Osmanlı Devleti Tarihi

Osmanlı Devleti’nde Yönetilenler (Reaya) Sınıfı

Osmanlı Devleti’nde askerî sınıfın dışında kalan, yönetim
görevi olmayan bu sınıf; geçimini tarım, ticaret ve sanayi
alanlarında üretim yaparak sağlardı. Vergi vermekle yükümlü
olan reaya din, dil, mezhep farklılıkları olan Osmanlı halkından
oluşuyordu.

Osmanlı Devleti’nde Yaşayan Topluluklar


Osmanlı Devleti’nin toplumsal, hukuki, siyasi ve idari yapısı
ırk esasına göre değil, Millet Sistemi denen inanç temeline
göre şekillenmiştir. Osmanlı Devleti, gayrimüs-limlere
hoşgörüyle davranmış, dillerinde, inançlarında, kendi
aralarındaki ilişkilerinde onları serbest bırakmıştı. Böylece
Musevi ve Hristiyan toplumlar tam bir serbestlik içinde dinî ve
millî kültürlerini koruyabilmişlerdi.

Osmanlı Devleti’nde Ermenilerin Durumu


Anadolu’da yaşayan en eski topluluklardan olan Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde
Osman Bey tarafından Bizans baskısından kurtarılmıştı.Osman Bey Ermenilerin Osmanlı topraklarında
özgürce yaşamalarına müsade etmiştir. Kütahya ve Bursa’nın fethinden sonra bölgedeki
Ermeni ruhani liderler Osmanlı Devleti tarafından resmen tanınmış dinî örgütlenmelerine izin
verilmiştir. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde çeşitli özgürlükler tanınan Ermeniler Türkleri bir
kurtarıcı olarak gördüler.

Fatih, Osmanlı topraklarında dağınık
bir yerleşim gösteren Ermenilerin yönetim
ve dinî işlerini düzenlemeleri için 1461’de
İstanbul’da Gregoryen Ermeni Patrikhanesi’nin
kurulmasına izin verdi. Patrik
olarak Bursa Metropoliti Ovakim atandı.
Kurulan bu patrikhane Ortodoks mezhebine
ait tüm Osmanlı halkının devletle
olan ilişkilerini düzenlemesi için tek yetkili
kurum olarak görevlendirildi. Böylece
Ermeniler eğitim – öğretim, dinî, vakıf ve
aile işlerini kendi geleneklerine göre
düzenleme fırsatı elde ettiler. Ermenilere
verilen bu geniş haklar Ermeni toplumunun
gelişmesinde büyük rol oynamıştır.
Fatih dönemindeki bu gelişmeler sonucunda
İstanbul’a yoğun bir Ermeni göçü
yaşandı.

Osmanlı Devleti zaman içerisinde
Ermenilere verilen hakları daha da
genişletti. Yavuz Sultan Selim döneminde 1516’da Suriye ve Mısır’ın
fethiyle Kudüs Ermeni Patrikhanesi de Osmanlı yönetimine girmiş oldu.
Yavuz, Ermeni patriği III. Serkis’e bir ferman ile Kudüs’ün içinde ve
dışındaki tüm kilise ve manastırların tasarruf hakkını Kudüs Ermeni
Patrikhanesi’ne verdi. Ayrıca Habeş, Süryani ve Kıpti Kiliseleri’nin
yönetimi de bu patrikhaneye verildi. Böylece üç Ermeni
Patrikhanesi’nden ikisi Osmanlı yönetimine girmiş oldu. Kanuni Sultan
Süleyman döneminde yeni fermanlarla Ermeni toplumuna yeni
ayrıcalıklar verildi. XVI. yüzyılda Osmanlı topraklarında 600.000
civarında Ermeni yaşamaktaydı
XVIII. yüzyılda Katolik ve Ortodoks Ermeni cemaati arasında mezhep
kavgaları yaşanmaya başladı. Osmanlı Devleti bu anlaşmazlıkları
engellemek için 1831’de Katolik Ermeni Patrikhanesi’nin kurulmasına
izin verdi. Hoşgörü ve özgürlüğün bir sonucu olarak Türklerle en fazla
kaynaşan topluluk Ermeniler oldu. Türkçe konuştular hatta ibadetlerini
bile Türkçe yaptılar. Islahat Fermanı’ndan sonra her çeşit devlet
memurluklarında bulundular. Ermenilerden Osmanlı idaresinde 33 mebus, 22 bakan, 29 general, 7 büyükelçi, 1 konsolos, 17 öğretim üyesi, 41 yüksek dereceli memur
görev almıştır. II. Mahmut Ermenilerin kalpaklarına tuğra takmalarına izin verdi. Abdülmecit
döneminde Hazineyihassa Amirliği Ermenilere verildi.

Ermenilere verilen memurluklar göz önünde tutulursa Osmanlı idaresinin Ermeni toplumuna gösterdiği değer ve hoşgörü daha iyi anlaşılır.
Kırsal kesimde yaşayan Ermeniler toprak sahibi idiler. Kendilerine ait olan toprakları belli kurallar
çerçevesinde istedikleri gibi kullanabiliyorlardı. Şehirde yaşayan Ermeniler ise bankerlik, sarraflık,
mimarlık ve ticaret sayesinde zenginleşmişlerdi. Ayrıca tıp ve tiyatro etkin oldukları alanlardı. Askerlik
yapmadıkları için uzun süren savaşlar ekonomik faaliyetlerini engellememiştir. 1567’de Apkar Tıbir
İstanbul’da ilk Ermeni matbaasını kurdu. Bu matbaada iki yıl içinde 6 kitap basıldı. Böylece kültürel
gelişimlerini hiçbir engel ile karşılaşmadan sağlamış oldular.

Osmanlı Devleti’nde Yahudilerin Durumu


Osmanlı topraklarında bulunan bir başka cemaat ise
Yahudilerdi. Kuruluş döneminde Osmanlı topraklarında
Yahudilerin sayısı çok azdı. II. Bayezit 1492’de
İspanya’da baskı ve katliama uğrayan Yahudileri
Osmanlı topraklarına getirmiş ve İstanbul’a yerleştirmiştir.
Yahudi cemaati de Ermenilere tanınan hak ve
özgürlüklerden yararlandı. Hahamlık kurmalarına izin
verildi. Kısa sürede ticaretle zenginleştiler. Osmanlı
sosyal hayatında etkin rol oynadılar. Vergiden muaf
tutulan saray doktorlarının önemli bir kısmı Musevilerden
çıkmıştır. Osmanlı Devleti’nde ticaret hayatı canlı
olan yerleşim yerlerinde Musevi toplulukları oluştu ve
ülke içindeki etkinlikleri giderek arttı.

Osmanlı Devleti’nde Süryanilerin Durumu


En eski Süryani kaynaklarına göre, Aramilerin bir
kısmı Hıristiyanlığı kabul edince, bunlar kendilerini putperest ırkdaşlarından ayırt etmek için Süryoyo
(Süryani) tabirini kullanmaya başlamışlardır. Kadîm Antakya Patrikliği’ne bağlı olan Süryaniler,
Hıristiyanlığı daha başlangıçta kabul eden Ortadoğu halklarından biridir. Urfa, Mardin ve Yukarı
Mezopotamya’da, diğer adıyla “Beyt Aramoyo” (Aramilerin Ülkesi) tabir edilen bölgede, Süryaniler
arasında Hıristiyanlığı yayanlar Aday Şliho ve öğrencileridir. Patrikhaneleri, 325 İznik Konsili’nde
Ekümenik Patrikhane statüsü kazanmıştır. 431 ve 449 Efes Konsillerinde Bizans ve Roma kiliseleriyle
İsa – Mesih’in tabiatları ve Meryem Ana’nın konumu hususundaki ihtilaflar sonucunda ayrılıklar
başlamış, 451 Kadıköy Konsili sonrasında ise Süryaniler Doğu Roma Devleti’nin baskılarına maruz
kalmışlardır. Doğu Roma’nın mezhep birliğini sağlama politikası sebebiyle, tüm Doğu Hıristiyanlığıyla
beraber iki yüz yılı aşkın bir süre baskı, tehcir ve katliama uğramışlardır.

Müslüman Arapların Hz. Ömer döneminde bölgeye hâkim olmasıyla bu katliamlardan
kurtulmuşlardır. Süryaniler, bu tarihten sonra bölgede huzur ve sükûn içinde yaşamaya başlamışlardır.
Selçuklu Türklerinin Ortadoğu ve Anadolu’da hâkimiyet tesis etmeleriyle birlikte Süryani halkın bu
huzur ve güven ortamı iyice
pekişmiştir. Bu huzurlu süreç,
Osmanlı İmparatorluğu döneminde
de devam etmiştir.

XIX. yüzyıldan itibaren Osmanlı
ülkesindeki genel buhrandan
etkilenen Süryaniler, diğer Hıristiyan
unsurlar gibi bir müddet iç barışta
sıkıntılar yaşamışlardır.Bunun
neticesinde kiliselerindeki bölünmeler
başlamış, Süryani Katolik ve
Protestan mezhepleri kurulmuştur.

Osmanlı Devleti’nin yıkılış sürecinde
İtilaf Devletlerinin Hıristiyan unsurlar
üzerindeki politikaları özellikle Ermeniler,
Rumlar, Nasturiler, Marunîler,
Keldaniler ve Melkitler üzerinde
etkili olmuşsa da, Süryani Kadimler ( Eski Süryaniler) üzerinde pek etkili
olmamıştır. Gerek I. Dünya Savaşı sırasında ve
gerekse Millî Mücadele döneminde Osmanlı
Devleti’ne sadık kalan Süryaniler, Lozan’da da
teklif edilen “azınlık statüsü”nü kabul
etmemişlerdir. I. Dünya Savaşı sırasında bir ateş
topuna dönen bölgede savaşın getirdiği
sıkıntılara tüm bölge halkı gibi Süryaniler de
maruz kalmışlardır. Millî Mücadele yıllarında
Süryanilerin Anadolu’daki direnişe destek
verdikleri de görülmüştür.

1932 yılına kadar Süryani Patrikhanesi
Mardin’de bulunmaktaydı. Patrik İlyas Şakir’in
vefatı üzerine yapılan seçim sonucunda Homs’lu
(Suriye) Afram Barsavm Patrik seçildi. Afram
Barsavm Patrikhaneyi önce Homs’a, sonra
Şam’a taşımıştır.

1970’li yıllardan itibaren Süryanilerin büyük bir
kısmı Türkiye içinde İstanbul’a, yurt dışında
özellikle İsveç ve Almanya başta olmak üzere
çeşitli Avrupa ülkelerine ve Amerika’ya göç etmişlerdir.
Günümüzde 18. 000 civarında Süryani
vatandaşımız vardır. 15.000 kadarı İstanbul’da,
3.000 kadarı ise Mardin civarında yaşamaktadır.
Ülkemizde kilise ve manastırları faal hâlde olan
Süryanilerin İstanbul, Adıyaman, Mardin ve
Midyat’ta birer metropolitlikleri bulunmaktadır.
Mardin’deki Deyrü’z–Zaferan, Midyat’taki
Deyrü’l–Umur Manastırlarında dinî eğitim
yapılmakta olup kilisede ayin dili olarak Süryanca
kullanılmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir