; ülkedeki eğitim, sağlık, bayındırlık ve dinî yatırımları yürüten sosyal güvenliğin temel kurumudur. Bu sistem toplumun inançları gereği, malını hayır yolunda harcamaları sayesinde gelişmiştir.

Vakfın esası; bir malı, insanların yararlanması için kendi mülkiyet sahasından çıkarıp toplumun yararına sunmaktır. Vakfa bağışlanan mallar taşınır ve taşınmaz olarak ikiye ayrılır. Asıl vakıf, akar da denilen taşınmaz malların vakfıdır. Han, hamam, çarşı, zirai topraklar gibi taşınmaz malların gelirleriyle hayır kurumları finanse edilmiştir. Bu sayede toplumun ihtiyaçları karşılanarak iktisadî refah seviyesindeki dengesizlik en az seviyeye indirilmiştir.

Günümüzde eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ibadet ve bayındırlık faaliyetlerinin, devlete olan maliyeti düşünüldüğü zaman Osmanlı Devleti’ndeki vakıfların ekonomiye ve sosyal refaha katkısı daha iyi anlaşılacaktır.

Osmanlı Devleti’ndeki vakıflar insanlar arasında din, dil ve ırk ayrımı yapmadan ihtiyaç sahiplerine gerekli yardımı götürmüşlerdir. Osmanlı halkı sahipsiz hayvanların ihtiyaçlarının karşılanması için “Kuşları Koruma Vakıfları” gibi vakıflar bile kurmuşlardır. Cumhuriyet ilân edildikten sonra 1924 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuş, 1970 yılında ise bu kurumun çalışma alanı genişletilmiştir. Günümüzde vakıflar illerde valilerin, ilçelerde de kaymakamların yönetiminde yardıma muhtaç insanların yiyecek, giyecek, ısınma, sağlık ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olmaktadır. Vakıflar maddi durumu iyi olmayan ailelerin yılda birkaç kez yiyecek, giyecek, ısınma ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamakta; sel, deprem ve yangın gibi olağanüstü durumlarda da insanların ihtiyaçlarının karşılanması için çalışmaktadır.

Para vakıflarının ilki Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet, geliri Yeniçeri Ocakları’na verilen etlerin temin edilmesinde kullanılmak üzere 24 bin altın vakfetmiştir. 1456-1551 yılları arasında kurulmuş 1161 para vakfı (vakıf- bankalar) vardı. Kanuni Sultan Süleyman da kendisinden önceki bu tür para vakıflarını bir araya getirerek 698 bin akçelik bir vakıf yaptırmıştır. Bu vakfın gelirleri, İstanbul kasaplarına sermaye olarak verilmiştir.

Ahmet Tabakoğlu, Klasik Dönemde Osmanlı Ekonomisi, Türkler Ansiklopedisi, C. 10, s. 676

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir