Milli İktisat Düşüncesi Ne Demektir?

II. Meşrutiyet yıllarında gündeme gelen milli iktisat bir tür neo-merkantilist iktisat politikasıdır. Kapitülasyonların zorunlu kıldığı liberal İktisadî ilişkilere tepkidir. Doğmakta olan milliyetçilikle uyumlu bir politikadır.




Osmanlı milli iktisadı, ya da neo-merkantilizmi Cumhuriyet yıllarında da sürmüş, devletçilik adı altında II. Dünya Savaşı ertesine değin etkin olmuştur.

Milli İktisat Milli İktisat






Balkan Savaşları ertesi “millet”e dönüşme özlemi organik bütünselliği gerektirir. Ziya Gökalp’in deyişiyle millet “İçtimaî bir küll-i tam (tout complet)”dir. Bundan böyle Osmanlı ülkesi yabancılara muhtaç olmaksızın kendi yağıyla kavrulacak, milli iktisadın ilkelerini benimseyerek hem tarım, hem sanayi ülkesi olacaktır.

Gökalp’e göre Osmanlı toplumunda iktisat uzun yıllar “kozmopolit” bir nitelik taşımıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında bile hâlâ okullarda resmen “la-issez faire, laissez passer” (bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler) düsturu benimsenerek “Manchester İktisadiyatı” okutulmuştur. “İktisadî vicdan”ın tümüyle “kozmopolit” olduğu telkin edilmiştir.

Gökalp, iktisadın “kozmopolit” olamayacağını savunur. Liberal görünümde “Manchester İktisadiyatı” bile, aslında İngiltere’nin milli iktisadıdır. Sanayileşen İngiltere diğer ülkelere üstünlük kurmuş, serbest ticarete açılmakta sakınca görmemiştir.




Bu gerçek, Gökalp’e göre, ilk kez Friedrich List ve John Rae tarafından görülmüştür. Giderek birçok ulus milli iktisadı benimsemiştir. Türkler ise İngiliz iktisadının tutsağı kalarak, ahlâkta, hukukta, edebiyatta olduğu gibi iktisatta da taklitçilikten, “milliyetsizlikten” kurtulamamışlardır. Oysa çağdaş iktisat milli iktisattır.

Aynı görüşü, İttihatçıların yarı resmî yayın organı İktisadiyat Mecmuası’nın başyazarı Tekip Alp de paylaşır. O güne değin orta ve yüksekokullarda okutulan iktisat derslerinde, Adam Smith, Leroy Beaulieu, Charles Gide gibi iktisatçıların eserlerinde görülen klasik öğretiler gündeme gelmiştir. List, Wagner, Schmoller, Philippovich gibi iktisatçıların varlığından bile söz edilmemiş, milli iktisat görmezlikten gelinmiştir.

II. Meşrutiyet yıllarında liberal düşüncenin İttihat ve Terakki’nin beklentisi doğrultusunda sonuç vermediği kısa sürede görülmüştür. Osmanlı milletini oluşturmayı amaçlayan Osmanlı liberalizmi farklı sonuç doğurmuş, ayrılıkçı akımlar giderek güç kazanmıştır.

Yanı sıra, liberal iktisat kapitülasyonlarla ayrıcalıklı kılınan yabancı ve gayrimüslim kesimlerin işine yaramıştır. Müslüman tüccar ve zanaat erbabı giderek etkinleşen rekabet ortamında yoksullaşmış, piyasadan çekilmek zorunda kalmıştır.

I. Dünya Savaşı ile birlikte durum daha da vahim bir görünüm kazanmıştır. Dış İktisadî ilişkilerin kesildiği bir ortamda Osmanlı kendi olanaklarıyla yetinmek zorunda kalmış, otarşik bir İktisadî yapıya doğru yönelmiştir.

Savaş öncesi ortalama 15.000.000’u besin maddesi, 30.000.000’u sınaî mal olmak üzere yılda toplam 45.000.000 Osmanlı liralık ithalatı gerçekleştiren Osmanlı Devleti 1915’te bu miktarın yüzde 3’ünü bile yurda sokamamıştır.

Tüm bu koşulların yarattığı belirsizlik ortamında milli iktisat çözüm yolu olarak görülmüştür. Bu doğrultuda 1915 güzünde “milli iktisada doğru” düsturuyla, milli iktisadın kuramsal yayım organı İktisadiyat Mecmuası yayımlanmaya başlamıştır.