Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

Türkiye’de Sosyal ve Kültürel Hayat

Türkiye’de II. Dünya Savaşı’ndan sonra birçok alanda yaşanan
değişim, kültürel alanda da kendisini göstermiştir. Bu değişim
iç ve dış sebeplerin etkisiyle gelişmiş ve yayılmıştır. Dış
sebepler bağlamında dışarıdan alınan kredi ve yardımlarla
ülkenin refah seviyesi yükselmiştir. İç sebepler ise refah seviyesinin
artmasına bağlı olarak tüketimdeki artış ve alışkanlıkların
değişmesi, tarım politikaları nedeni ile kırsal kesimden yeni bir
sınıfın yükselmesi gösterilebilir. Bu dönemde insanlar tarımda
hızlı makineleşmeyle beraber köyden kente göç etmeye başlamışlardır.
Kara yollarının gelişmesi ile kentleşme hızlanmış, kente
gelenler kentin tüketim alışkanlıklarını benimsemiş ve tüketim
kültürü toplumun alt katmanlarına doğru yayılmıştır.

Bu dönemde başta caz olmak üzere Rock and Roll ve diğer
müzik türleri Türkiye’yi etkisi altına almaya başlamıştır. Özellikle
gençler radyolar ve plaklar aracılığıyla bu yeni müzik akımlarını
takip ediyorlardı. Bu dönemin en önemli çıkışını önce bir radyo
sanatçısı olarak ünlenen ve sonradan sahnelere geçen Zeki
Müren yaptı. Müzeyyen Senar, Neşet Ertaş gibi isimler dönemin
diğer ünlü sanatçıları arasında gösterilebilir.

Batı etkisi savaştan sonra sinemada da hissedilmeye başlandı.
Bu dönemde çevrilen Ö. Lütfi Akad’ın “Vurun Kahpeye”
filminde Batı sinemasının izleri görülmüştür. 1949-1959 arasında
çoğu edebiyat eserleri ve yabancı filmlerden uyarlama 553 film
çekildiği saptanmıştır. Bu dönemde Hollywood sineması dünyada
olduğu gibi Türkiye’de de etkisini hissettirmiştir.

Tiyatroda ise ekonomik durum ile ahlak ilişkisi, sarsılan değer
yargıları, orta sınıfın sıkıntıları, aydınların toplumdan kopukluğu
bu dönem oyunlarının başlıca temalarıdır.

1940’tan sonraki yazar ve şairlerin daha çok sosyal gerçekçilik
akımına bağlı kaldıkları görülür. Ülkenin içinde bulunduğu sosyal
değişim ve gelişme bütün yönleriyle bu dönemin eserlerine
yansıdı. Roman ve hikâye yazarları, II. Dünya Savaşı’nın toplumumuzda
sebep olduğu çeşitli olumsuzlukları, çevrelerindeki
yoksulluğu, geri kalmışlığı, köyden kente göçü ve bunun getirdiği sorunları, tarım sanayi ilişkilerini ve gelir
dağılımındaki dengesizlikleri
eserlerinde sıkça işlediler. Dilde özleşmenin yaşandığı
bu dönemde sanatçılar eserlerine kendi siyasi düşüncelerini de
yansıttılar.

1940’lı yıllarda ilk edebi hareket şiir alanında Garip Akımı ile
başladı. Orhan Veli’nin öncülüğünü yaptığı grup, şiiri kurallardan
soyutlamayı, anlatımda yeni bir dil kullanmayı ve gelenekçiliği
bırakarak yenilikçilik ilkesini benimsedi. Garipçiler akımına karşı
oluşan “İkinci Yeniler”in şiir anlayışının temelini konuşma dilinden
uzaklaşarak edebi sanatı bolca kullanmak gibi ilkeler
oluşturmuştur. Bu dönemin diğer bir akımı ise 1950’de ortaya
çıkan Hisarcılar Grubu’dur. Bu grubu birleştiren temel amaç;
toplumsal değerleri korumaktır. Sanatçı bağımsızlığı, yaşayan dil
ve millî sanat temel ilkeleridir.

Genel sağlık konusunda ise bu dönemde başta verem olmak üzere salgın hastalıklarla mücadele
millî bir dava olarak kabul edilmiştir. Kırsalda yaşayan halkın sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi,
sağlık personeli sayısının artırılması, personelin eğitim amacıyla yurt dışına gönderilmesi, genel
bütçeden sağlığa ayrılan payın arttırılması sağlık politikasının temelini oluşturmuştur. Bu nedenle
birçok sağlık merkezi, verem dispanserinin yanında Verem Hastaneleri ile Ankara Ebe ve Hemşire
Okulu hizmete açılmıştır. Bu dönemde bütçeden sağlık alanına ayrılan pay 1950-1957 arasında on iki
kat arttırılmıştır.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir