Meşrutiyet Dönemi Osmanlı Hukuku

Osmanlı Devleti, meşrutiyet yönetimine kanunuesasiyi
ilan ederek geçti. Devlet yönetimi yeniden yapılandırıldı.
Türk tarihinde ilk defa anayasal sisteme geçildi. Buna göre
halkın seçtiği temsilcilerden oluşan parlamento, padişahın
yetkilerinden bir kısmına ortak oldu. I. Meşrutiyet yönetimine
1878’de padişah tarafından son verildi.

Kanunuesasi ile vatandaşların temel hak ve
özgürlükleri anayasal güvence altına alındı. Kanun
önünde eşitlik, kamu hizmetine girme, basın özgürlüğü ve
mülkiyet hakkı Osmanlı tebaasına tanınan temel hak ve
özgürlüklerin başlıcalarıydı.

Meşrutiyet Döneminde hukuk alanında atılan en önemli
adımlardan biri de Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’nin hazırlanmasıdır. 1868-1878 yılları arasında Ahmet Cevdet
Paşa başkanlığındaki ilmî bir heyet tarafından, İslam
hukukuna bağlı kalınarak hazırlanan Mecelle, şeri
mahkemelerde 1877-1926 yılları arasında hukuki kaynak
olarak kullanılmıştır. Bu kanun, medeni konuları (şahıs,
aile ve miras) içermektedir. Mecelle, adliyede hukuk
birliğinin temelini de atmıştır.

Meşrutiyet yanlılarının çalışmaları sonucu 1908’de meşrutiyet yönetimine ikinci kez geçildi. 1909’da
kanunuesaside bazı değişiklikler yapıldı. Osmanlı Devleti’nin geleneksel yasama, yürütme ve
yargı
organlarının kuruluş, görev ve yetkilerinde önemli
değişmeler oldu. Hak ve özgürlüklerin sınırları genişletildi.
Padişahın mutlak otoritesi sınırlandırıldı. Yeni hazırlanan
anayasa ile padişah, anayasayı uygulayacağına, devletin
ve milletin haklarını koruyacağına yemin edecekti.

1909’da kanunuesaside yasama organının oluşumunda bir değişiklik
yapılmadı. Padişahtan izin almadan kanun çıkarma yetkisi kazanan
parlamento, devletin en güçlü organı hâline geldi. Mebuslar Meclisi padişahın
iznini almaksızın kanun teklifi getirebilecekti. Böylece yasama, padişahın
tekelinden çıkmış, milletin temsilcilerinden oluşan meclisin görevleri arasına
girmişti. Meclisin kabul etmiş olduğu kanunlara karşı, padişah 1876
Anayasası’nda olduğu gibi mutlak veto yetkisine sahip değildi.

XIX. yüzyılın başlarından itibaren adli alanda düzenlemeler yapılmasına
rağmen nitelikli eleman ihtiyacını karşılamayı amaçlayan okullaşma geç
başlamıştı. Adliye teşkilatında yaşanan nitelikli eleman sıkıntısını çözmek
amacıyla 1875’te “Galatasaray Sultanisi”nin bir şubesi olarak “Mekteb-i Hukuk-i
Sultani”
kuruldu. Bu okulun kapatılmasından sonra, 1880’de Mekteb-i Hukuk
adıyla yeni bir okul açıldı. Günümüzdeki İstanbul Üniversitesine bağlı Hukuk
Fakültesinin temelini oluşturan bu okulun kuruluş amacı Batı hukukunu bilen
hâkim ve avukat yetiştirmekti. Adli teşkilatlanmada eğitim almış uzman kişiler
yetiştirilmişse de mezun öğrenci sayısının azlığından dolayı tam olarak ihtiyacı
karşılayamamıştır.

Bir cevap yazın