Türk Tarihi

İskitler – Milli Tarihimizin İlk Temsilcileri

İskitler, Eskiçağdaki “Türk Kültür Tarihi”nin, daha genel bir deyişle de “Milli Tarihimiz”in ilk temsilcileridir. Çünkü Eskiçağ ve devamındaki çeşitli yazılı kaynaklardan edindiğimiz bilgilerin ışığında ve bu bilgileri doğrulayan, zenginleştiren muhteşem arkeolojik bulgular yardımıyla, adları günümüze kadar ulaşmış olan ilk Türkler ve ilk Türk Devletidir.

Birçok bilim adımı İskitlerin Türk soyundan olduğunu kabul etmektedir. Rus tarihçilerinin Kırım ve Taman Yarımadası’nın erken sahiplerinin Slavyanlar olduğu şeklindeki sahiplenmenin yanı sıra, İskitleri Yahudiler’le ilişkilendiren ve “İskit Atalarımız…” başlığı ile makaleler yayınlamışlardır.

Ayrıca İskit Türklerini Ari halklar kategorisine sokan, Pers dilli gösteren, Türkler’le Yahudileri akraba halklar olarak takdim eden kimseler çıktığı gibi, bir ara Kürtlerin ataları olabileceği şeklinde tezler de ileriye sürülmüştür. Fakat bu tür tezler, hiçbir arkeolojik ve bilimsel veriye dayanmayan kuru iddialar olduğu için, üzerinde durmak bile abesle iştigaldir ve zaten hiç kimse tarafından da desteklenmeyen uçuk iddialar olarak kalmıştır .

Tarihi kaynakların verdiği malumata göre çok geniş sahalara yayılmış olan İskit toplulukları arasında sıkı bir bağ yoktu. Yani, siyasi organizasyon oldukça gevşek idi. Buna rağmen, bazen onlar güçlü liderler etrafında toplanarak, komşu kavimlerle çetin mücadelelere girişiyorlardı.

Bu mücadelelerden en hayret verici olanı, İranlıların Afrasyab adı verdikleri Alp Er-Tunga ile İran Şahı Kirus (Keyhüsrev) arasında geçmiştir. Uzun süren bu savaşlar, daha sonra ünlü İran destanı Şehnâmeye (Turan-İran mücadelesi) konu olmuştur.

Alp Er-Tunga bu mücadeleler sırasında İranlılar tarafından öldürülmüştür. Bu büyük Türk hakanının ölümü, Türk kavimlerini yasa boğmuştur. Alp Er-Tunga’nın “Yürekler Yırtan” acısı yüzyıllarca unutulmamış, son derece içli ve duygulu bir ağıt ile XI. yüzyıla kadar Türk kavimleri arasında terennüm edilmiştir.

İçindekiler

İskitler

İskitler; kökenleri MÖ. III. bin yılları aşan Kurgan Kültürleri’nin – MÖ. II. ve I. bin yıllardaki- temsilcileridir. Kurganlar, bozkırlardaki göçebe hayat tarzında, belli bir hiyerarşik düzen içinde önem taşıyan kişilerin mezarlarıdır. Bozkır kültürlerinin ayrılmaz parçası olan çadırların, ölüler için hazırlanmış benzerleridir.

İskitler, doğuda Çin Seddi’nden, batıda Tuna Nehri’ne kadar, 40. ve 50. paraleller arasında, yaklaşık 7000 km’den fazla bir sahaya yayılmışlardır. Bunun sonucunda, çeşitli kavimler tarafından tanınmışlar ve bunların yazılı belgelerinde adlarından bahsedilerek, haklarında bilgiler verilmiştir.

Tarihi Kaynaklarda İskitler

İskit adına ve onlarla ilgili bilgilere Grek kaynaklarında, Pers çivi yazılı metinlerinde, Asur ve Çin yıllıklarında rastlanmaktadır. Adı geçen kaynak, metin ve yıllıklar, dil, kültür ve coğrafya bakımından bir birinden farklı kavimlere ait olduğundan, İskit adı bu belgelerde değişik şekillerde geçmektedir.

Kaynaklardan anlaşıldığına göre MÖ. 800 yüzyılda bugünkü Moğolistan ve Türkistan’da meydana gelen ve uzun süren bir kuraklık, Türkitan’nın ve Güney Rusya’nın bozkır bölgelerinde, kayda değer bir nüfus kaçışına sebep olmuştur. Otlakların kuraklıktan etkilenmesi, doğu bozkırlarında yaşayan Hunlar’ın ataları olarak kabul edilen Hiung-nu kabileleri Çin’in kuzeybatı sınırına kaymalarına yol açmıştır.

Çin kaynaklarının bize verdiği bilgiye göre; MÖ. 8. yüzyılın başlarında Hiung-nu’lar Çinlilerle ve Choularla savaşmışlardır. Bunun sebebi olarak da Hiung-nu kabilelerinin eskiden beri Çin’in sınır kasabalarına yağma seferleri düzenlemeleri ve büyük zararlara sebebiyet vermeleri gösterilmektedir.

MÖ. 827-781 yıllarında Çin’in hükümdarı olan Suan, Hiung-nu’ları cezalandırmak için onlar üzerine bir sefer düzenlemiş, ve Hiung-nular, Çin sınırının batısına kadar çekilmişler ve orada bulunan komşuları Massagetler’i yerlerinden oynatmışlardır.

Yurtlarını kaybeden Massagetler de daha batıda oturan İskitlere saldırmışlardır. Bütün bu saldırıların amacı, yeni otlak yerleri bulmaktı. Çünkü, yukarıda adı geçen bütün Türk kitleleri hayvancılıkla geçiniyorlardı. Massagetler’in saldırısı sonucu batıya göç etmek zorunda kalan İskitler de Kırım Yarımadası ve civarında yaşayan Kimmerler üzerine yürürler.

İki Türk kavmi arasında meydana gelen mücadeleyi at üzerinde savaşan İskitler kazanır. Bu yenilginin sonrasında Kimmerler, Kafkasları aşarak Doğu Anadolu’ya girerler. II. Sargon, MÖ. 714 yılında Urartular’ı ve müttefiklerini hezimete uğratır. Böylece Anadolu içlerine giren Kimmerler MÖ. 690 yılında Frig Devleti’nin siyasi varlığına son verdikleri gibi, Batı Anadolu’daki zengin İyon şehirlerini de dehşet içinde bırakarak, özellikle Anadolu’nun siyasi yapılanmasında büyük değişikliklere neden olmuşlardır.

Hazar Denizi boyunca Medya’ya yönelip Medleri mağlup ettikten sonra Suriye’ye kadar ilerlediler ve orada firavun I. Psammatikos (670-616) ancak büyük hediyeler vererek ülkesini kurtarabildi. Anadolu’da yaklaşık 100 yıl süren Kimmer egemenliğine MÖ. 609 yılında Lidya kralı Alyattes son vermiştir.

İskit İmparatorluğu

Herodot’un verdiği bilgilere bakılırsa, Kimmerler’in peşinden Doğu Anadolu’ya giren İskitler, bu bölgede 28 yıl hüküm sürdükten sonra, Güney Rusya’ya geri dönerek, bu coğrafyada “İskit İmparatorluğu” adıyla anılan güçlü bir devlet kurdular.

MÖ. 8. yüzyıldan MS. 2. yüzyıla kadar yaklaşık bin yıl Güney Rusya’ya egemen olan İskitlerin, başta güçlü Asur İmparatorluğu olmak üzere, yukarıda adları geçen Kimmerler, İran’daki Persler, komşuları Sarmatlar ve daha sonraları da Büyük İskender ve onun halefleri ile siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkileri olmuştur. Fakat bu ilişkiler çerçevesinde en dikkat çekici olanı, İskit-Pers ve İskit Sarmat ilişkileridir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir