İslam ve Diğer Dinler Tarihi

Mevali

İçindekiler

Mevali Kelimesi Anlamı

Arap olmayan Müslümanlar için kullanılan Mevali terimi, ilk İslam fetihlerinin ardından ortaya çıkmıştır. Doğuda İranlılar ve Türkler, Kuzey Afrika’da Berberîler, Mısır’da ise Kıptîlerden Müslüman olanları Mevali denir.

Mevali Politikası

Mevali, İslamiyet’i kabul etmekle hukuken Müslüman Araplarla eşit hale gelmiştir. Hz. Peygamber, Müslümanlardan Arap olanlarla köle iken azat edilmişler arasında bir ayırım gözetmemiş, bu uygulama dört halife döneminde de devam etmiştir. Hz. Ömer, maaş sistemini kurarken mevaliyi kendilerini azat eden eski efendileriyle aynı seviyede tutmuş, Hz. Ali de maaş ve ganimet dağıtımında, Araplar’a ve mevaliye eşit pay ayırmıştır.

Mevali Anlayışı

Ancak zamanla Araplar, kendilerini diğer Müslüman milletlerden üstün görmeye başladılar. Bu düşüncenin sahipleri, azatlı mevaliyi kölelikten gelmeleri sebebiyle kendilerine denk tutmadıkları gibi, aslen hür olan Arap olmayan Müslümanları da azatlı mevali statüsünde kabul ediyorlardı. Ülkelerini fethettikleri halde onları köleleştirmeyip serbest bırakmak ve hidayetlerine vesile olmakla, büyük lütufta bulunduklarını düşünüyorlar; kendilerini efendi, onları köle gibi görüyorlardı. Arapların bu yaklaşımı, bir süre sonra özellikle devletlerini yıktıkları İran asıllı mevalinin asabiyet duygularını harekete geçirdi. Emeviler dönemine girildiğinde, İslamiyet’in ilkelerini yeterince algılayamamış olan ve Arap ırkçılığının tesirinde kalan bazı çevrelerde, mevaliyi hakir gören bu bakış kökleşmiş bulunuyordu.

İktidarda bulunan Emevi yöneticilerinin çoğu, Müslümanların eşitliği ilkesini bir yana bırakarak mevali ile Araplar arasında ayırım yapmıştır. Mevaliye bazı vergiler yüklemiş ve fetihlere katıldıkları halde, onları askerî maaş divanına kaydetmemiştir. Haccâc, İslam’a girenlerden kaldırılması gereken cizye vergisini, mevaliden almaya devam etmiş ancak bu uygulama Ömer b. Abdülazîz tarafından kaldırılmıştır.

Emeviler, mevaliye ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmıştır. Bu durum, Araplarla mevali arasındaki kırılmayı derinleştirmiştir. Kendilerine yapılan muamelelerden sonra, Emeviler’i İslam hâkimiyetinin değil, Arap sultasının temsilcisi olarak görmeye başladılar. Muaviye’nin halifeliği saltanata çevirmesi, Yezid’in Kerbelâ katliamı, bazı halifelerin İslam ve ahlâkdışı davranışları, mevalinin Emeviler’e karşı tavrını sertleştirmesine sebep oldu.

Mevalinin, Emevi yönetimine muhalif tutumu; Abbasi ihtilal hareketine yaptığı büyük yardımla Emeviler’in yıkılışında önemli rol oynamıştır.

Emeviler devrinde siyasi, idari ve askerî görevlerin büyük bir bölümü Araplara verildi. Ancak bununla birlikte, bazı mevaliye valilik yanında hâciblik, muhafızlık, beytülmal eminliği gibi devlet işlerinde önemli görevler de verilmiştir. Mevali ilmî sahada kendini göstermiştir. Bundan dolayı imamlık ve kadılık gibi görevlere de getirildikleri görülmüştür. Mâverâünnehir bölgesinde çok sayıda İran asıllı, Kuzey Afrika ve İspanya fetihlerinde ise Berberî asıllı mevali orduya katılmıştır. Endülüs Fâtihi Târık b. Ziyâd’ın ordusunun çoğunluğunu Berberî mevali oluşturmuştur. Emeviler zamanında, başta Mûsâ b. Nusayr ve Târık b. Ziyâd olmak üzere azatlılar arasından meşhur kumandanlar çıkmıştır. Mevalinin, Mısır ve Kuzey Afrika’da askerlik divanına kaydedildiği, Irak ve Horasan’da ise kayıtlı olmadığı belirtilmektedir. Mevali, Abbâsîler devrinde Araplar’la eşit haklar elde etmişlerdir. İhtilalın gerçekleşmesinde rol oynayan Horasanlı Ebu Müslim,vezirlik gibi yüksek idari bir göreve getirilmiştir.

Şuubiye Hareketi Nedir?

Şuubiye denilince, Arapların fethettikleri yerlerde hukuki, siyasi tahakküm ve üstünlüklerine karşı çıkan bir akım ve mensuplarını ifade eder. Veyahut şuubiye Arap gururuna muarız olan, Arap olmayanları Arapların üstünde mülahaza eden ve umumiyetle Arapları hor görüp küçümseyen fırkadır. Bu fırkaya taraf olana da şuubi denilir. Arapları küçültmeye matuf her hareketi de buna dahil edebiliriz.

Tarigten sonra bu akımı ortaya çıkaran sebeplere kısaca göz atmak faydalı olacaktır.

Kur’anı Kerim’in renk, dil, kavim vs. gibi hususlara kıymet vermediğini, insanları takva ismi altında toplanan manevi vasıflarla değerlendirdiğini biliyoruz. Nitekim ayette: “… Biliniz ki Allah katında en iyiniz takvası en ziyade olanınızdır” buyrulmuştur.

Aynı şekilde Hz. Peygamber de İslam toplumunda ve devlet hayatında manevi değerlere kıymet vermiştir. Bunu en güzel şekilde veda haccı hutbesinde belirtmiştir: “Ey insanlar! Allah sizden cahiliye gururunu, babanızla övünmeyi kaldırdı. Arabın aceme (arap olmayana) bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. Hepiniz Ademsiniz Adem’de topraktandır.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir