Uygur Adının Tarihçesi

Uygur etnik adı Türkçe belgelerde, Bilge Kagan Yazıtı’nda ilk defa 716 yılındaki olaylar sırasında, Uygur İl-teberi’nin ismi vasıtasıyla zikredilmiştir.

Bu sırada Uygurlar, Kök Türk hâkimiyetini tanımak istemeyerek Kök Türk Ülkesi’nin doğusuna, muhtemelen de Çin sınırlarına doğru kaçmış olsalar gerek. Uygur adına ayrıca Karabalgasun, Şine Usu, Tez II,, Suci, İyme I ve Şivet Ulan yazıtlarında da rastlıyoruz. Çin kaynaklarında Uygur adı; “Hui-hu, Hui-ho, Hoei-ho, Wei-ho, Wei-wu” gibi çeşitli şekillerde yazılmıştır. Bundan başka, 1283 numaralı Pelliot yazmaları içerisinde, 787–843 yılları arasında, Tibet’e giden beş Uygur elçisinin raporları münasebetiyle, Uygur adı Tibetçe “Ho-yo-hor” şeklinde transkripsiyon edilmiştir. Bütün bu değişik yazılışlar, Uygur adını karşılamaktadır.

Uygur adının manası ve etimolojisi hakkında çeşitli görüşler mevcuttur. Uygur’un manasının “uymak, yapışmak, şahin gibi hızla hücum ve takip eden”, fiillerinden türemiş olduğu; “kendi kendine yeter” anlamında kullanıldığı, çeşitli rivayetler ve kaynaklara bakılarak ileri sürülmektedir. Genellikle Uygur’un Uy+gur şeklinde geliştiği, “uyanlar, bir araya gelenler, akrabalar, müttefikler” anlamını taşıdığı ve On Uygur adının da “On Müttefik”ten meydana geldiği yolunda açıklamalarda bulunulmuştur. Oguz Kagan Destanlarında da, Uygur’un manası aşağı-yukarı buna yakındır.

Çin kaynakları, Uygurların Kök Türkler gibi Hunların neslinden olduğu yolundaki haberlerde hemfikirdirler ve onların da kurttan çoğaldıklarını söylerler. Fakat bunun yanı sıra Uygurların iki ağaçtan türediklerine dair efsaneler de vardır ve Uygurlara ait en eski izlerin M. Ö. 176 ve 43 yıllarında Issık Köl civarlarındaki kalıntılarda bulunduğu söylenmektedir ki, bize göre araştırmacılar bunda da yanılıyorlar. Çünkü umum Tölöslerle, Uygurlar birbirine karıştırılmaktadır. Çin’deki Türk Tabgaç Hanedanlığı sırasında Uygurların Kao-che ve Tölöslerin bir kabilesi olarak geçtiği yolunda bazı fikirler mevcuttur. Bu hususta dipnotlarda da yaptığımız açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Uygurlar ancak bu kabilelerin bir tanesidir. Bununla beraber İslam coğrafyacıları, Tokuz Oguzlarla Uygurları eş tutmuşlardır ki, bunun sebepleri arasında Uygur ve Oguz isimlerinin yazılışlarının birbirine benzemesi de gösterilmektedir. Esasında bu da Türk tarihinin halledilmesi gereken meselelerinden birisidir.

Elimizde bulunan Karabalgasun Yazıtı’nın Çince yüzünde Uygurların dokuz aileden meydana gelmiş oldukları zikredilmiş, fakat bunların adları tek tek sayılmamıştır.

Çin kaynaklarının ve Cami’üt-Tevarih’in yardımıyla Uygurları meydana getiren dokuz aileyi şu şekilde sayabiliriz:

  1. Yüe-lo-ko (Yaglakar),
  2. Hu-to-ko (Uturkar),
  3. To-lo-wu/ Hou (Kürebir),
  4. Mo-ko-si-k’i (Bagasıkır),
  5. A-wu-ti (Ebirçeg),
  6. Ko-sa (Kasar),
  7. Hu-wu-su (belki Buguz?),
  8. Yüe-wu-ku (Yagmurkar),
  9. Hi-ye-wu (Aymur/ Eymür).

Bunların liderliği ise Yaglakar ailesinin elinde bulunuyordu. Bu sülalenin adı olan “Yaglakar” –yağmak fiiliyle veyahut da “yagı”, yani düşman manasıyla alakalı bir kelime mi, yoksa eski Türk inancında da yer bulan –yağlamak (birşeyin yağlanması) fiiliyle irtibatlı bir terim mi, bunun hakkında da kesin bir şey ifade etmemiz şu anda mümkün değildir. Ama bu hususu biraz aydınlatmak için eski Türk diniyle ilgili olarak bir açıklama yapabiliriz. Eski Türk dini inancında kanlı kurbanlardan başka bir de kansız kurbanlar vardır. Saçı, yalma (ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan paçavralar), ateşe yağ atma, tözlerin ağızlarını yağlama ve kımız serpme gibi törenler bu kansız kurbanlardır. Dolayısıyla Yaglakarlar dinî törenlerde bu yağlama işini yapıyor olabilirler. Biliyoruz ki, Türk ad verme geleneğinde kişilerin veya ailelerin yaptığı meslekler daha sonra onların unvanları veya soyadları yerine geçebiliyor.

Uygur adının siyasi bir addan daha ziyade, kabile ve bölge adı olarak kullanıldığı yolunda görüşler vardır ki, bu muhtemelen doğrudur. Çünkü Uygur ismi hiçbir vakit bütün Türkleri ifade eden bir terim yerine geçmedi. Kök Türkçe kitabelerden ve Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, Uygurların tarih sahnesine çıktıkları ilk yurtlarının ise, Selenge Nehri’nin doğu kısımları ve Bayırkuların kuzeyinde olduğu da görülmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir