Osmanlı Devleti Tarihi

Türk-Amerikan İlişkilerinin Başlangıcı

ABD – Osmanlı ilişkileri Akdeniz’de söz sahibi olan Cezayir Beyliği aracılığıyla kurulmuştur.

ABD; Osmanlı’ya bağlı olan Cezayir, Trablus ve Tunus ile antlaşma imzalamıştır. ABD ticaret karşılığı Cezayir Beyliği’ne vergi vermiştir. Amerikalıların Anadolu’yu ilk ziyaretleri ticaret temelli olmuştur. İlk resmî ziyaret ise Amerikan gemisi George Washington Fırkateyni’nin İstanbul’u ziyaretidir. George Washington Akdeniz’e giren ilk Amerikan harp gemisidir ve bu seferin devamında İstanbul’a ulaşmıştır. 9 Kasım 1800 tarihli ziyarette Amerikalılar padişaha çeşitli hediyeler sunmuşlardır.


Yavuz GÜLER, Osmanlı Devleti Dönemi Türk-Amerikan İlişkileri (1795 – 1914) www.kefad.gazi.edu.tr’den derlenmiştir.

Türk-Amerikan İttifakının İlk Köşe Taşı: ‘Truman Doktrini’

İkinci Dünya Savaşı sonrasını hemen takip eden dönemde Amerika’nın Sovyet Rusya ile yeni dünya düzeninin kurulması yolunda ortak hareket etme ümitlerinin önü Sovyetlerin ‘güvenlik’ gerekçesiyle genişleme eğilimi gösteren politikaları yüzünden kesilmiştir. Sovyet talepleri başlıca yeni etki alanlarının kurulması, var olanların genişletilmesi, özellikle çevresinde kendi rejimine dost, bir başka deyişle uydu, yönetimlerin kurulması, Sovyet sınırları dışında kalan bazı toprakların Sovyetlere bağlanması ve bazı yerlerde ise Sovyetlerin askeri üsler elde etmesi şeklindeydi. Sovyet yayılmacılığının ve Sovyet tehditlerinin en yoğun olduğu kilit ülkelerden birisi de Türkiye idi. Türkiye savaş yılları boyunca ABD nezdinde savaş sonrası Sovyetlerin dünya için oluşturacağı tehditleri en gerçekçi ve gerektiği şekilde anlatmışsa da, dünya politikalarında yeni olan Amerika, Başkan Roosvelt’in kişisel görüşü- nün de etkisiyle, Sovyetlerin özellikle ekonomik tedbirler sayesinde savaş sonrasında Amerika’ya tehdit oluşturmaktan ziyade Amerika’nın bir ortağı olacağını düşünmüştür.

Başkan Truman başa geçtiği zaman Sovyetlerle işbirliği politikasını bir önceki yönetimden devralmış ve bu yolda kendisi de çaba göstermiştir. Henüz savaş sonrası politikalar karşılıklı olarak tartışılmadığı halde, yeni Amerikan yönetimi savaşta müttefiki olan Sovyetlerin savaş sonrası da ortağı olacağını düşünmüştür. (Kennan and Lucas, 1997: 3) Amerika bu konuda Potsdam Konferansında oldukça yanıldığını fark etmiş ve bu konferans sonrası Amerikan kararsızlığı sona ererek, tipik Amerikan Soğuk Savaş politikaları üretilmeye başlanmıştır. Artık Truman politikalarında Sovyetlere karşı sertleşmeye başlamış ve Sovyetlerin Polonya ve İran politikalarını sert bir dille eleştirmiştir. (Leahy, 1950: 351) Truman’a göre Moskova kendisinin kararlılığını bütün açıklığıyla kavrayarak İran’dan çekilmeye başlamıştır. (Truman, 1956: 96)

