Türk Tarihi

Osmanlı Devleti’nde Sosyal Hareketlilik

Osmanlı toplumunda ayrı fonksiyonlara sahip
zümrelerin bulundukları görevlerden ayrılmamaları arzu
edilmekle birlikte, sınıflar arasında geçişler için bir engel
yoktu. Yönetenler sınıfına geçebilmek için devlete ve
İslam dinine hizmet ile görevinde başarılı olmak
gerekiyordu.

Enderun’da alınan eğitimden sonra askerî sınıfa
girilebilir ve genellikle seyfiye içinde en yüksek mevkilere
ulaşılabilirdi. Ayrıca medrese öğrenimi görmüş, kabiliyetli
ve liyakat sahibi kişiler de adalet, eğitim, din ve sivil
bürokraside en üst makamlara gelebilirlerdi. Yönetici
sınıfa geçebilmenin en önemli şartı Islahat Fermanı’na
kadar “Müslüman olmak”tı. Osmanlı Devleti’nde sınıflar arası geçişe imkân sağlayan bu sisteme dikey hareketlilik
denilmekteydi.

Köyden şehre veya bir bölgeden başka bir bölgeye
göçerek yerleşme; bulunduğu bölgenin sosyoekonomik
yapısını bozmamak şartıyla serbestti. Toplumda yatay
hareketlilik olarak adlandırılan bu hareketlerden bir kısmı
kendiliğinden gerçekleştiği gibi bir kısmı da devletin imar
ve iskân politikasının uygulanması sonucu gerçekleşmekteydi.
Yatay hareketliliği teşvik eden uygulamalardan
biri de bataklık ve ıssız yerlere vakıf tesisler kurarak o
yerlerin şenlendirilmesi ve dolayısıyla bölgenin sosyal ve
ekonomik hayatının canlandırılması metoduydu.
Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve genişleme döneminde
bazı zümreler, kendiliklerinden sürekli batıya doğru göç
etmişler, zaviyeler kurarak yerleştikleri bölgeyi imar
etmişlerdi. Askerî hareketlerle birlikte buralara gelen
oymaklar ve topraksız köylülerin de bu zaviyeler
çevresine binalar yapması ve yerleşmesi sonucunda
köyler ortaya çıkmıştı.

OSMANLI SADRAZAMLARI

1453–1566 yılları arasında görev
yapan yirmi dört veziriazamdan, ulema
kökenli olan dördü hariç diğer yirmisi
devşirmeden yetişmişlerdi, yani bunlar
Hristiyan reaya çocukları iken devşirilerek
belli bir eğitim ve öğretimden geçirilmiş ve
devletin en yüksek mevkine getirilmişlerdi.
XVI. yüzyılda, Osmanlıların en yüksek
eğitim kurumlarından biri olan Fatih
Medresesi Müderrisliğine yükselenlerin
sosyal tabanına baktığımızda, % 47’sinin
reaya kökenli olduğunu görüyoruz. Geriye
kalanların % 39’u ulema ailelerinden, %
14’ü de diğer askerî zümrelerden geliyordu.

Prof. Dr. Bahaeddin YEDIYILDIZ, “Klasik Dönem
Osmanlı Toplumuna Genel Bir Bakış”,
Türkler Ansiklopedisi, C 10, s. 205.

ISKÂN SIYASETI

II. Murat, 1443’te Edirne yakınlarında
Ergene Irmağı üzerine 392 m uzunluğunda
bir köprü, köprünün girişine yolcuların
misafir edilebileceği han, imaret, cami ve
medreseden oluşan bir külliye inşa ettirmiş;
topluma karşılıksız hizmet sunan bu sosyal
kuruluşlara bir gelir kaynağı olarak da
hamam ve dükkânlar yaptırmıştı. Vergiden
muaf tuttuğu bir göçebe grubunu köprünün
bakımı ve korunması için buraya yerleştirmişti.
Daha sonra ülkenin diğer
yerlerinden her zümreye mensup insanlar
gelerek Ergene’ye yerleşmişler ve burası
köprünün yapılışından sadece 13 sene
sonra, 1456’da 431 ailenin yaşadığı
Uzunköprü kasabası hâline gelmişti.

Prof. Dr. Halil INALCIK, Osmanlı Imparatorluğu
Klâsik Çağ, s. 153 (Derlenmiştir.). 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir