Osmanlı Devleti’nde Toplumsal Değişim

Osmanlı Devleti’nde XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren nüfus yapısında
değişiklikler oldu. Savaşlara bağlı olarak Kırım ve Kafkasya’dan Anadolu’ya
göçler yoğunlaştı. 1860’ta “Muhacirin Komisyonu” kurularak göçmenlerin nakli,
iskânı ve yer-yurt sahibi olmaları sağlandı. Bu dönemde meydana gelen göç
olayları 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda da devam etti. Bu durum Osmanlı
nüfus yapısında değişikliklere neden oldu. Bir taraftan Osmanlı genel nüfusu
toprak kayıpları ile azalırken diğer taraftan daralan Osmanlı sınırları içindeki
nüfus gitgide arttı. Buna bağlı olarak Osmanlı sınırları içinde yaşayan Müslüman
halkın nüfusu gayrimüslimlere oranla daha da arttı.

Rus işgalleriyle Kafkasya ve Balkanlardan göç ederek Osmanlı topraklarına
yerleşmek isteyenlerin sayısı milyonları bulmaktaydı. Iltica talebinde bulunan
yabancıları da ülkesine kabul eden Osmanlı Devleti göçmenleri verimli ve
yaşanabilir topraklara yerleştirdi. Böylece pek çok yeni köy, şehir ve kasaba
kuruldu.

XIX. yüzyılda Osmanlı şehirleri, İstanbul ve bazı büyük şehirler dışında
genellikle 10 bin kişinin altında nüfusa sahip yerleşim yerleriydi. Tanzimat’la
beraber şehirler hızlı değişim gösterdi. Batı ile ticari ilişkilerin gelişmesi ve
yabancı sermayenin ülkeye girmesi kentlerin değişiminde önemli rol oynadı.
İstanbul, Selanik ve İzmir gibi şehirlerde bankalar, iş hanları, istasyon
binaları,
hastaneler, kışlalar, fabrikalar ve yabancı ülke temsilcilikleri oluşturuldu.

Osmanlı köylüsü sosyal yapıdaki değişikliklerden daha az etkilendi.
Devletin son döneminde köylüler hâlâ nüfusun önemli bir bölümünü
oluşturmaktaydı. Bu dönemde göçebeler de yerleşik düzene geçmeye
başlamışlardı. XIX. yüzyılda bayram günleri dışında eğlence yerleri olan mesireler önceki
dönemde olduğu gibi önemini korudu. Göksu, Kâğıthane, Beykoz, Çamlıca ve
Kavacık gibi mesire yerlerinde beyler ve hanımlar ayrı ayrı kayıklar ya da
arabalarla gezmeye çıkarlardı. Büyük pazarlarda sportif yarışmalar, çeşitli
oyunlar ve farklı kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği panayırlar düzenlenirdi.
Ayrıca büyük şehirlerde Ramazan aylarında akşamları
karagöz, orta oyunu ve meddah eğlenceleri düzenlenirdi.

Batı’da başlayan kadın-erkek eşitliği tartışmaları Osmanlı toplumunu kademeli olarak etkilemiştir. Ahmet
Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım yaptığı çalışmalarla Osmanlı toplumunda ilk kadın
hakları savunucusu
olmuştur. Kadının sosyal hayatta etkili rol alması gerektiğini
vurgulayan çalışmalarda bulunan yazar, sonraki dönemlerde
kadınlar ile ilgili birçok eserin ortaya çıkmasında öncü
olmuştur. Yine bu dönemde sayıları sınırlı da olsa kadınlar bazı iş kollarında çalışma hayatında yer almaya başlamışlardır.
Tanzimat Dönemi reformları Osmanlı aile yapısını da
etkiledi. Şehirlerde modern aileler oluşmaya başlarken
kasaba ve köylerde geleneksel aile yapısı devam etti. Ancak
1858’de çıkartılan Arazi Kanunnamesi geniş ailenin ortadan
kalkmasına zemin hazırladı.

Osmanlı Devleti’nde toplumsal değişim orduyla başlamıştı. Askerî
kıyafetlerde görülen Batı tarzı giyim toplumun diğer kesimlerinde de kullanıldı.
Devlet memurları ve İstanbul halkı, baştaki sarığı bırakıp fes, cübbe; şalvar
yerine setre ve pantolon giymeye başladı. Kadın giyiminde ferace ve yaşmak
tarihe karışırken şık çarşaflar, maşlah (süslü başörtüsü) ve yeldirme (hafif
manto) kullanılmaya başlandı. Önceki dönemlerde siyah olan çarşaf artık renkli
olarak kullanıldı.

Batılılaşma her alanda olduğu gibi yeme içme alanında da yeni alışkanlıklar
ortaya çıkardı. En başta yeme biçimi değişti. Taşınabilir sini yerine yemek
masası, sandalye kullanılırken çatal ve bıçakla yemek yeme alışkanlık hâline
geldi.

Toplumda yeni kurumların oluşmasına bağlı olarak bir memur sınıfı oluştu.
Geleneksel kesimlerden ayrılan bu sınıf, sosyal hayatta modern hayat tarzının
öncüsü oldu.

Ulaşım teknolojisinin gelişmesi ve dış pazarlarla ilişkiler kurulması, bazı şehirlerin nüfusunun artmasına sebep oldu.
İstanbul’un nüfusu XIX. yüzyılın
sonunda bir milyonu aşmıştı. Nüfus bakımından gelişen diğer şehirler arasında
Selanik ve Izmir de bulunmaktaydı.

XIX. yüzyılda köylerde önemli değişiklikler ve gelişmeler yaşandı. Sayıları
çok az olan ova köyleri XVII ve XVIII. yüzyıllardaki karışıklıklar nedeniyle
oldukça azalmış ve köy yerleşmeleri yamaç ve dağlara çekilmişti.

XIX. yüzyılda dışarıdan gelen göçmenler, tarımı geliştirmek için Konya,
Adana ve kıyı ovalarına yerleştirildi. Çünkü dışarıya satılan tarım ürünleri
limanlardan ihraç ediliyordu. Diğer taraftan, merkezî idareyi güçlendirmek için
denetim altına alınmak istenen göçebeler de bu ovalara yerleştirilmekteydi.
Yapılan bu iskân, ovaların nüfusunu ve buralardaki köy sayısını artırdı.

XIX. yüzyılda şehirlerin yapısında da değişmeler gözlendi. Ulaşımın buharlı
gemiler ve demir yolları ile yapılmaya başlanması, istasyon, rıhtım, depo ve
otellerin yapılmasına yol açtı. Şehirlerde bankaların çevrelerinde iş hanlarının
inşa edilmesi bedestenlerin önemini kaybettirdi.

Yönetim işleri için oluşturulan
devlet daireleri şehrin merkezi hâline geldi.

Bu dönemde zenginler Boğaziçi gibi farklı mekânlara yerleşirken diğerleri
bitişik düzen evlerde oturmaya başladı. Göçmenler ve köyden gelenler ise
şehrin kenar bölgelerine yerleşti. İstanbul’da ulaşım hizmetine giren otomobil,
tramvay ve vapur ile hayat hızlandı. II. Meşrutiyet sonrasında telgraf ve telefon
da gündelik hayatın önemli unsurları hâline geldi.
Tanzimat Dönemi değişimleri toplumun eğlence kültürünü de etkiledi.
Önceki dönemlerin dinlenme ve gezme mekânları olan mesire yerlerinin
yanında parklar da açıldı. İstanbul ve bazı büyük şehirlerde birkaç aile bir araya
gelerek akşamları müzikli eğlenceler tertip ediyordu. Dönemin bir diğer
eğlencesi olan tiyatro o zamanki adıyla kumpanyalar, şehir şehir dolaşılarak
tanıtılıyordu. Böylece toplumda tiyatro kültürü oluşmaya başladı.
İstanbul’daki bu değişmelere karşılık taşrada hareketsizlik hâkimdi.
Buralarda gündelik hayat, yine eski mahalle düzeni ve gelenekler çerçevesinde
sürmekteydi. Halk eski meslekler ve geleneksel usullerle mal üretmeye devam
ederek hayatını devam ettirmekteydi.

Bir cevap yazın