Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

Moğol İstilaları ve Türkler

Kuşkusuz Moğol istilalarından en çok etkilenenlerin başında İslam alemi ve bu dünyanın o dönemlerde en güçlü temsilcisi olan Türkler gelmektedir.

Gerek diğer milletlerden Müslümanların gerekse Türklerin Moğollarla ilk teması bireysel anlamda gerçekleşmiştir. Moğollara bireysel hizmet veren bu görevlilerin yüksek mevki ve makamları işgal etmeleri, dönemin kendine özel şartları gereği yadırganacak bir durum değildir. Onlar birer askeri veya sivil bürokrat olarak, hatta bilimsel ve kültürel anlamda Cengiz’in ve hanedan üyelerinin muhteşem imparatorluklarını kurmalarına fazlasıyla katkıda bulunmuşlardır.

Sivil ve askeri bürokrat olarak hizmete alınan, bilimsel ve kültürel anlamda katkı sağlayan Müslümanların Moğollara yakınlaşmasında Cengiz’in başka dinlere mensup insanlara karşı tarafsız bir tutum izlemeye çalışmasının etkili olduğu söylenebilir.

Moğollarla temas kuran ikinci grup, genellikle tüccarlardan oluşmaktadır. Çünkü Cengiz Han (1206-1227) sahip olduğu toprakları güven içinde ticaret yapılabilecek hale getirmiş, bu uğurda neredeyse bütün önlemleri almıştı. Üstelik tüccar kesiminin sık uğramadığı Moğollarla ticaret çok kârlı idi.

Moğollar ve Türkler
Moğollar ve Türkler

Devlet düzeyindeki Moğol Müslüman ve Moğol Türk yakınlaşması ise önce karşılıklı elçilik heyetleri ile birbirini yoklama, sonra da çatışma şeklinde gerçekleşmiştir. Hârizmşâhların tedbirsiz ve düşüncesiz hareketleri sonucu, zaten İslam dünyasına doğru yürümeyi hedeflediğine dair bir çok delil bulunabilecek Cengiz, batı seferini başlatmıştır. Cengiz’in bu seferi, İslam alemi ve Türklük dünyası için büyük bir kıyım ve yıkım hareketine dönüşmüştür. Bütün abartılarına rağmen tarihçilerin Cengiz’i ve bu sefer esnasındaki savaş ve barış stratejilerini, medeniyet ve kültür tahripkarlığını, insan unsuruna karşı acımasız, her türlü kuraldan azade bir tutum ve davranış izlemesini yerden yere vurmalarında eleştirilecek bir yön bulmak güçtür.

Yorumcular ise Moğolların katliam, yağma, tecavüz ve esir alma gibi eylemleri bilinçli yaptıklarını söylemektedirler. Cengiz Han insanlığın felaketlerinden birisi olarak kabul edilmiştir. O, terörist bir yönetim anlayış ve teşkilatlanmasıyla katliamı metotlu bir kurum haline getirmiştir. Buna rağmen zalimliği daha ziyade içinde bulunduğu ortamın sertliğinden gelmekte olabilir. Bu bir çeşit tabii vahşet sayılabilir.

Moğol işgalcinin kitle halindeki katliamları, bir savaş sistemine ait olup zamanında boyun eğmeyen ve bilhassa boyun eğdikten sonra ayaklanan yerleşik halka karşı göçebenin bir silahı olarak değerlendirilmelidir.

Yorumlar bir yana, ortada tarihi gerçekler vardır ve bu gerçekler, Moğolların İslam alemini ve Türklük dünyasını alt üst ettiğini, insanların kitleler halinde katliama tabi tutulduğunu, iktisadi hayatın çöktüğünü, zorunlu göç hareketlerinin vuku bulduğunu ortaya koymaktadır.

Bazı araştırmacılara göre, Moğol imparatorluğu sona erdikten sonra, hakim olduğu bölgelerde kurulan yeni devletler meşruiyetlerini yıkılan imparatorlukta temellendirerek, kendilerini onun yerine geçen siyasi yapılar olarak tanımlamışlardır. Ancak söz konusu siyasi teşekküller döneminde yazılan tarihi eserler, mensup oldukları yapıyı ön plana çıkarırken, zamanla Moğol karşıtı bir tavır da sergilemeye başlarlar. Önce Çin ve Rusya’da görülen bu tavır, milliyetçilik hareketlerinin baş gösterdiği sonraki yüzyıllarda yaygınlaşır.

Erken Osmanlı tarih yazımında Cengiz Hanedanına karşı bir tavır olmamasına rağmen, daha sonraki yüzyıllarda ve Cumhuriyet devrinde Rusya’dakine benzer bir tutumun geliştiği gözlenir. Fakat bu tutum yaygınlaşmamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir