Türk Tarihi

İskitler Silah ve Askeri Teçhizatların Üretimi

İçindekiler

Ok ve Yay

Ok ve yay bozkır savaşçısının başlıca silahıdır ve onun ayrılmaz bir parçasıdır.

Grekler, İskitler için “atlı okçular” deyimini kullanmışlardır. Ok, aynı zamanda sosyal bakımdan da bir anlam taşır: Herodot’un bildirdiğine göre kişi başına verilen birer ok ucu, büyük bir bakır kazanda toplanmakta ve bu yöntemle “nüfus sayımı” yapılmaktadır.

İskitli çocukların yetiştirilmesinde, ok atma maharetine çok önem verilirdi. Bu silahın kullanılmasında, sağdan veya soldan, ya da at üzerinde “dört nala giderken geriye dönerek atış yapmak”, farklı pozisyonlarda aynı derecede de sürat ve maharet sahibi olmak gerekliydi. Mesela “uzun menzil” yay çekme yarışmaları ve elde edilen başarılar Grek kolonistleri tarafından da kutlanmış, hatta bunların şerefine anıtlar dikilmiştir.

Ok uçları, 40-70 cm uzunluğunda bir beden üzerinde yer almaktadır. Bunlar, kullanılma yerine göre ahşap veya kamıştandır. Demir ok uçlarına en eski İskit buluntuları arasında rastlanılmaktadır. Esas olarak, sert alaşımlı tunç ok uçları revaçtadır. Boyları -kullanılma cinslerine göre- 2,5-3 cm arasında değişmektedir. “Av” ve “Savaş” tiplerinin çeşitliliği dikkat çekicidir. “Mahmuzlu” tipleri karakteristiktir.

Yaylar ise “Doğu” veya “Asya Tipi” denilen sınıflamaya girmektedir. Bu yaya tipi, Türkitan’nın Atlı ve Göçebe kavimlerinde binlerce yıl kullanılmıştır. Bu tipin en güzel örnekleri daha sonra özellikle Hunlar’da mevcuttur. İskit yayı, düz veya içe doğru kıvrık bir “beden” ile buna raptedilmiş iki kısa koldan ibarettir.

Ortalama boyu 1 m civarındadır. At üzerinde kullanmaya elverişli olması için kısa yapılmışlardır. Malzeme olarak ahşap, kemik, boynuz, sinir ve tutkal kullanılmıştır, yani bileşik türdedir, çok parçalıdır. Yayı geren kiriş, sinirden yapılmıştır. Yay germe veya başka bir deyişle “yay kurma” bir beceri işidir. Ünlü Kül-Oba vazosunda bunlarla ilgili çok gerçekçi sahneler resmedilmiştir.

Okdanlık

İskitler tarafından kullanılan ve Greklerin “Groyt” = “OkYay Torbası” olarak adlandırdığı okdanlıkların kendine özgü bir formda yapıldıkları görülür.

Ahşap iskeletler üzerine deri kaplanmış okdanlığın en büyük özelliği çift gözlü oluşudur. İç gözde yay, dış gözde ise oklar muhafaza edilmektedir. Oktanlığın aldığı ok sayısı 300 ile 400 civarındadır. En güzel örnekleri altın ve elektron kakmalı süslerle tezyin edilmiştir. Tasvirlerden ve mezarlardaki buluntu durumlarından anlaşıldığı üzere, -aynen kılıç gibi- bel kayışına, sol taraftan kalça üzerine asılmaktadır.

At üzerinde ise, yine sol tarafa, eğere asılırdı. Bu tip okdanlıklar, Türkitan kökenli Türk kavimleri tarafından binlerce yıl süre ile kullanılmıştır.

Kılıçlar

Greklerce “Akinakez” adıyla tanımlanan, takriben 50 cm boyundaki demir kılıçlar, İskitlerin “milli silahı” olarak kabul edilmekte, Herodot’un verdiği ayrıntılı bilgiye göre de “Savaş Tanrısı”nı sembolize eden “kılıç fetişi” büyük bir saygı görmekte ve “kutsal” addedilmektedir.

Kabzaları ve kınları altın kakmalı, süslerle tezyin edilmiş zengin örnekler de mevcuttur. Yukarıda değindiğimiz gibi, bel kemerine, sol yanda veya önde asılarak, taşınmaktadır. Ayrıca, ender de olsa, uzun kılıçlar da görülmektedir. Yakın dövüş için çok etkili bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir.

Mızrak ve Cirit

Bu iki silah, savaş ve spor teçhizatı olarak önem taşımaktadırlar. Mızrak uçları genellikle 10-15 cm boyunda olup, demirden yapılmışlardır.

Baltalar

Bozkır insanının en eski savaş aletlerinden biridir. Üzerleri çizgi veya kabartma olarak “bozkır hayvan üslubu”nun tipik motifleri veya geometrik desenlerle süslüdür. Küçük altın baltaların “soyluluk”, “hanlık”, “beylik” sembolü olduğu bilinmektedir.

Kalkanlar

Pek revaçta olan koruyucu unsur olarak görülmez. İskit süvarisi, çevikliği ile, at üzerinde kendini korumayı yeğlemiştir. Ancak, yer savaşlarında, yakın dövüşlerde nadiren kullanılmıştır.

Zırhlar

Başlangıçta nadir olarak kullanılmıştır. En eski örneklerden biri Ukrayna’daki kurganlardan birinde bir savaşçının üzerinde çok iyi korunmuş olarak bulunmuştur. MÖ. 5. yüzyıla aittir. Deri başlığın üzeri metal pullarla kaplıdır. Bu görüldüğü gibi, kulaklıklıdır ve enseyi korumaktadır.

Kaynak: İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü – Yrd.Doç.Dr.Yaşar BEDİRHAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir