Osmanlı Devleti’nin Yıkılışının Orta Doğu’ya Etkileri

Orta Doğu’nun dünya politikasında Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında kültürel ve ekonomik alanda önemli bir kesişim noktası olması bakımından tarihî bir rolü vardır. Orta Doğu üç semavi din olan Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığın doğuş yeridir. Coğrafi keşiflerle önemi azalan Orta Doğu, 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması, hava yollarının devreye girmesi ve petrol üretiminin artmasıyla yeniden önem kazanmıştır. Özellikle petrol kaynaklarının zenginliği Orta Doğu’yu büyük devletler için bir rekabet alanı hâline getirmiştir.

Orta Doğu; Sümer, Babil, Mısır, Pers, Helen, Roma, Arap, Moğol ve Türk imparatorluklarının sınırları içinde yer almıştır. Bölge 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar İran hariç olmak üzere Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde olmuştur. İngiltere, Osmanlı Devleti’nin XIX. yüzyılda kendisine tanımış olduğu kapitülasyonlar sayesinde bölgedeki çıkarlarını muhafaza etmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin İttifak grubunda yer alması, İtilaf Devletleri’nin bölgeye yönelik paylaşım tasarıları hazırlamalarına yol açmıştır. Bu paylaşım tasarıları sırasında yapılan gizli anlaşmalar şunlardır:

McMahon (Mekmehın) Antlaşması (1915)

İngilizlerin Mısır Valisi McMahon ile Hicaz Emiri Şerif Hüseyin arasında yapıldı. McMahon, Arapların Osmanlılara karşı isyan etmesi hâlinde, Arap yarımadası ile Suriye ve Irak’ı içine alacak Arap bağımsızlığını tanımayı kabul edecektir. Şerif Hüseyin ise İngiltere’ye ekonomik konularda öncelik verecektir.

Sykes-Picot (Saykıs Pikot) Antlaşması (1916)

İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalandı. Bu gizli anlaşmaya göre Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve İstanbul Rusya’ya bırakıldı. Adana, Antakya bölgesi, Suriye kıyıları ve Lübnan Fransa’ya bırakıldı. Musul hariç olmak üzere Irak İngiltere’ye bırakıldı. Filistin’de biçimi daha sonra Rusya ve öteki bağlaşık ülkelerle ve Mekke Şerifi’nin temsilcisiyle danışılarak kararlaştırılacak olan uluslararası bir yönetim kurulacaktı. Ekim Devrimi’nden sonra Çarlık Rusya bu anlaşmadan çekildi.

Bölge üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen emperyalist devletler, bağımsızlık ve milliyetçilik gibi söylemleri kullanarak bölgedeki Osmanlı hâkimiyetine son vermiştir. Bu güçler, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla bölgede etnik ve dinî farklılıklara dayalı ve istedikleri gibi idare edebilecekleri manda yönetimleri kurmuştur. Orta Doğu’daki çıkarları doğrultusunda kargaşa unsuru olarak etnik ve dinî farklılıkları her zaman kullanmıştır.

Bir cevap yazın