Türk Tarihi

Türklerde Spor Tarihi

Sporun tarihi, insanoğlunun zorlu tabiat şartlarıyla tanışarak tabiata egemen olmaya çalışması, yaşamını
sürdürebilmek için vücutlarını ve kaslarını geliştirmesiyle başlar.

Hayatta kalma, yeme, içme, barınma ve giyinme gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için tabiat şartları
ve diğer canlılarla olan mücadelesinde daha güçlü, daha çevik, daha hızlı olması gereken insanoğlunun
çabaları itme, çekme, tırmanma, atma, atlama, koşma hareketlerini ortaya çıkarmıştır. Kendiliğinden
ortaya çıkan bu hareketler, zaman içerisinde değişen amaçlara ve bazı kuralları ile günümüzde spor olarak
bilinen hareketler bütününün temelini oluşturmuştur.

Birbirleriyle veya hayvanlarla araca
gerek duymaksızın doğrudan beden güçleriyle
yaptıkları mücadeleler ise güreş ve boks gibi
sporların doğmasına neden olmuştur.
Uygarlık tarihinin gelişimine paralel olarak
spor olgusu da gelişmiş, toplumlar değişik
aktivitelerini kendi kültürel değerleri içinde gelenekselleştirerek
nesilden nesile aktarmışlardır.

Farklı toplumsal yapılar içinde doğan ve
gelişen bu olgular zaman içinde evrenselleşerek
toplumların iletişiminde önemli bir araç
olmuş ve belirli kurallarla yeni şekline bürünerek
geniş kitleler tarafından kabul görmüştür.
Geçmişten günümüze spor yapan,
sportif geleneklerini devam ettiren toplumlar,
birlik ve dayanışma içinde olmalarının yanında barışçı, siyasal, kültürel, ekonomik ve bilimsel alanlarda başarılı,
dinamik ve yaratıcı olmuşlardır.

Türklerin ilk yerleşim bölgesi, Orta Asya’da Altay-Sayan Dağları’nın kuzey batısı, Tanrı Dağları’nın
kuzeyi, Hazar Denizi’nin doğusu, Sibirya steplerinin güneyidir. Bu coğrafi bölgede karasal iklim hüküm
sürmektedir. Zor doğa şartlarında Türklerin, hayatlarını sürdürebilmek için vücut kültürünü sürekli üst düzeyde
tutmaları gerekiyordu. Av hayvanlarına yetişebilmek
veya kendinden daha güçlü bir
hayvandan kaçabilmek için hızlı ve dayanıklı
olmak lazımdı. Arazinin engebeli olması da yüksek,
uzun ve derinliğine atlamaların bileşik şekillerini,
yüksek ağaçlara ve kayalara tırmanma
hareketlerini gerektiriyordu. Günlük hayatta yaşanılan
zorluklar bu hareketlerin hayati değerini
Türklere kavratmış, Türkler güçlerini artırarak ve
yeteneklerini geliştirerek değişik alıştırmalar yapmışlardır.
Doğa ile mücadele ederek var olma,
Türklerin ruh ve beden yapısını güçlü kılmıştır.

Türklerin yaşadıkları bölge bozkır olduğundan
göçebe bir hayat sürmüşlerdir. Kısa mesafeli
mevsimsel göçlerin yanısıra artan sürüleri için daha bol su ve otun bulunduğu otlaklara da uzun
mesafeli göçler yapmışlardır. Atı ehlileştirip binek hayvanı olarak kullanmak, Türklere yaşadıkları uçsuz bucaksız
bozkıra egemen olma imkânı vermiştir. Bu göçlerin vazgeçilmez taşıma araçları at, araba; barınma
aracı kolay sökülüp takılma özelliği ile çadır; savunma ve geçim aracı da ok ve yaydır.

MÖ 100 yılındaki eski Çin kaynaklarında, Amur bölgesinde yaşayan Türklerin yaşantısı hakkında
bilgi verilirken ayaklarına 15 cm genişliğinde ve 180 cm uzunluğunda tahtalar takarak kar ve buzda av hayvanlarını
kolaylıkla avladıkları söylenir. İki büyük nehir arasında yaşayan Hun Türklerinin kayık kullanmada
ve yüzmede çok yetenekli oldukları tarihî belgelerde belirtilmektedir. Okçuluk, Türkler tarafından
dünyaya tanıtılmıştır. Okçuluk, sadece bir savaş uğraşı değil zevkli bir yarışma olmuştur.
Orta Asya’nın coğrafi koşullarının zorlukları ve Türklerin de savaşçı bir yapıya sahip olması,
onların değişik etkinlikler yapmasında etkili olmuştur.

Dünya spor tarihinin eski Yunan sporları ile başladığı görüşü yaygındır. Sınırlı kaynaklara dayanmasına
karşın eldeki tarihî bulgular ve belgelerde Avrupa’nın henüz uygarlıktan uzak durduğu dönemlerde
Orta Asya’da yaşayan Türklerin beden kültürüne ve spor hareketlerine büyük önem verdikleri
görülmektedir.

İyi ve temiz ruhun, güçlü ve cesur insanda
bulunacağına inanan Türkler, sporu eğlence
hâline dönüştürmüşlerdi. Evlenecek
gençlerde ata binmek ve güreşmeyi bilmek
gibi beceriler aranmakta idi. Doğum, ölüm,
tanrıdan yardım dileme, ölüleri anma, hastaların
sağlığa kavuşmaları gibi özel günler ve
dinî ayinlerde, spor karşılaşmaları düzenlenirdi.
Bu karşılaşmalar sayesinde kabile bireylerinin
ölünün yasıyla içine kapanıp güçten
düşmeleri önlenir, yapılan yarışmalarda başarılı
olanlar toplum içinde saygın bir yer edinirdi.
Türkler gerek yarı göçebe, gerekse yerleşik düzende spora çok yakın olmuşlardır. Spora çok
zaman ayırabilmiş, tarih boyunca spor faaliyetlerini kadınlı erkekli yapmışlardır. Kadınların da ata binip ok
atmaları ve çöğen-polo oynamaları bunun bir örneğidir.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir