Türk Tarihi

Türk-İslam Devletlerinde Toplumsal Yaşantı

Lazkiye’de bir Cenevizlinin gemisi ile Anadolu’ya doğru yola çıktık ve on günlük
bir yolculuktan sonra Alanya’ya ulaştık. Burada Müslümanların yanı sıra Hristiyanlar
da yaşamaktaydı. Şunu özellikle belirtmeliyim ki Anadolu, dünyanın en güzel
memleketidir. Ahalisi güzel yüzlü ve temiz giyinişlidir. Yemekleri ise çok nefistir.
Anadolu’da bir zaviye ya da bir eve indiğimizde komşularımız kadın olsun erkek olsun
yardımcı olurlardı. Burada kadınlar erkeklerden kaçmazlar. Ayrılacağımız sırada
sanki akrabaymışız gibi bizimle vedalaşırlar ve bu ayrılıktan duydukları üzüntüyü
gözyaşları ile ifade ederlerdi. Bu memleketin âdetine göre ekmek haftada bir defa
pişirilir ve bu pişirilen ekmek de bir hafta yeterdi. Ekmek pişirildiği gün, bulunduğumuz
beldenin erkekleri bize sıcak ekmeklerle birlikte nefis yiyecekler getirirlerdi.
Alanya deniz kıyısında büyük bir şehirdir ve ahalisi Türkmen’dir. Mısır, Iskenderiye
ve Şam tüccarları alışveriş yapmak üzere buraya gelirler. Burada bol miktarda
kereste imâl edilmekte olup İskenderiye, Dimyat ve diğer Mısır şehirlerine ihraç
olunurdu.

Türkler Müslüman olduktan sonra da kendilerine has
“Türkmen” kıyafetlerini kullanmaya devam etmişlerdi.
Giysilerde kırmızı ve yeşil renkler tercih edilirken kumaş
olarak da pamuk, yün, ipek ve kürk kullanılmaktaydı.
Kadınlar geniş elbiseler giyerken takı olarak inci, gümüş ve
altın küpeler ile gerdanlık, bilezik ve yüzük kullanıyordu.
Erkekler ise vücuda yapışık dar kıyafetler giyiyorlar başlarına
da çene altından bağlanan kırmızı bir börk takıyorlardı. Bir
diğer Türk kıyafeti olan kaftan muhtelif uzunlukta ve dört
parçalıydı. Yağmurluk da hırka, gömlek, ceket gibi diğer
kıyafetler arasındaydı. Bu dönemde Türkler kemer, tokalı
kemer, deri veya keçeden imal edilen çizme kullanıyorlardı.
Oğuz erkekleri uzun saç, kâkül ve bıyık bırakmaktaydı.
Türkler nişan ve düğün yemekleri vererek toplum
hayatını canlı tutarlardı. Dinî bayramlar ve festivaller bir
diğer eğlence sebebiydi. Mısır’da Türk-İslam devletleri
zamanında çeşitli din mensupları tarafından farklı
zamanlarda kutlanan bayramlar sosyal bir faaliyete
dönüştürülürdü. Mısır’da askerî geçit töreni ile başlayan
bayram, sultan tarafından verilen bir ziyafetle sona
ererdi.

Türk toplumunun eğlence hayatında müziğin de ayrı bir yeri vardı. Türkler
önceki dönemlerdeki müzik aleti çalma ve türkü söyleme geleneğini devam
ettirmişlerdi. “Kopuz” en sevilen çalgılardan birisi olarak artık daha geniş bir
coğrafyada tanınıyordu. Halay, grup olarak oynanan, sevilen bir oyundu. Askerî
orkestra (mızıka) da Türklerin önce Horasan ve daha sonra Orta Doğu’ya
getirdikleri bir âdetti. Hun Türkleri, Kök Türkler ve Uygurlarda birçok çeşidi
bulunan askerî mızıka, yeni kurulan Türk devletlerinde de varlığını devam
ettirdi. Türk-İslam devletlerinde günde beş defa saray kapısının önünde nevbet
vurulurdu.

Avcılık, çöğen eğme, kuş uçurma, top kapma en çok tercih edilen sportif
etkinlikler arasındaydı. Yürüme, dağa çıkma ve koşma da Türk toplumunda
yaygın olarak yapılan sporlardı. Bunların dışında Türkler arasında ok atma, yay
çekme gibi talim yerine geçen yarışmalar da yapılıyordu. Cirit ve güreş ise
bütün Türk dünyasının ortak oyunu olarak o zaman da biliniyordu.
Değişik bir çevreye göç etmelerine rağmen Türkler Orta
Asya yemek kültürünü yaşatmışlardır. Selçuklular Dönemi Türk
toplumunda et, bal, yumurta, süt, yoğurt, peynir, kaymak ve
tereyağı gibi yiyecek maddeleri Türklerin beslenme anlayışında
önemli bir yer tutuyordu. Bunların yanında buğday, arpa, darı,
pirinç ve muhtelif sebzeler de tüketilmekteydi. İtil Bulgarları gibi
bazı Türk boylarında balık da önemli gıdalar arasında yer
alıyordu. XI. yüzyıl Türk toplumunun millî yemeği olarak tabir
edebileceğimiz “tutmaç” bugün Anadolu’da Ramazan aylarında
özel olarak yapılan yemekler arasında önemli bir yer
tutmaktadır. Meyve suyu ve İtil Bulgarlarının baldan imal
ettikleri bir içecek olan “sücüv” gibi içecekler de Türkler
tarafından tüketilmekteydi.

Anadolu XI ve XIV. yüzyıllar arasında yapılan yoğun göçler
sonucunda Türk yurdu niteliğini kazanmıştı. XIV. yüzyıl başında kurulan Osmanlı Devleti’nin nüfusunu Büyük
Selçuklu ve Türkiye Selçuklu Devleti ile beyliklerden
devraldığı unsurlar ve gayrimüslimler oluşturmaktaydı.
Balkan fetihleriyle buradaki gayrimüslimler de Osmanlı
toplumunun bir parçası olmaya başladı. Fethedilen bu
topraklarda “istimalet” adı verilen iskân siyaseti uygulanarak
Türkmenler bu bölgeye yönlendirildi. Bu politika ile boş
bulunan yerler yerleşime açılırken yerli Hristiyan halk, her
türlü dinî ve kültürel etkinliklerinde serbest bırakılmıştı.
Böylece Balkanlarda değişik inançlara sahip farklı milletler
barış içinde bir arada yaşamaya başladı.

Osmanlı Devleti’nin sınırları XVI. yüzyılın ikinci yarısında;
Basra’dan Viyana’ya, Kafkasya’dan Fas’a ve Kırım’dan
Yemen’e kadar genişledi. Bu bölge halklarının da katılımıyla Osmanlı toplumu değişik dinlere mensup çok milletli bir hâle
geldi. Farklı kültürlere mensup bu toplumlar Osmanlı
Devleti’nin yönetiminde yüzyıllar boyunca barış içinde
yaşamışlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir