İttihat ve Terakkinin Faaliyetleri

Uzun bir süre hareketsiz kaldıktan sonra İttihat ve Terakki 1896’da II. Abdülhamid’e karşı bir darbe girişiminde bulundu. Plana göre, önce bir hükumet toplantısı sırasında Bâb-ı Ali işgal edilecek, Şeyhülislâm’dan II. Abdülhamid’in padişahlık yapamayacağına ilişkin fetva alındıktan sonra, tahta V.Murad (eğer sağlık durumu elvermezse, Reşad Efendi) çıkarılacaktı.




Ancak komplonun duyulması üzerine, örgütün tüm ileri gelenleri yakalanarak sürgüne gönderildiler. Bu arada yurt dışına kaçanlar da oldu. 1897’de yeni bir komite tarafından örgütlenen bir başka komplonun haber alınması üzerine, yakalananların akıbetleri diğerlerinden farklı olmadı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti İttihat ve Terakki Cemiyeti





İttihat ve Terakki'de Düşünce Ayrılıkları


İttihat ve Terakki’nin yurt dışındaki merkezi sayılabilecek Paris’te, biraz da kişisel çekişmelerden kaynaklanan düşünce ayrılıklarının oluştuğu görülmekteydi. Pozitivist görüşün temsilciliğini yapan Ahmed Rıza, Fransızca Meşveret gazetesinin ilk sayısında İttihat ve Terakki’nin programı olarak şu esasları ortaya koyuyordu:

  • Önce bazı yüksek düzeydeki kişilerin işbirliğinin sağlandığı belirtilerek, Batı’ya güven verilmekteydi.

  • İkinci olarak, düzenin korunması açısından hanedanın yıkılması değil de, ilerleme anlayışının yayılması istenmekte, “Düzen ve İlerleme” düsturuna bağlı bulunulduğu ve şiddet yoluyla elde edilecek ödünlerden nefret edildiği söylenmekteydi.

  • Üçüncü olarak, belirli vilayet ya da milletler için değil, fakat tüm Osmanlılar için ıslahatın gerekli olduğu vurgulanmaktaydı.

  • Dördüncü olarak, ilerlemenin gerekli olduğu savunulmakta, ama Osmanlı varlık koşullarının ve Doğu uygarlığının da özgünlüğünün korunması ve Batı’dan ancak bilimsel evriminin genel sonuçlarının özümsenerek alınması istenmekteydi.




  • Beşinci olarak da, Osmanlı iktidarına karşı yapılan yabancı müdahalelere karşı olunduğu belirtilmekteydi. Söz konusu beş maddenin belirli ölçülerde İttihat ve Terakki’yi (muhtemelen) daha çok da Ahmed Rıza’nın fikirlerini temsil ettiği söylenebilir.


Burada pozitivizm ağır basmakta, Kanun-ı Esası ve Meşrutiyet ise hiç söz konusu edilmemektedir. İttihat ve Terakki ise, şiddet konusunda aynı görüşlere herhalde sahip değildi, çünkü örgüt yurt içinde bu sırada suikast planları hazırlamaktadır. Bununla birlikte zamanla Meşveret Kanun-ı Esasi’nin uygulanmasına ve meşrutiyet yönetimine karşı gereken hassasiyeti gösterecektir.

Ahmed Rıza Ahmed Rıza



Diğer yandan, 1886’da Mizan gazetesini çıkararak yönetimi ılımlı biçimde eleştirmeye başlayan Mizancı Murad Bey, yönetimden ve muhalefetten gereken yakın ilgiyi bulamaması ve nihayet gazetesinin de kapatılması üzerine, 1895’te yurt dışına kaçtıktan sonra, Ahmed Rıza’nın yerine İttihat ve Terakki Paris Şubesi başkanlığına getirildi. Bu yer değişikliğinde Ahmed Rıza’nın İttihat ve Terakki ile olan görüş ayrılıklarının önemli rolü olmuştu. Oysa Mizancı Murad’ın görüşlerinin de İttihat ve Terakki ile ne derecede uyuştuğu bir hayli tartışma götürürdü; bununla birlikte, Ahmed Rıza’ya karşı başlıca itiraz, kendisinin İslâmî duyguları gereğince gözetmemesi (bununla birlikte, îslâmiyeti toplumsal bir bağ olarak yararlı da görüyordu) ve bunu duyurmaktan da çekinmemesiydi.

Öte yandan, Ahmed Rıza’nın sert ve ödünsüz kişiliğinin ve tutumunun da bu anlaşmazlıkta önemli rolü olmuştu. Mizancı Murad’ın başkan yapılmasından bir süre sonra Ahmed Rıza İttihat ve Terakki’den atılacaktır. Yeni durumun bir başka belirtisi de İttihat ve Terakki’nin faaliyet merkezinin Paris’ten 1897’de Cenevre’ye taşınması ve Mizan'ın artık burada çıkarılması olmuştur.

II. Abdülhamid'in Af İlanı ve Sonrası


Yüzyılın sonlarında II. Abdülhamid’e karşı oluşan yurt dışındaki muhalefet tamamen erime tehlikesi ile yüzyüze geldi: II.Abdülhamid, Yunan savaşından elde ettiği zafer(!) duyguları ile politikasında önemli bir değişiklik yaptı ve yurt dışında faaliyet gösteren muhalefet ile anlaşma yolları aramaya başladı.

İlan edilen af ile, yurt dışında "muzır” yayınlarda bulunanlardan faaliyetlerine son verip de yurda dönenler olursa, affedilecekleri ve kendilerine liyakatlerine göre bir görev de verileceği, isteyenlerin yurt dışında da kalabilecekleri duyuruldu. Bu öneri o kadar rağbet görecektir ki, Mizancı Murad Bey de kısa süre sonra İstanbul’a dönenler arasında bulunacaktır. İttihat ve Terakki çevrelerinin bir kısmı yurda döndü, bir kısmı yurt dışında kalarak öğrenimlerini sürdürdü ve elçiliklerde görev aldı. İçlerinden pek azı mücadeleyi sürdürmeyi tercih etti.

1899’da Almanya’nın Bağdat Demiryolu imtiyazını alması ve bunun da II. Abdülhamid’in Alman yanlısı bir politika içine girdiğinin bir göstergesi olarak kabul edilmesi sonucunda, İngiltere, çeşitli yollardan yurt dışında kalan İttihat ve Terakki muhalefetini desteklemeye başlamıştır. Hatta bu desteklere paralel olarak, yurt dışında bulunan özgürlükçü tüm örgütlere ve kişilere genel bir kongre toplanması için önerilerde bulunulmuşsa da, bunlar gerçekleşmemiştir.

II. Abdülhamid’in eniştesi olan Damat Mahmud Paşa’nın daha çok kişisel ve malî nedenlerle yönetime darılması üzerine, yanına oğulları Sabahaddin ve Lütfullah’ı da alarak yurt dışına, Paris’e kaçması, yurt dışı muhalefet örgütlerinin güçlenmesi ile sonuçlandı. Ancak bu güçlenmenin nedeni, Damat Mahmud Paşa’dan daha çok oğlu (Prens) Sabahaddin’in faaliyeti oldu. Babalarının hayatının son günlerinde yurda dönme eğilimine karşı çıkan oğulları, aynı zamanda yurt dışındaki İttihat ve Terakki muhalefetinin ön saflarında siyaset sahnesine çıktılar.