Roma Tarihi

Roma’nın İtalya Yarımadasında Bir Lider Olarak Ortaya Çıkışı

Roma IV. yüzyılın başında giriştiği bir harekâtla beraber bölgede bir lider olarak ortaya çıkmıştır. Bu harekât etrüsklere ait bir şehir olan Veii’nin fethidir.

Romalılar MÖ 396 yılı civarında bir kuşatmanın ardından bu şehri fethetmeyi başarmışlardır. Veii Roma’nın hemen yanında bulunan zengin ve güçlü bir kentti ve tıpkı Roma gibi etrafındaki bazı komşularını kontrol altında tutmaktaydı. MÖ V. Yüzyılda Roma ve Veii arasında diğer bazı şehirlerin liderliği için birtakım mücadeleler yaşanmıştı, fakat bu mücadeleler herhangi bir kesin sonuç sağlamamıştı.

Nihayetinde Roma Veii kentini ele geçirerek kendilerine bölgede tehdit oluşturan güçlü bir rakibi ortadan kaldırmış oldu. Bu olayın ardından Veii’nin toprakları Roma’ya dahil olurken bazı Veii vatandaşları Roma vatandaşı oldu, çoğunluğu ise köleleştirildi veya şehirden sürüldü. Bazı Roma vatandaşları kentin boşaltılan alanlarına yerleştirildi.

Bu gelişmenin ardından Roma Gallialıların oluşturduğu tehditle yüzleştiler. 387 yılı civarında Tiber vadisini yağmalayarak nehir boyunca ilerleyen Gallialılar Roma’ya kadar uzandı ve bir Roma ordusunu yenilgiye uğratıp şehre girdi. Romalı tarihçiler bu noktada bir Romalı komutanın adını ön plana çıkarırlar:Marcus Furius Camillus. Aynı isim Veii’ye karşı verilen son mücadelede de kahramanlık göstermiştir.

Camillus diktatör olarak seçilip Veii’yi fetheden Roma ordusuna da komutanlık yapmıştır. Kaynaklara göre Gallialıların Roma’yı istila edişinin ardından Camillus tekrar diktatör seçilip Gallia ordusunu yenilgiye uğratmıştır.

Gallialılarla ilgili kısaca belirtmemiz gereken bazı hususlara gelince, bu halkın Po nehrini ve İtalya yarımadasının doğu kıyısı boyunca uzanan düzlükleri kontrol altında tuttuklarını söyleyebiliriz. Gallialıların kökeni ise Alplerin öte tarafına, Orta Avrupa’ya dayanmaktadır. Bu halkın Kuzey İtalya’ya doğru ilerleyişi esasen etkileri çok daha büyük bir coğrafyada izlenecek ve Yunan dünyasında, hatta Anadolu’da dahi hissedilecek büyük çaplı bir göçün küçük bir parçasıdır.

MÖ 343-341 arasında yapılan Birinci Samnit Savaşı ve MÖ 341 ile 338 arasında yapılan Latin Savaşıyla birlikte Roma Campania bölgesindeki hakimiyetini diğer Latin şehirlerine kabul ettirdi. Bu savaşlar sonunda Latin şehirleri bağımsızlıklarını kaybederek Roma’ya tabi oldular. Vatandaşları Roma vatandaşı, toprakları da Roma toprağı oldu. Bu şehirler iç işlerinde kısmen bağımsızlarken savaş ve barış meselelerinde Roma’ya bağlıydılar. Bu şehirlerde yaşayanlar ihtiyaç halinde Roma ordusunda görev yapmakla yükümlüydüler. Hatta Roma’da olmaları durumunda bu kişiler meclislerde oy dahi kullanabilmekteydi. Bu yönetim sistemine municipium denmektedir. Bu genel sisteme uymayan yapılar da bulunur. Örneğin Capua şehrinde yaşayanlar Roma’da bulunsalar dahi meclislerde oy kullanma hakkına sahip değillerdi. Yani Capua şehri bir municipium’du, fakat yaşayanlarının oy hakkı bulunmuyordu (Lat.: municipium sine suffragio) Oldukça saldırgan ve önemli askeri kaynaklara, ayrıca savaşçı bir üne sahip Samnit konfederasyonu Orta İtalya’nın en büyük gücüydü.

Roma ve Samnit’lerin güçleri birbirine çok yakın olduğu için İtalya’nın en büyük gücü olma mücadelesi bu iki unsur arasında yaşandı. MÖ 326-304 yılları arasında Samnitlerle ikinci bir savaş dönemi başladı. Hemen ardından, MÖ 298-290 yılları arasındaki Üçüncü Samnit Savaşı İtalya’nın liderinin kim olacağını belirleyen mücadele oldu. Roma’nın MÖ 295 yılında Umbria’da Samnitler, Umbrialılar ve Gallialıların oluşturduğu ittifak karşısında galip geldi. Roma’nın aldığı bu başarının ardından MÖ 290 yılında Roma Sabinleri oy kullanma hakkı olmayan vatandaş haline getirdi. MÖ 280 ve 270’lerde Etruria ve Umbria’daki pek çok şehir Roma’ya bağlı hale geldi. Roma İtalya’nın hakim gücü olma yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Üçüncü Samnit Savaşının ardından Roma İtalya’nın güneyindeki olaylara da el atmaya başladı. Bu sırada İtalya’nın güneyinde Yunan kent devletleri bulunmaktaydı.

MÖ 8. yüzyılın ortalarından itibaren doğudaki Yunan kent devletlerinin bazı vatandaşları anayurtlarından ayrılarak batıya göç edip İtalya başta olmak üzere bugünkü Fransa, İspanya ve Afrika kıyılarında apoikia adıyla anılan yeni kentler kurdu. Bu kentlerden Taras veya Latincesiyle Tarentum Roma’nın bölgede genişlemesinden rahatsızlık duyarak Adriyatik’in karşı kıyısında güçlü bir yerel krallığın başında bulunan Pyrrhos’la temasa geçerek yardımını istedi. Bu davet üzerine Pyrrhos bir orduyla batıya geldi ve bu ittifak bir süreliğine başarılı oldu. MÖ 280 yılında içinde Tarentumluların da bulunduğu bir orduyla Pyrrhos Herakleia’da bir Roma ordusunu mağlup etti. Fakat o kadar fazla kayıp verdi ki, kendisinin “eğer Roma’ya karşı bir kez daha böyle bir zafer kazanırsak tüm ülkem yok olacak” dediği rivayet edilir. Bu olayın ardından savaş büyüdü ve Samnitler başta olmak üzere Roma’nın bazı müttefikleri taraf değiştirerek Pyrrhos’a destek vermeye başladılar.

Pyrrhos emrindeki orduyla Roma’nın 140 km kadar yakınına gelse de, Romalılarla çarpışmadan Tarentum’a geri çekildi ve Roma’ya ağır barış koşulları önerdi. MÖ 279 yılında Pyrrhos bir kez daha Romalılara karşı bir zafer kazandı, fakat çok fazla kayıp verdi ve bir süre sonra Kartacalılara karşı savaşan Sicilya kentinden gelen yardım teklifine olumlu yanıt vererek onların yanında savaşmaya gitti. MÖ 275 yılında İtalya’ya geri dönerek müttefikleriyle birlikte Roma’nın karşısına bir kez daha çıktı. MÖ 275 yılında Beneventum’da yapılan savaşta bu sefer Roma galip geldi ve Pyrrhos bu mağlubiyetin ardından geri döndü.

Pyrrhos’un yenilgisi birçok müttefiğinin başını büyük bir belaya soktu; çoğu bağımsızlığını kaybederek Roma egemenliğine girerken Roma intikamını acı bir şekilde aldı. MÖ 272 yılında Tarentum Roma müttefiki oldu. MÖ 260’lara kadar Samnitlerle savaşlar sürerken Roma yaklaşık 150 kadar bağımsız kenti müttefik statüsüne indirgemişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir