Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

Siyasi Yaşamın Liberalleşmesi

Özal döneminin ilk yıllarında Cumhurbaşkanı Evren’in siyaset üzerindeki etkisi sürdü. Sıkıyönetim uygulamasının bazı illerde devam etmesi, Cumhurbaşkanının aynı zamanda Millî Güvenlik Kurulunun başkanı olması gibi sebepler tam anlamıyla demokratik ve sivil bir iktidarın gelişmesini engelledi.

Turgut Özal’ın iktidardaki ilk icraatlarından biri askerî yönetim tarafından atanmış olan valileri görevlerinden alarak yerine yenilerini atamak oldu. 1984 sonrası siyasi hayatın normalleşmesine dair adımlar atıldı. Sosyal demokrat söyleme sahip SODEP ile HP’nin, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ismi altında birleşmesi bu adımlardan biriydi. Aynı yılın sonlarında Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in başkanlığında Demokratik Sol Parti kuruldu.

12 Eylül sonrası kurulan ilk sivil hükûmet özelliği gösteren ANAP iktidarı; bir yandan askerî müdahalenin ortaya çıkardığı siyasi, ekonomik, toplumsal, hukuki ve dış politikadaki olumsuzlukları ortadan kaldırmaya çalışmış diğer yandan darbe döneminin güçleri ile mücadele etmişti. Bu dönemde hayata geçirilen ekonomide liberalleşme, dünya ekonomisi ile yeniden bütünleşme faaliyetleri, telefon, renkli televizyon, özel televizyonlar ve otoyolların halkın hizmetine sunulması kamuoyunda karşılık bulmuştu. 1987’de eski siyasetçilerin siyasi yasaklarının kaldırılmasına dair anayasa değişikliği gündeme geldi ve halk oylaması yapıldı.

Özal, “hayır” için çalışma yaparken karşısındaki eski siyasetçiler “evet” için mücadele etti. Halkın %50,16’sı evet oyu kullandı ve siyasi yasaklar kaldırıldı. 12 Eylül 1987’de kesin sonuçları açıklanan halk oylamasından sonra eski siyasetçiler siyasi hayata geri döndüler. DYP’de (Doğru Yol Partisi) Süleyman Demirel, DSP’de (Demokratik Sol Parti) Bülent Ecevit, RP’de (Refah Partisi) Necmettin Erbakan dönemi başladı. Alparslan Türkeş de MÇP’nin (Milliyetçi Çalışma Partisi) başkanlığına geldi. ANAP (Anavatan Partisi) halk oylaması sonrası erken seçim yapılması kararını aldı.

1987’deki seçimlerden önce Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ emekli oldu. Bunun üzerine teamüller gereği Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun’un Genelkurmay Başkanı olması beklenirken Özal’ın ikinci komutan Necip Torumtay’ı ataması tartışmaları beraberinde getirdi. Özal, diğer bürokratik makamlarda olduğu gibi Genelkurmay Başkanlığı için de tasarrufta bulunmuş oldu.

Dünyadaki Gelişmeler ve Türkiye’nin Stratejik Önemi

1979’da İran-İslam devrimi ve SSCB’nin Afganistan’ı işgali, Türkiye’nin stratejik önemini artırırken Türk-Amerikan ilişkilerinin gelişmesini sağladı. Reagan (Regın) ve Özal’ın neoliberal ve neomuhafazakâr politikaları bu yakınlaşmayı daha da artırdı. Amerikan toplumunun yeniliğe açık olması, ademimerkeziyetçiliğe dayalı idari yapısı ve toplumun pragmatist felsefeye sahip olması Özal’ı etkileyen unsurlardandı. Özal, sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısı ve Rumların Kıbrıs’a dair taleplerinden dolayı Amerika ile ters düşmemeye özen gösterdi fakat Türk-Amerikan ilişkilerinin iyi gitmesi sadece dış politikadaki bu gelişmelere bağlı değildi.

Özal’a göre Türkiye’nin geleceğinde Amerika’nın önemli bir yeri vardı. Türkiye’nin hem Orta Doğu ve Kafkaslarda hem de Balkanlar ve Orta Asya’daki çıkarlarının Amerika ile uyuştuğunu düşünen Özal, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmeye çalışmıştır. Özal, Türkiye’nin Amerika’ya daha çok ihracat gerçekleştirmesini ve Türk mallarına uygulanan kotanın kaldırılmasını istemiştir. Özal’ın dış politikası da ekonomi merkezli bir özellik göstermiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir