Türk Tarihi

Osmanlı Devletinin Kuruluş Dönemi

Osmanlı Devletinin Kuruluşu

XIII. yy Anadolusu’nun siyasi çehresini şekillendiren Anadolu Türk Beyliklerinden en önemlisi Osmanlı Beyliğidir. Bu Türk beyliğinin Oğuzların sağ kolunu meydana getiren Gün Han boyuna bağlı kayılardan olduğu yapılan araştırmalar ile sabitleştirilmiştir. Osmanlı beyliğinin nerede ve nasıl kurulduğu konusuna geçmeden, bu beyliği kuran Türklerin menşei,
Andoluya gelmeleri, yerleşmeleri, reisleri ve etnik menşelerini açıklamak daha yararlıdır.

Osmanlıların menşei ; Oğuz Han destanı, Türklerin Tarih sahnesine çıkışını ve büyük devlet haline gelişlerini anlatmaktadır. Efsaneye göre Oğuz Han’ın iki ailesinden üçer çocuğu dünyaya gelmişti. Büyükoğulları Gün Han, Ay Han, Yıldız Han Oğuzların Bozoklar denilen sağ kolunu; Küçük oğulları Gök Han, Dağ Han, Deniz Han ise Üçoklar denilen sol kolunu idare ediyorlardı. Türk illeri, Oğuz Hanın ölümünden önce bu altı oğul arasında paylaştırılmıştı. Daha sonra oğullarından her biri dörder erkek evlat sahibi olmuş. Bunlarda oğuzların 24 boyunu meydana getirmişlerdir.

Osmanlı Devletini kuran ve onu cihan devleti haline getiren Türklerin Kayı neslinden geldiği kabul edilmiştir. Bu konudaki en eski kayda Yazıcıoğlu Ali tarafından yazılıp Sultan Murada takdim edilen “Tarih-i Ali Selçuk” adlı eserde rastlanmaktadır. Bu eserden önce Osmanlıların menşeini gösteren herhangi bir eser yazılıp yazılmadığı ise bilinmemektedir. Zira Ankara savaşı sonrasında Bursa ya kadar gelen Timur orduları o güne kadar toplanmış arşiv vesikalarının büyük bir kısmını yakmıştır. Kayının manası muhkem, kuvvet, kudret, sahibi demektir. Ongunu Şahin denilen kuş olup damgası “ IYI” şeklinde iki ok ile bir yaylı oktur. Kayı boyunun Anadolu’ya hangi tarihlerde geldikleri ise bilinmemektedir.

Kayılar Bayrağı
Kayılar Bayrağı

Kayı Han Kabilesinin Türkistan’dan Çıkışı ve Anadoluya Gelip Yerleşmeleri

Kayı boyu guz denen Türkmen kabilelerindendir önce Selçuklularla birlikte Maveraünnehire gelip bir müddet onlarla Semerkant ve Buhara civarında oturdular. Bütün guz kabilelerinin üzerine İsrail ibni Selçuk bin Yakup hakimdi.

Hicri 400 (1009) yılında Mahmut bin Sebüktegin İsrail bin Selçuktan şüphelenip onu hapis edince guz kabileleri dağıldılar. Her tarafı tahrip edip yağmaya başladılar. Her kabile kendi içlerinden gelen birini reis seçti. Osman Gazinin kabilesi olan Kay hanlı Horasan diyarında Merviş Şah Cihan kazalarından Mâhân havalisinde bulunuyordu. Osman Gazinin atalarından birini kendilerine reis olarak seçtiler. Selçuklu sultanlarına tabi oldular.

Selçuklu Sultanlarının kuvvet ve kudretlerini kaybedinceye kadar Selçuklu Devletine bağlı kalan Kayılar Selçuklu Sultanlarının zayıflamasından sonra istiklallerini ilan ettiler. 1219 da Moğolların Merv ve Mahan havalisini istila etmeleri üzerine Celaleddin Harzemşah ile Azerbeycana ve Doğu Anadolu ya göç ettiklerinde Kayıların kuvvetli oldukları anlaşılmaktadır. Doğu Anadolu da Ahlat bölgesine yerleştiler. Bir müddet burada kaldıktan sonra Moğolların bu bölgeye saldırmaları üzerine Kayı Alp oğlu Süleyman Şah önce Erzincan havalisine göç etmiş birkaç yıl burada yaylak ve kışlak tutmasa da bu bölgede sürüler ve hayvanlar için yeter ölçüde otlak bulunamadığından eski yurtlarına dönebilmek için önce Halebe doğru inilmişse de Süleyman Şahın atının Fıratı geçerken tökezlemesi sonucu sulara gömülmesi ile Süleyman Şah ta boğuldu ve cesedi çıkartılarak Caber kalesi civarına defnedildi. Süleyman Şahın yetişkin dört oğlu vardı. Sungur Tekin ile Gün doğdu kabile halkının bir kısmı ile asıl yurtlarına döndüler. Ertuğrul gazi ile kardeşi Dündar Alp din yolunda mücadele edebilmek için Pasin ovasında Sürmeli çukurda yurt tuttular.

Ertuğrul Gazinin Rum Diyarına Gelişi

Ertuğrul Gazi gaza ve cihada niyet ederek 1232 – 1233 yıllarında en büyük oğlu Savcı Bey diye tanınan Saru batıyı Rum ülkesi sultanı Selçuklu soyundan Keyhüsrev’in oğlu Alaaddin Keykubatın huzuruna göndermiş dileğini bildirerek boyunun konacağı ucun açıklanmasını istemişti. Sultan Alaaddin kendi ayaklarıyla olan bu gelişi gerçek mutluluğa ve devlet kuşunun kanatlanmasına aracı olarak gördüğünden onlara Ankara ucu üzerinde Karaca dağı ayırmış yaylak ve kışlak tutacakları yerleri de gösterdi.

Bunun üzerine Ertuğrul Gazi yanında beş yüze yakın yiğit atlı olduğu halde sözü edilen bölgeye giderken oy birliği ile söylendiğine göre kötü töreli Moğollarla savaşa tutuşan Sultan Alaadin in ordusu ile karşılaştı. Selçuklu ordusu sayıca çok üstün olan düşman ordusu karşısında ümidini kesmiş bulunuyordu. Ertuğrul gazi durumu yakınları ile tartıştı çoğu kurtuluş yolunu tutmayı uygun bulmakla kazanacak tarafa yardım etmeyi doğru görmüşlerse de Ertuğrul gazi yaradılışındaki yiğitlik kanındaki insanlık gereği hareket ederek “alçaklık alçaklara özgüdür, kazananları tutmak yenilmişlerin harcıdır. Kazanana yardım etmek gönül doyurmaz” diyerek doğru olan yolu tutmuş ve bütün gücünü ortaya koyup yenilgiye uğrayan yöne koşunca Moğol ordusu bozguna uğratmıştır. Ertuğrul Gazi Bizans sınırında bir uç beyi olduktan sonra Eskişehir, Bilecik, Kütahya illerinin sınırlarının birleştiği topraklara gelmiş ve Ankara yakınlarındaki Karaca dağ bölgesini yurt edinmiştir.

Müslüman Devletlerin bu devirlerdeki prensibi düşmanlarını daima kontrol altında tutmak ve düşmandan gelebilecek saldırıları önlemek içinse uçlara önem vermekti, İslamiyet’e hizmet düşüncesi ile gaza ve cihat yapmak isteyenler, gaziler bu uçlara yerleştirilirdi. Bu uygulama Anadolu Selçuklularında da görülebilmekte olup böylece sınırlar güvence altına alınmış oluyordu.

Ertuğrul Gazi uç beyi olmasına rağmen doğrudan merkeze bağlı olmamış, büyük bir ıç beyliği olan Kastamonu’da ki Çobanoğullarına bağlı idi. Bir müddette Germiyanoğlu Uc beyliğine bağlı olmuş Osman Beyin beyliğinin ortalarına doğru Konya’ya bağlanmış büyük bir uç beyliği olmuştur.