İslam ve Diğer Dinler Tarihi

İslam’ın Doğduğu Ortam: Sosyal ve Kültürel Hayat

Nüfus Yapısı: Arabistan’ın asıl sakinleri Araplardı. Araplar tarihi bakımdan iki büyük gruba ayrılmaktadır.
Birincisi, eski devirlerde yaşamış, fakat sonra yok olmuş Âd, Semûd, Medyen ve Amâlika gibi kavimler.
Bunlara “Arab-ı bâide” denilir. İkinci grup ise soyları devam eden Araplar’dır. Bunlara ise “Arab-ı
bakiye” denir. Bu son grup iki kısma ayrılır: Arab-ı Âribe: Esas vatanları Yemen olup asıl Arapları teşkil
eden ve adına Kahtânîler denilen güney Araplarıdır. Arab-ı Müsta’ribe: Aslen Arap olmayıp, sonradan
Araplaşan kabilelerdir. Bunlara, Hz. İsmail’in soyundan oldukları için İsmailîler; Hz. İsmail’in torunlarından
Adnan’ın neslinden türedikleri için Adnanîler de denir.

Arap Yarımadası’nda bunların dışında Yahudiler, az sayıda da olsa Hıristiyan, İranlılar ve diğer etnik
unsurlar da yaşamakta idi.


Kabile Hayatı:
Araplarda “bedevî” ve “hadarî” olmak
üzere başlıca iki çeşit hayat tarzı vardı. Bedevîler geçimlerini
genellikle hayvancılık, avcılık, ticaret ve baskın-talan gibi
yollarla temin ederlerdi. Hadarîler ise geçimlerini tarım ve
ticaretle sağlarlardı.

Hayat şartlarının ve geçim kaynaklarının farklı olmasına
rağmen, bedevîler ve hadarîlerde sosyal hayatın temelini
“kabile” oluşturmakta idi. Kabile, aynı soydan gelen şahısların
oluşturduğu ve fertlerin birbirine kan, nesep yoluyla
bağlandıkları topluluktur. Kabile daha çok, erkek soyundan
gelen akrabalık bağına dayanır. Kabile başkanına “Seyyid”
veya “Şeyh” denir. Kabile başkanı, eşit şartlara sahip kişiler
arasından kabile toplantısında seçilirdi. Başkan adayında
yaşlı olma, cömertlik, kahramanlık, sabır, alçak gönüllülük
ve etkili konuşma gibi özellikler aranırdı. Başkanlık babadan
oğula geçmez, fakat eski başkanın oğulları yetenekleriyle
tanınırlarsa başkanlık yine onun ailesinde kalabilirdi.

Düzeni sağlayacak günümüz sistemlerinde olduğu gibi bir otoritenin
bulunmayışı nedeniyle Araplarda kan davaları çok yaygındı.
Arap kabileleri arasında siyasî, sosyal ve psikolojik sebeplerle
baskın, yağma ve savaşlar eksik olmazdı. Araplar, zilkâde, zilhicce,
muharrem ve recep’ten ibaret olan “haram aylar”da savaşmazlardı.
Şayet savaşırlarsa buna büyük bir günah ve suç işlendiği savaşlar
anlamını ifade etmek üzere “Ficâr Savaşları” denilirdi.

Kabilelerin fertleri hürler, mevâli ve kölelerden meydana gelirdi. Kabilenin esas üyesi olan hürler (Seyyid,
efendi, köle olmayan) müşterek nesebe sahip olan kimselerdi. Köleler ve cariyeler panayırlarda alınıp
satılır, mal gibi miras kalır, tarım, ticaret ve diğer hizmet işlerinde çalıştırılırdı.
Kabilelerde en küçük birim aileydi. Evlenme farklı şekillerde gerçekleşirdi. Nikâhın dinî bir yönü yoktu.
Kadınlar genel olarak insani haklardan mahrum oldukları için mirastan pay alamazlar ve daha birçok büyük
haksızlıklığa uğrarlardı. Boşanma yaygındı ve sadece erkeklere ait bir haktı. Ancak bazı kadınlar boşama
hakkının kendilerine verilmesini isteyebilirlerdi. Evlatlık kurumu vardı ve evlatlık ilişkisi evlenmeye engeldi.
Evlatlık, öz evlat gibi, evlat edinenin mirasçısı olurdu.

Anlaşmazlıkların çözümü için kâhine veya hakeme başvurulurdu. İçinden çıkılması güç konularda
kâhinlerin fikirleri sorulurdu. Araplar hastalandıklarında iki tür tedavi yöntemi uygularlardı. Birisi kâhin ve
arrafların (falcı, kâhin) tavsiye ve sözlerine göre hareket etme, diğeri de ilaçla tedavi yolu idi. Kâhinlerin
öğütlerine uyulur, rüyalar da onlara yorumlatılırdı.

Cahiliye Dönemi’nde Araplar arasında
milli birlik bulunmadığı için,
kabilelerin ve şehirlerin kendi geleneklerine
göre bayram ve törenleri
vardı. Bununla beraber hac mevsimi,
bütün kabilelerin iştirakiyle bayram
havasında geçerdi. Her kabilenin en
az bir putu mevcuttu. Bu yüzden her
putun da takdis edildiği çeşitli kutlama
günleri vardı. Bu günlerde ayrıca
pazar ve panayırlar kurulurdu. Dinî
bayramlar şiir, müzik, içki ve kadınların
yer aldığı çeşitli eğlencelerle
kutlanılırdı. Medineliler, yılda iki
büyük bayram kutlarlardı.

Arapların İslamiyet’ten önceki
inanç, tutum ve davranışlarını İslami
dönemden ayırmak için “Cahiliyye
Dönemi” tabiri kullanılmıştır.
Cahiliye Dönemi Arapları arasında
kısa hikâyeler, atasözleri, geçmişe
ait destan rivayetler yaygındı. Cahiliye
Dönemi Arapları arasında şiir ve
hitabet çok gelişmişti. İslam’ın doğduğu
yıllarda Hicaz’da yazı biliniyordu
fakat okuma yazma bilen çok
azdı. Nitekim Mekke gibi medeni
unsurların yer aldığı bir şehirde bile
çok az kişi okur-yazardı.

Cahiliye Dönemi’nde bilgiler, hatıralar ve edebî ürünler hafızalarda
korunarak nesilden nesile aktarılıyordu. Arap kültüründe
sözlü rivayet esastı. İslam’ın doğuşu ile birlikte, bu dinin okuma ve
yazmaya verdiği öneme paralel olarak yazı da gelişmiş, okur-yazar
sayısı da artmıştır.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir