Küresel Terörizm

Değişen yapısı, görünümü ve hedefleri nedeniyle uluslararası toplumun üzerinde mutabık kaldığı bir terörizm tanımlaması yapılamamıştır. Yine de en genel tanımıyla terörizm, hedef toplumdaki egemen siyasi yapıyı değiştirmek amacıyla belirli bir örgüt tarafından sistematik olarak uygulanan ve kitleleri korkuya sürükleyen şiddet eylemleridir. Egemen devletler, siyasi tercihlerini benimsediği grupların eylemlerini meşru mücadele olarak nitelendirirken benimsemediği grupların üyelerini “terörist”, yaptıkları eylemleri de “terörizm” olarak nitelendirmeyi tercih etmiştir.




Devletler, ideolojik yaklaşımlarının yanında politik çıkarlarına göre de şiddet eylemlerine farklı yaklaşmışlardır. Devletler, bu sayede bölgesel veya uluslararası alanda gücünü artırmayı ve gelişmekte olan ülkelerde kendi istedikleri rejimleri oluşturmayı amaçlamışlardır. Soğuk Savaş Dönemi’nde ABD, Sovyet yanlısı rejimlere karşı mücadele veren grupların eylemlerini meşru kabul ederek söz konusu grupları özgürlük savaşçısı şeklinde değerlendirmiş; Amerikan yanlısı rejimlere karşı verilen mücadeleleri terörizm, mücadele verenleri de terörist olarak nitelendirmiştir. ABD’nin onayıyla Pakistan tarafından kurulup desteklenen Taliban buna örnek olarak verilebilir.

Soğuk Savaş’ın ardından kazandığı özgüvenle artık daha fazla söz söyleyen fakat uluslararası sözleşmelere daha az uyan ABD, uluslararası ilişkilerde kendini eşitler üstü bir konumda görmüştür. Artık hangi devletlerin cezalandırılacağı, hangi sistemlerin değişeceği ABD’nin tanım ve referansları ile gerçekleşir olmuştur. ABD’nin bu uygulamaları El Kaide terör örgütünün 11 Eylül saldırılarının sebeplerinden biri olmuştur. Bu saldırılar sonrasında ABD’li yetkililerin “Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak.” söylemiyle uluslararası toplumda ilişkiler yeniden şekillenmeye başlamıştır. Terör tehdidi küresel olarak tanımlanmış ve buna karşı başlatılan savaşın da tüm dünyayı kapsayacağı ilan edilmiştir. Bu çerçevede ABD’nin terörle mücadelesinde hâkim olan düşünceler şunlar olmuştur:




• Terör eylemlerini bir devlete bağlama
• Askerî müdahale
• Ön alıcı savaş
• Amerika’nın gerekirse tek başına hareket etme iradesi

Soğuk Savaş Dönemi’nde taraf oldukları devletlerin korumasında kendilerini güvende hisseden terör örgütleri, Soğuk Savaş’ın bitmesi ile âdeta açıkta kalmıştır. Bu durum kısa sürmüş ve ABD politikalarına duyulan tepkisel süreci başlatmıştır. Küreselleşmenin getirdiği teknolojik avantajı kendi yararlarına çeviren terör örgütleri, “mağduriyet” merkezli söylemleri ile 1990’lı yıllardan sonra eylemlerini artırmıştır. Terörizmin küresel çapta örgütlenmesi, Usame bin Ladin’in lideri olduğu El Kaide terör örgütü ile başlamıştır. 11 Eylül saldırıları ile popülerliğini artıran El Kaide, ABD ve Batı karşıtlığını üst seviyelere çıkartmış; benzer amaçları taşıyan örgütler için birleşme noktası olmuştur.




Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklarla ve gerçekleştirdiği kanlı eylemlerle adını duyuran DEAŞ’ın gelişmesinde 2003 sonrası ABD’nin Irak’taki uygulamaları etkili oldu. Irak’a müdahaleyle başlatılan terörizme karşı mücadele savaş öncesinde var olandan daha fazla terörizm doğurdu. ABD’nin Irak’ta kurduğu Geçici Koalisyon Otoritesi (GKO); Irak ordusuna mensup üst düzeyde askerlerin ve ordudaki özel kuvvet birlikleri ile istihbarat servisinin orduyla ilişiğinin kesilmesini öngören kararlarını aldı. Bu kararlar Irak’ta kırgın, hoşnutsuz ve işsiz yaklaşık 300 bin askeri, potansiyel birer militan durumuna düşürdü. Sosyal yaşamda ise haksız tutuklamalar ve soruşturulmadan terörist damgası vurulan Sünnilerin sayısındaki artış protestolara yol açtı. Özellikle yargısal reform talepleri için gerçekleştirilen sivil gösterilere Irak yönetiminin tepkisi sert oldu.

2011 sonrası Suriye’de kaosun tırmanması, meydana gelen güç boşluğu, mezhep çatışmaları ve örgütün ideolojisine yakın militanların sayısındaki artış DEAŞ’ın kontrol altına aldığı alanları genişletmesine yol açtı. Nihayetinde El Bağdadi, 8 Nisan 2013’te Irak ve Şam Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. 1980’lerden itibaren Türkiye’nin üzerindeki en büyük tehdit PKK terör örgütü olmuştur. Bu yıllarda özellikle İran ve Suriye gibi devletler Türkiye’nin Batılı devletlerle iş birliği içinde olduğu gerekçesiyle terör örgütünü desteklemiştir. Örgütün lideri Abdullah Öcalan, Suriye’nin desteği ile PKK terör örgütünün kamplarını Lübnan Bekaa vadisine taşımış ve 1984 sonrası yaşanan terör olaylarını buradan yönlendirmiştir. Türkiye’nin yıllardır savaştığı PKK terör örgütünün günümüzde Kuzey Suriye uzantısı PYD/YPG, ABD tarafından silahlandırılmaktadır. Bu silahların Türkiye’deki terör eylemlerinde kullanılmasına yönelik endişeler, ABD-Türkiye ilişkilerinde güven bunalımlarına neden olmaktadır. Irak’ın yeniden yapılanmasında ABD’nin Kuzey Irak’taki PYD terör örgütüne verdiği askerî, ekonomik ve siyasi destek Türkiye’de rahatsızlık uyandırmaktadır.

Devletlerin terörist örgütlere verdiği destek; bu örgütlere ileri teknolojiye sahip silah ve patlayıcılara çok kolayca sahip olma, diğer terörist gruplarla rahatça iletişim kurma ve uluslararası eylem gerçekleştirme imkânı sunmaktadır. Devlet destekli terörizm, hedef devletin politik istikrarını, ekonomik yapısını ve diplomatik ilişkilerini etkileme gücüne sahiptir. Devlet desteği, teröristlerin yerel halkın desteğine duyduğu ihtiyacı ortadan kaldırdığı için teröristler kamuoyu tepkisine aldırmaksızın geniş ölçekli eylemler yapabilmektedir.