Meşrutiyet Dönemi Fikir Akımları

Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve I. Meşrutiyet’in ilan edilmesinin temelinde, Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtarma çabaları yatmaktaydı. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ve XX. yüzyılın başlarında, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını engellemek için birtakım fikir akımları ortaya çıkmıştır. Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık ve Adem-i Merkeziyetçilikten oluşan bu fikir akımları ülkeyi dağılmaktan kurtarmayı amaçlamıştır.




Osmanlıcılık

Fransız İhtilali sonrasında gelişen milliyetçilik düşüncesinin etkisiyle ayaklanan Balkan milletlerinin, Osmanlı Devleti’nden ayrılmasını önlemek amacıyla ortaya atılan fikir akımıdır. Tanzimat Devri’nde Genç Osmanlılar tarafından ortaya atılan bu fikre göre bütün Osmanlı vatandaşları kanun önünde eşit olacak, hiç kimseye din, dil, ırk ve mezhep ayrımı yapılmayacaktı. Bir Osmanlı kimliği oluşturmayı amaçlayan bu akım, 1876’da Kanun-i Esasi’nin ilan edilmesiyle birlikte uygulama alanı bulsa da 1877’de başlayan Osmanlı-Rus Harbi sonucu gelişme sağlayamadı. Bu fikir akımı, II. Meşrutiyet (1908) Dönemi’nde tekrar gündeme gelse de Balkan Savaşları’nın (1912) çıkması üzerine geçerliliğini yitirdi.




Bu akımın temsilcileri arasında; Ziya Paşa, Mithat Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi, Mustafa Reşit, Şinasi ve Fuat Paşa gibi devlet adamları ve aydınlar vardı.

İslamcılık (Panislamizim)

93 Harbi’nden sonra önem kazanan bu fikre göre, toplumları bir arada tutan en önemli etken dindir. Bu anlayışın temelinde; “Bütün Müslümanlar halifenin etrafında toplanmalı ve onunla birlikte hareket etmelidir.” görüşü yatmaktadır. İslam birliğinin kurulması, bu fikre sahip olanların en büyük hedefiydi. İslamcılık düşüncesini savunan fikir adamları, Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunun ancak İslam birliğinin oluşmasıyla sağlanacağına inanıyorlardı. II. Abdülhamit, bu fikir akımını devlet politikası hâline getirip İngiliz ve Ruslara karşı kullanmıştır. Bu fikrin önemli temsilcileri arasında; Cemaleddin Afganî, Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Hamdi Akseki, Said Halim Paşa ve Mehmed Şemseddin gibi düşünürler vardı.




Türkçülük

Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet Dönemi’nde ön plana çıkan Türkçülük fikrinin ilk kıvılcımları, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Rusya’daki Müslüman Türkler arasında belirmeye başladı. Rus baskısıyla Osmanlı topraklarına gelen Türk aydınları, fikirlerini burada yaymaya başladılar.

Bu kişiler, Osmanlı’nın dağılmaktan kurtulmasının ancak güçlü bir Türk ulusuyla olacağına inanıyorlardı. Türkçülük fikrinin savunucularına göre, Batı’nın bilim ve tekniği alınmalı ama sosyal yaşantıları körü körüne taklit edilmemeliydi. Bu fikrin temsilcileri arasında; Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Ahmed Ağaoğlu, Fuat Köprülü, Halide Edip, Hüseyin Zade Ali, Gaspıralı İsmail ve Yusuf Akçura gibi aydınlar vardı.

Batıcılık

Batıcılık, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmasının Batı’ya benzemekle mümkün olacağını savunan fikir akımıdır. Osmanlı Devleti’nde Batı’nın taklit edilmesi ve örnek alınması faaliyetleri Lale Devri’nden itibaren başlamış, XIX. yüzyıldaki ıslahatlar da Batı’nın etkisiyle yapılmıştır.

Batıcılık fikrinin önemli temsilcileri arasında; Tevfik Fikret, Celal Nuri, Abdullah Cevdet, Beşir Fuat, Baha Tevfik, Kılıçzade Hakkı ve Suphi Edhem gibi aydınlar vardır.

Âdem-i Merkeziyetçilik

Prens Sabahattin’in savunduğu bu görüş, merkeziyetçiliğe karşı olan ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesini savunan bir fikir akımıdır.