27 Kasım 1945’te, Başkan Truman New York’ta Denizciler Günü’nde yaptığı konuşmada Sovyetleri ima ederek, Amerika Birleşik Devletleri olarak hiçbir şekilde toprak taleplerine, bir devletin diğer bir devlete karşı zor kullanarak rejimini değiştirmesine, halkların hükümran haklarının ihlal edilmesine rıza göstermeyeceklerini ilan etmiştir. Ayrıca ülke aşırı suların, ki bu kategoriye Türk boğazları da girmekteydi, tüm devletlerin yararına kullanılmasını istemiştir. (Truman, 1955: 537-538.) Stalin’in Truman’a cevabı gecikmedi ve 9 Şubat 1946’da Stalin yaptığı bir konuşmada savaşların mü- sebbibinin batı devletleri ve onların kapitalist iştahlarının olduğunu vurgulayarak, Sovyetler Birliği’nin ekonomik ve askeri açıdan muhtemel bir savaş için hazır olduğunu açıklayarak Amerika’ya gözdağı vermiştir. (Rubinstein, 1960: 205)

1946 senesinden itibaren Amerikan politikacıları Sovyetlerin sonuçları Amerika ile bir savaşa yol açabilecek bir hareket planı çerçevesinde faaliyette bulunduğu sonucuna varmıştır. Ancak Sovyetleri Amerika’ya karşı bir savaştan alıkoyan en önemli faktör birliğin ekonomik zayıflığı ve askeri güç olarak Amerika’nın gerisinde bulunması idi. (Kolko, 1972: 32) Sovyet Rusya bunun yerine Türkiye, İran ve Yunanistan gibi ülkeleri tehdit edebilir ve diğer ülkelerde var olan komünist grupları siyasi liderliği ele geçirecek şekilde güçlendirebilirdi. (Gaddis, 1987: 42) Sovyetlerin bu politikalarını önleme çerçevesinde, Amerika Sovyetlere karşı Türkiye’yi desteklemeye baş- lamış, Sovyetlerin Türk boğazları hakkında verdiği notaları açık bir dille eleştirmiş ve Missouri zırhlısını Türkiye’ye göndererek politik desteğini sembolik olarak göstermek istemiştir.

Truman yönetimi ilk başlarda açık Sovyet agresyonunun batı Avrupa’da ortaya çıkacağını düşündü ancak daha sonraları “domino teorisi”nin batı Avrupa demokrasilerini yok edemeyeceğini düşünerek, ağırlığını fiili Sovyet tehdidi altındaki ülkelerden yana koyarak, ilk başta Sovyetleri diplomatik yönden durdurmaya çalışmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye’ye verdiği destek bu politikanın açık bir tezahürü idi. (Byrnes, 1947: 295) Sovyetlerin içinde bulunduğu şartlar itibariyle bir başka savaşa girişme riskinin mevcut olmadığından tam emin olan Truman yönetimi, Sovyetlerin diğer ülkelerle olan sorunları karşısında aktif taraf olma kararı almıştır. Dünya şartlarını gerçekçi olarak değerlendirdiğini düşünen Amerikan yönetimi, Sovyet tehdidi altındaki milletlerin direncini politik, psikolojik ve askeri yardımlarla güçlendirebileceğini düşünmüş ve bu ortamda Amerikan milli çıkarlarına en uygun düşen bir savaş sonrası dünya düzenini kurabileceğini kurgulamıştır. İşte bu noktada İngiltere’nin Amerikan hükümetine Yunanistan ve Türkiye’ye yardım etmesi gerektiği yönünde verdiği nota gerçek anlamda Soğuk Savaş Amerikan politikalarının fitilini ateşlemiştir. İngiltere ve Amerika arasında Türkiye ve Yunanistan’a yardım konusunda yapılan pazarlıklara şöyle bir göz atıldığında, Amerikan hükümetinin birkaç ay içerisinde nasıl tavır değiştirerek, dış politikasında farklı ve temel bir açılım yaptığı görülecektir. 15 Kasım 1946’da İngiliz Savunma Bakanı Alexander, Amerikan Dışişleri bakanı Byrnes ile Yunanistan ve Türkiye’ye Amerikan yardımlarını görüştüklerinde, Byrnes ABD’nin bu ülkelere askeri yardımda bulunamayacağını çünkü bu durumda ‘diğer güçler’ Amerika’yı saldırgan olarak suçlayabilirlerdi. Bu sıralarda Türkiye’nin ABD’den savaş uçakları alma isteği Amerika tarafından Orta Doğu ülkelerine askeri malzeme satmama prensibine dayandırılarak reddedilmiştir. Brynes bu görüşmede Amerika’nın Türkiye’nin ihtiyacı olan bazı uçakları İngiltere kanalıyla verebileceğini ifade etmiştir. Çünkü 1939 senesinde Türkiye ve İngiltere arasında imzalanan Karşılıklı İşbirliği Anlaşması gereği İngiltere Türkiye’ye her türlü askeri yardım yapmakta serbest idi. İngiltere tarafı buna memnun olurken, İngiltere’nin Türkiye ve Yunanistan’da üstlendiği sorumluluğun ağırlığına dikkat çeken Alexander Amerika’dan bu ülkelere ekonomik yardım gerçekleştirileceğini umduğunu bildirmiştir. (FRUS 1946: 913-914) Amerikanyetkilileri cevaben ABD’nin Türkiye ve Yunanistan’ın sorunlarına yakın ilgi duyduğunu izah ederek, İngiltere’nin bu ülkelere yapamadığı askeri ve diğer yardımların ABD tarafından yapılmasının yollarının aranacağını söylemiş- lerdir. (FRUS 1946: 914)

Henüz daha Türkiye ve Yunanistan’a Amerika’nın hangi şartlarda yardım yapacağı bir açıklığa kavuşmadan İngiliz hükümetinin 24 Şubat 1947 tarihinde Amerikan Dışişlerine ulaştırdığı ve bu iki ülkeye Amerikan yardı- mının yapılması yönündeki iki Aide Memorie Amerikan yönetimini konu hakkında kesin bir karar verme durumuyla baş başa bırakmıştır. (Jones, 1955: 6) Türkiye ile ilgili metinde Türkiye’nin ekonomik ve askeri durumu ile potansiyelleri analiz edilerek, Türkiye’deki şartların geliştirilmesi gerektiği tavsiye edilmiştir. Türkiye ekonomisinin mevcut haliyle kendi şartları içerisinde işleyebildiğini ancak endüstrisini geliştirmek için yabancı yardımlara ihtiyaç olduğu belirtildikten sonra, Aide Memorie asıl olarak Türkiye’nin stratejik önemine ve askeri ihtiyaçlarına odaklanmıştır. Türkiye’nin askeri gücünü kuvvetlendirmek ve ordusunu günün şartlarına göre yeniden yapılandırmak için yabancı desteğine ihtiyacının olduğunu ve bu desteğin de ancak İngiliz-Amerikan ortak yardım programıyla sağlanabileceği belirtilmiştir. İngiltere Amerika’dan böyle bir talepte bulunmalarının Amerika için yüklediği siyasi anlamı ve getirileri idrak ederek, metinde Amerika’nın böyle bir teklifi ‘hazır bir şekilde minnet duygularıyla’ kabul edeceğinden emin olunduğu vurgusu yapılmıştır. (FRUS 1947: 37)

İngiltere, Türkiye üzerinde büyük çıkarları olan ABD’nin Türkiye’nin stratejik ve askeri konumunun araştırılması ve ihtiyaçlarının belirlenmesi için ilgili bakanlık temsilcileri ve İngiliz delegelerinden oluşan bir karma komisyonun kurulmasını önermiştir. (FRUS 1947: 37) Ayrıca İngiliz hükü- metinin Amerika’nın Türkiye’ye yardım yapması için her türlü yardım ve desteğe hazır olduğu vurgulanmıştır. (FRUS 1947: 37) Gerçekte Amerika gerek savaş boyunca ve gerekse savaştan sonra Türkiye ve Yunanistan’a direkt veya dolaylı olarak askeri ve ekonomik yardımlarda bulunmuştur. Savaşın bitmesinden itibaren Amerikan Kongresinin Yunanistan için onayladığı yardımların toplamı 451 milyon doları buluyordu. (Jones, 1955: 7) İngiliz notasının kabulüyle Amerikan dışişlerindeki heyecan en üst sı- nırlarındaydı. İngiltere’nin talebinin Amerika için taşıdığı anlam derecesi Dışişlerinin Orta Doğudan sorumlu direktörü Loy Henderson’un cümleleriyle ifade edilmiştir. Henderson İngiliz notası için ‘Büyük Britanya bir saat içerisinde dünya liderliğini bütün şerefi ve sorumlulukları ile birlikte Birleşik Devletlerine devretmiştir’ yorumunu yapmıştır. (Jones, 1955: 7)

İngiliz notası Acheson tarafından Dışişleri Bakanı Marshall’a ulaştırılır ve Marshall durumu savaştan sonra Amerika’nın vereceği en önemli karar olarak nitelendirir. Bunun üzerine Dışişlerinde hummalı bir çalışma başlatı- lır, Dışişleri Bakanlığı Savaş Bakanlığı, Deniz Kuvvetleri ve Maliye bakanlıklarıyla ortak çalışmalar sürdürürler. (Jones, 1955: 45) Dışişleri ve ilgili birimlerin başlattığı çalışmalar konunun önemine binaen eşine ender rastlanır bir hızlılıkta sürdürülmüştür. Dışişlerinde George F. Kennan gibi etkin isimlerin de katıldığı toplantılarda sonuç olarak İngiltere’nin Amerika’dan Türkiye ve Yunanistan için istediği yardımın yapılması konusunda konsensüs sağlandı. (Acheson, 1997: 27)

Kabinede oluşan karar sonucu dışişleri bakanlığı Başkanın konuşma metnini hazırlamaya başladı. Metin kamuoyunun ilgisini çekmek için bölgenin doğal kaynakları ve bölge ile ilgili istatistiklere fazla yer vermiştir. Metnin ilk şeklini bir yatırım planına benzeten Truman metnin değiştirilmesini istemiştir. (Bernstein, 57) İlk metinde Türkiye oldukça kısa bir yer almıştır. Yapılan çalışmalar sonrasında başkan Truman’ın hazırlanan yardım paketini 12 Mart tarihinde Kongre önünde açıklaması kararlaştırıldı. Radyodan canlı yayınla tüm ülkede dinlenilen konuşmasında Truman geniş bir şekilde Yunanistan’ın içinde bulunduğu durumu izah ettikten sonra Amerika’nın Yunanistan’ın isteklerine kulaklarını kapamayacağını ve bu ülkeye Amerika’dan başka bir devletin yardımcı olamayacağını anlatmıştır. Truman konuşmasında Yunanistan’ın komşusu bulunan Türkiye’nin dikkatleri çektiğini ve bu ülkenin gelecekte de bağımsız olması ve belli bir ekonomik düzeye kavuşması özgürlük aşığı halklar için Yunanistan’dan daha az önemli değildir demiştir. Türkiye’nin kendisini savaşın yıkıcı etkilerinden kurtarmış olmasına rağmen bu ülke İngiltere ve Amerika’dan gerek Türkiye’nin ve gerekse tüm Orta Doğu’nun bütünlüğünü koruması açısından önemli olan yardım taleplerinde bulunmuştur. Savaş boyunca bu iki ülke Türkiye’ye malzeme yardımında bulunmuştur ve şimdi Türkiye’nin bizim desteğimize ihtiyacı vardır. Eğer Türkiye’nin desteğe ihtiyacı varsa Birleşik Devletler bunu sağlamalıdır çünkü sadece biz istenilen bu yardımları sağlayabiliriz. (Jones, 1955: 169) Truman kısaca bu yardım programının onaylanmasını Birleşik Devletlerin demokrasi ideallerine sadık kalarak dünya demokrasilerini ve milletlerin özgürlüklerini desteklemek için istediğini izah etti. Eğer Amerika Birleşik Devletleri bu ‘kader anında’ Yunanistan ve Türkiye’ye yardım etmezse bu hatanın olumsuz sonuçlarının batı dünyasındaki uzantılarının derin olacağını ifade ederek, şeytanın ‘yoksulluk ve çatışma’ ortamında gelişeceğini, oysa ki Amerika’nın daha iyi bir hayat için milletlerin umutlarını canlı tutması gerektiğini söyler. (Jones, 1955: 169) Konuşmasının sonucunda Truman Kongreden Yunanistan ve Türkiye için toplam 400 milyon dolarlık bir yardım paketinin geçmesini ister. Truman’a göre II. Dünya Savaşını atlatmak için toplam 341 milyar dolar civarında bir harcama yapmış bir ülkenin yapacağı bu yardımın miktarı önemsenmeyecek kadar azdı. Kaldı ki, Yunanistan ve Türkiye’ye yapılan yardım, Truman’a göre, dünya özgürlüğü ve barışı için yapılmış etkin bir yatırımdı ve Amerika bu yatırımda harcadığı her ‘cent’in karşılığını kat be kat fazlasıyla alacaktı. (Jones, 1955: 169)

Truman’ın Kongreye sunduğu plan üzerinde politikacılar lehte ve aleyhte uzun tartışmalarda bulundular. Olumsuz olanlar Yunanistan ve Türkiye’de demokrasinin sadece adının olduğunu bu ülkelerde korunacak bir demokrasinin bulunmadığını öne sürerek, Türk hükümetinin açıkladığı ekonomik veriler ve özellikle zengin altın rezervleri açısından bu ülkenin bir yardım programına ihtiyacının olmadığı savunulmuştur. Kongre tartışmalarında yine Acheson inisiyatifi ele alarak etkin bir şekilde bu yardım planının gerekliliğini anlatmış ve Yunanistan ve Türkiye’deki demokrasinin niteliğinden ziyade tartışılması gereken konunun ismen bile olsa demokrasinin bu iki ülkede bulunup bulunması olması gerektiğini söylemiştir. Çünkü Amerika dünya demokrasilerini geliştirmesi öncelikli görevidir ve hiç kuşkusuz Amerikan yardımlarıyla bu iki ülkedeki demokrasi de gelişecek ve olgunlaşacaktır. Acheson’a göre Amerika bu demokrasilerin yok olmasına göz yumarsa ortada zayıf demokrasileri geliştirmek için bir seçenek kalmayacaktır. Amerikan Senatosunda söz alan kurum ve kuruluşların temsilcileri veya sadece kendi adlarına söz alan konuşmacıların Türkiye aleyhine yaptıkları konuşmaların dozu daha sertti. Plana muhalif olanlar ya yardımın yapılamasına bütünüyle karşı çıkmışlar yada en azından yardımın sadece Yunanistan’a yapılmasını isteyerek, Türkiye’nin bundan mahrum edilmesini istemiş- lerdir. (Jones, 1955: 169)

Amerika’nın bilinen siyasilerinden ve UNRRA genel direktörü Fiorello H. LaGuardia Türkiye’nin kötü geçmişiyle dünyadaki Amerikan yardımını hak edecek en son ülkenin olması gerektiğini öne sürmüştür. (Jones, 1955: 169) Hatta tartışmalar sırasında bazı vekiller Kıbrıs konusunun İngiltere ve Yunanistan arasında ikili olarak görüşülüp, adanın Yunanistan’a bağlanmasını önerenler olmuştur. Ancak Acheson bu konuşmalara müdahale ederek bu tür konuların Amerikan Dışişlerinin meselesi olmadığını ve savunulan fikirlerin konu üzerinde Amerikan resmi görüşünü yansıtmadığını söyleyerek bu tür tekliflerin yersiz olduğunu söylemiştir. (FRUS 1947: 135) Yapılan tartışmalar ve görüşlerin açıklanmasından sonra 22 Nisan’da yardım önergesi Senatoda 23’e karşı 67 oyla geçti. Hukuki prosedür gereği daha sonra Parlamentoya havale edilen önerge burada da 8 Mayıs’ta yapılan oylama ile 107 aleyhte oya karşın 287 oyla kabul edildi ve yardım planı 22 Mayıs’ta Başkan tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. (Jones, 1955: 197)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir