Truman Doktrini ve Türkiye-ABD Yakınlaşması

ABD ile ilk olarak 1830’da kurulan iyi ilişkiler, Wilson İlkeleri’nin olumlu yönleri göz önünde tutularak Kurtuluş Savaşı yıllarında da devam ettirildi. ABD’nin 1927’de Ankara’da büyükelçilik açmasıyla ilişkiler üst düzeye çıktı. ABD’nin 1941’deki Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu ile Türkiye’ye yaptığı ilk yardımlar neticesinde ilişkiler daha da gelişti. Tüm bu gelişmelere rağmen ABD, Türkiye’ye her zaman mesafeli durdu.

II. Dünya Savaşı sonrasında büyük yıkıma uğramış Avrupa’da komünizmin yayılması ABD’yi rahatsız etti. SSCB’nin Yunanistan’da komünistlere yardım etmesi ve Türkiye’den toprak talebinde bulunması ABD’nin özellikle Türkiye’ye karşı politikasını değiştirmesine neden oldu. Artık her fırsatta Türkiye’ye açıktan destek vermeye yönelen ABD, Başkan Truman’ın ortaya koyduğu Truman Doktrini ile bu politikasını somutlaştırdı.

Truman Doktrini 27 Mayıs 1947’de kanunlaşarak yürürlüğe girdi. Bu doğrultuda 12 Temmuz 1947’de Türkiye ile yardım antlaşması imzalandı. Bu antlaşma Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası olurken daha sonraki dönemde yapılacak antlaşmaların da temelini oluşturdu.

Truman Doktrini ile Türkiye Cumhuriyeti’nde ekonomi, sanat, yaşam tarzı ve siyaset gibi birçok alanda değişimler oldu. Özellikle iç ve dış tehdit algılamalarındaki değişimler, Türk toplumunu derinden etkiledi.

12 Mart 1947’de Harry Truman’ın (Heri Tırumın) ABD Kongresi’nde Yaptığı Konuşmadan

ABD, Yunanistan’dan acil bir iktisadi yardım başvurusu aldı. Yunanistan’ın özgür bir ülke olarak kalabilmesi için söz konusu yardım gereklidir. Yunanistan’ın komşusu olan Türkiye’nin de ABD’nin ilgisine ihtiyacı vardır. Bağımsız ve iktisadi açıdan istikrarlı bir devlet olarak Türkiye’nin geleceği dünyanın özgürlüksever halkları için önem taşımaktadır. Türkiye, ulusal bütünlüğünü sağlamak için elzem olan modernizasyonu gerçekleştirmek amacıyla ABD ve İngiltere’den ek yardımlar istemiştir. Bu, Orta Doğu’da düzenin korunması için gereklidir. Bu yardımları sağlayabilecek tek ülke biziz.

İç Tehdit Algılamalarındaki Bazı Değişimler

• Muhalefet iç tehdit olmaktan çıktı ve İsmet İnönü’nün demokrasi yönündeki demeçleri yoğunlaştı.

• 1947’de liberal görüşlere sahip Hasan Saka Hükûmeti kuruldu.

• ABD ile olan yakınlaşma neticesinde Türkiye’de Batı tarzı demokrasi gelişti.

• Türk toplumunda geniş yer bulan ABD sempatizanlığı, Türk toplumuna yön verdi.

• En tehlikeli iç tehdit unsurlarından biri olan irtica, yerini komünizme bıraktı.

• Türkiye anayasasında komünizmden esinlenerek yapılmış maddeler değiştirildi.

• Mecliste grubu olan DP ve CHP birbirlerini komünizmle yeteri kadar mücadele etmemekle suçladılar.

• Daha önce irtica denerek dışlanan dinî hassasiyetler toplumsal yaşamda ön plana çıkartıldı.

İÇ TEHDİT

Bir ülkenin varlığına ve birliğine ülke içinden yöneltilen tehdittir. Bir ülkenin temel değerlerini oluşturan dil, kültür, tarih, vatan, millet gibi unsurların irtica, terör, anarşi gibi ülke içerisindeki bölücü faaliyetler ile tahrip edilerek ülkenin bölünmesi veya yok edilmesi tehdididir.

Dış Tehdit Algılamalarındaki Bazı Değişimler

• II. Dünya Savaşı’ndan sonra iki kutuplu dünyanın ortaya çıkması Türkiye’yi de etkiledi. Türkiye, SSCB’nin saldırgan tutumu karşısında ABD ve Batı’nın yanında yer aldı. Türkiye iç ve dış siyasetinde ABD eksenli bir politika izledi.

• Türkiye dış politikasının merkezine ABD’yi yerleştirdi. ABD’nin içinde olduğu veya ABD’nin istediği kuruluşlara dâhil oldu.

• ABD karşıtı olan kuruluşlardan ve devletlerden uzak durdu.

• ABD ile müttefik olmanın Türkiye’ye sağladığı güven ve rahatlık ile hızlı bir dışa açılım sürecine girildi. • Daha önce SSCB ve Avrupa ağırlıklı olan ithalatın yönü ABD’ye yöneldi. Amerikan malıdır yazısı kalitenin göstergesi kabul edildi.

• 1947-51 yılları arasında Türkiye’ye yapılan yardımın miktarı yaklaşık 400 milyon dolardı. Bu çerçevede Türk ordusuna Proje 500 kapsamında eğitim, nakliye ve bombardıman uçakları verildi fakat bu malzemelerin bakımı Türkiye’ye külfet oldu. Yedek parça ve bakıma aşırı para harcanması Türkiye ekonomisini zora soktu. Bütün bunlar Türkiye’yi ABD’ye bağımlı hâle getirdi. Bu bağımlılık siyasi tercihleri de etkiledi. Türkiye’nin İslam dünyasına rağmen İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olması buna bir örnektir.

• Türkiye 1949’da toplanan Asya Devletler Kongresi’ne katılmadı, kendisini bir Avrupa devleti gibi görerek Asya’dan uzaklaştı.

DIŞ TEHDİT

Bir ülkenin varlığına ve birliğine ülke dışından yöneltilen tehdittir. “İktidar partisi ile iç meselelerde çok tartışacağız fakat memleketin kaderi dış politikada her iki partinin müşterek hareket etmesini icap ettirir. Bu bakımdan dış politikada CHP ile mutabıkız. Atatürk’ün Türkiye’nin istiklalini ve dünya barışını hedef tutan siyaseti, partimizin de daima sadakatle takip edeceği yoldur. Esasen bir dış tehdit veya tehlike karşısında millî haysiyet ve şerefin emrettiği tek yolda yürümek için gerek halkçı gerek demokrat bütün yurttaşlar arasında en ufak bir düşünce farkı bulunmaz.”

Demokrat Parti Genel Başkanı Celal Bayar’ın partinin kuruluşundan bir gün sonra yaptığı konuşma – 1946

Bir cevap yazın