Kıta Sahanlığı Sorunu

Kıta sahanlığı, kara sularının bitiş
noktasından başlayan deniz altındaki
devamını ifade eder. Kıyıya sahip her
devlet kıta sahanlığına da sahiptir.
Ancak kıta sahanlığına sahip ülkenin
sadece bu bölgedeki canlı-cansız doğal kaynakları arama ve işletmede
egemen yetkileri vardır; su alanı ve
hava sahası uluslararası statüsünü
korur.

1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin
(BMDHS) 76. Maddesine göre,
her devlet en az 200 deniz mili mesafeye
kadar kıta sahanlığına sahip olabilir.
Eğer kıta sahanlığı 200 mil mesafeyi
aşıyorsa, kıyı devleti doğal uzantı
gereği bu sahanlığın sona erdiği yere
kadar kıta sahanlığını uzatabilir. Ancak
hiçbir zaman 350 mili ya da 2500 metre
derinlikten itibaren 100 mili aşamaz.
Aynı sözleşmenin 121. maddesine göre
adaların da kıta sahanlıkları vardır.
Ama insan yerleşiminin olmadığı veya
kendine ait bir ekonomik yaşamı olmayan
kayalıkların özel ekonomik bölgesi
ya da kıta sahanlığı yoktur.
Bitişik ya da karşılıklı kıyı sahibi
olan devletlerin ise kıta sahanlığını anlaşarak
sınırlandırmaları gerekmektedir.

Baskın ORAN, Türk Dış Politikası, c. I, s. 754

Yunanistan 1961’den itibaren şirketlere Ege Denizi’nin kuzey
ve batı kıyılarında petrol arama ruhsatı vermeye başladı. 1970
başlarında arama ruhsat alanını Doğu Ege’yi kapsayacak
şekilde genişletti. Böylece Yunanistan Ege Denizi’nde Türkiye ile
deniz sınırlarını kendisine göre belirlemeye çalışması iki ülke
arasında anlaşmazlığa sebep oldu.

Yunanistan’ın Ege Denizindeki bu faaliyetleri üzerine Türkiye
de 1973’te Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına Ege’nin açık
deniz sularında ve kendi kıta sahanlığında petrol arama ruhsatı
verdi. Yunanistan’ın bu duruma itirazı iki ülke arasında “Kıta
Sahanlığı Sorunu”
nu ortaya çıkardı. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın
gerçekleştirilmesi iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi.

1975’te yapılan ikili görüşmelerde anlaşmazlığının Uluslararası Adalet Divanında görüşülmesi konusunda prensip
anlaşmasına varıldı. Ancak iki ülke hukukçularının yaptığı toplantıdan sonuç alınamadı.

1976’da Türkiye’nin Sismik-I adlı araştırma gemisi ile Ege Denizi’nde bir araştırma
yapması üzerine
Yunanistan BM Güvenlik Konseyi ve Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu. BM Güvenlik
Konseyi sorunun ikili müzakereler yoluyla çözümlenmesi kararı aldı. Uluslararası Adalet
Divanı ise
Yunanistan’ın Ege’nin uluslararası sularında Türkiye’nin petrol arama girişimlerinin
durdurulması
isteğini reddetti.

BM Güvenlik Konseyi’nin ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarından sonra iki ülke temsilcileri
Bern’de bir araya geldi. Görüşmeler sonunda imzalanan “Bern Deklerasyonu” ile taraflar Ege Denizi’nde
kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir faaliyette bulunmamayı kabul etti.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir