Kıbrıs Meselesi Nedir?

II. Dünya Savaşı sonrası Türk dış politikasının temel sorunu Kıbrıs Meselesi olmuştur.

Türkiye’nin Amerika, SSCB, Yunanistan ve Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerinde Kıbrıs Meselesi belirleyici olmuştur.

Kıbrıs, Türkiye’nin hayati ve millî meselesi, millî menfaatlerinin odak noktası olmuştur. İngiltere’nin 1950’li yıllarda Kıbrıs’tan çekilmeye karar vermesi ile Kıbrıs Meselesi gündeme geldi. İngiltere’nin çekilme kararı üzerine Türkiye ve Yunanistan, Kıbrıs’ın kendi ülkelerine verilmesini talep etti. Kıbrıslı Rumlar adanın Yunanistan’a bağlanması (Enosis) için kanlı yıldırma yöntemlerini de kapsayan eylemlerde bulunmaya başladı.

Kıbrıslı Rumlar, İngiltere’ye kendi isteklerini kabul ettirmek için Grivas liderliğinde EOKA’yı (Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü) kurarak adada İngiliz ve Türkleri hedef alan terör faaliyetlerine başladı.

Enosis

Megali İdea hedefi çerçevesinde Kıbrıs’ın Yunanistan‘a bağlanmasını ifade etmektedir. Kelime anlamı ile ilhak demek olan Enosis, ilk Megali İdea haritasının çizildiği 1791’den itibaren gündeme geldi. Megali İdea’ya göre 1453‘te Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek ve Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve Büyük İskender‘in uzandığı İskenderiye‘ye kadar olan topraklar işgal edilerek Bizans İmparatorluğu kurulacaktır.

Kıbrıslı Rumlar, İngiltere’ye kendi isteklerini kabul ettirmek için Grivas liderliğinde EOKA’yı (Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü) kurarak adada İngiliz ve Türkleri hedef alan terör faaliyetlerine başladı.

 

Kıbrıs Haritası
Kıbrıs Haritası

Kıbrıslı Türkler EOKA’ya karşı korunma amacıyla ilk Türk direniş örgütü olan Volkan’ı kurdu. Kıbrıs Meselesi’nin çözülememesi EOKA’nın saldırılarını artırırken bu saldırılara karşılık vermek için 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kuruldu. Adada yaşanan Türk-Rum çatışması iki NATO devleti olan Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getirdi. Bunun üzerine ABD, devreye girdi ve bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması için faaliyetlerini artırdı.

Türkiye – Yunanistan Arasında Zürih Antlaşması

Türkiye ile Yunanistan 11 Şubat 1959’da Zürih’te anlaşmaya vardı. Londra’da da İngiltere’nin ve Kıbrıs’taki iki toplumun liderlerinin onayı alındı. Bu şekilde ortaya çıkan Zürih ve Londra Antlaşmaları; bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı ve toplumsal alanda otonomi ilkelerine dayandırıldı.

Devletin kurumlarını oluşturmak üzere 13 Aralık 1959’da yapılan seçimlerde Başpiskopos Makarios cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük de cumhurbaşkanı yardımcısı seçilerek Kıbrıs Cumhuriyeti 1960’ta kuruldu.

Yeşil Hat

Kıbrıs’ta Kanlı Noel olaylarından sonra 27 Aralık 1963’te, üç garantör (Türkiye, İngiltere ve Yunanistan) ülkenin askerlerinden oluşan Barışı Koruma Kuvveti oluşturuldu. İngiliz generalin harita üzerinde yeşil bir kalemle çizdiği çizgiyle Lefkoşe 30 Aralık 1963’te ikiye ayrıldı. Bu tarihten itibaren bu sınır Yeşil Hat olarak adlandırıldı. Konu ile ilgili 1964’te Londra’da bir konferans düzenlendi. Baskın Oran, Türk Dış Politikası, Cilt-3, s.651

Makarios’un Kıbrıs Anayasası’nda yapılmasını istediği değişikliklerin reddinden sonra Rumlar, 24 Aralık 1963’te 24 Türk’ü şehit ederken 40’ını da yaraladı. Kıbrıs Türk tarihine Kanlı Noel adıyla geçen bu olaylar, önceden hazırlanmış olan Akritas Planı’na dayandırılmıştır. Türklerin imhası veya adadan atılmasını öngören Akritas Planı, basit bir örgütün eylem planı olmayıp Rum yetkililer tarafından hazırlanan bir etnik temizlik girişimiydi. Bu durumu engellemek için 650 kişilik Türk askerî birliği Lefkoşe’nin Türk kesimini koruma altına aldı.

Makarios’un mecburi askerlik sistemini kurması, Rumları askere almaya başlaması ve dışarıdan ağır silahlar satın alması üzerine Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale kararı kesinleşti. 5 Haziran’da ABD Başkanı Johnson tarafından yazılan mektup hem Türk-Amerikan ilişkilerini hem de Türkiye’nin Kıbrıs politikasını olumsuz etkiledi. Amerika’nın Akdeniz’deki 6. Filo’ya; Türk donanması harekete geçtiği takdirde müdahaleyi önleme görevi verdiğini belirten İnönü, Kıbrıs’a harekât fikrinden vazgeçtiklerini bildirdi.

Johnson Mektubu, Türkiye’de yalnız bırakılmışlık duygusu uyandırmıştır. Başbakan İsmet İnönü’nün göndermiş olduğu cevabi mektuba da bu hayal kırıklığı yansımıştır. Bunun üzerine 28 Aralık 1967’de başkanlığını Fazıl Küçük, yardımcılığını da Rauf Denktaş’ın yaptığı Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi ilan edildi. EOKA, Türklerle görüşmeler yapmasından rahatsızlık duyduğu Makarios’a karşı 15 Temmuz 1974’te bir darbe gerçekleştirdi ve Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’ni ilan etti. EOKA üyesi Nikos Sampson liderliğe getirildi. Bu durum adanın fiilen Yunanistan’la birleşmesinden başka bir şey değildi.

I. ve II. Kıbrıs Barış Harekatı

Türkiye 1959 ve 1960 Antlaşmalarının verdiği yetkiye dayanarak 20 Temmuz 1974’te I. Kıbrıs Barış Harekâtı’nı, 14 Ağustos’ta da II. Kıbrıs Barış Harekâtı’nı düzenledi.

Türk Barış Harekâtı aynı zamanda Yunanistan’da cunta idaresinin de sonu oldu ve ülkeye demokrasi getirdi. Kıbrıs Barış Harekâtı’na Yunanistan haricinde en büyük tepki Amerika ve SSCB’den geldi. Sovyet Rusya, harekâta karşı çıkarak Türkiye’nin kuvvetlerini çekmesini istedi. SSCB’nin bu tutumu Türk kamuoyunda çok etkili olmadı. Çünkü bu konu ile en büyük darbe müttefik devlet olan ABD’den geldi. Amerika, adaya müdahale ettiği gerekçesiyle Türkiye’ye silah ambargosu uygulamasının yanı sıra yapılacak olan 200 milyon dolarlık yardımı da askıya aldı. Bu şekilde bir müttefik diğer müttefikini cezalandırmış oluyordu. Türkiye üzerindeki ambargo 12 Eylül 1978’de kaldırıldı.

Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Yunanistan; Ege Denizi’ndeki adaları silahlandırmaya ve buralarda havaalanları inşa etmeye başladı, NATO’nun askerî kanadından çekildi. Türkiye ise 20 Temmuz 1975’te İzmir merkezli dördüncü bir ordu (Ege Ordusu) kurdu. Bu ordu Amerikan ambargosuna tepki olarak NATO ordusu sayılmayacak biçimde, NATO envanteri dışında teşkil edildi. BM Genel Kurulu, 1983’te Kıbrıs Rumlarını Kıbrıs Hükûmeti olarak tanıma kararı aldı. Bunun üzerine Türk tarafı 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurdu. Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurulduğu gün tanıdı.

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın askerî harcamaları artırması, AET’nin kotaları nedeniyle ihracatın artırılamaması, düşük katma değerli tarım ürünlerinin ihracat içinde ağırlıkta olması, petrol fiyatlarının devamlı artması ve Amerikan ambargosu ülkede ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. 1974-77 döneminde Türkiye’nin dış borcu, DÇM (dövize çevrilebilir mevduat) kullanımı ile 11,7 milyar dolara ulaştı. Hükûmet, 1978’de ülkeye DÇM girişini durdursa da DÇM’lerin ekonomiye getirdiği yük kısa sürede ortadan kalkmadı. Bu sorunların üstesinden gelmeye çalışan hükûmetler dış gezilerle borç ararken mevcut borçları da erteletmeye çalışıyordu fakat ne Avrupa’dan ne de IMF’den beklenen sonuçlar alınamadı. Bu dönemde iç tasarruflar düştü, dış açık GSMH’nin %5,7’si seviyesine ulaştı.

İç dengede bütçe ve kamu finansman açıkları büyüdü. Dış tasarruflara bağlı büyüme, krizi derinleştirdi. Türkiye, 1974-77 döneminde döviz rezervlerinin tükenmesiyle geniş çaplı dış borçlanmaya yöneldi. Döviz kıtlığı ve KİT (kamu iktisadi teşebbüsleri) açıkları nedeniyle bütçe açığı verildiğinden birçok ürün ithal edilemedi. Petrol ürünlerinin temininde büyük sıkıntılar yaşandı. Bunun yanında kahve, şeker, deterjan, pirinç, ampul, margarin gibi ürünler de piyasada bulunamıyordu. İthalat gereksiniminde 3 kat artış yaşandı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir