Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

İngiltere’nin Orta Doğu Politikası

İngiltere’nin Uzak Doğu’daki sömürgelerine ulaşmada en
kısa yol olan Orta Doğu, 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ve
XIX. yüzyılın sonlarında bölgede önemli petrol rezervlerinin
bulunmasıyla daha da önem kazandı. Almanya’nın Osmanlı
Devleti’yle yakın ilişkiler kurarak Hicaz Demiryolları projesiyle de
bölgede üstünlük sağlaması İngiltere’yi tedirgin etti. II.
Abdülhamit döneminde İslamcılık politikası ve tehlike olarak
görülen Şerif Hüseyin’in İstanbul’da tutulmasıyla milliyetçiliğe bağlı ayaklanmaların bu bölgede görülmesi engellenmeye
çalışıldı. Ancak Ittihat ve Terakki yönetimi ile bu politikanın terk
edilmesi ve Şerif Hüseyin’in bölgeye gönderilmesi İngilizlere
istenen fırsatı verdi. Böylece İngilizlerin kışkırtmaları sonucunda
Orta Doğu’da yerel liderler devlete karşı ayaklanmaya
başladılar. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin bu
bölgeye gönderdiği ajanlarla bu ayaklanmalar daha da arttı ve
Türklere karşı bazı bölge liderleri İngiltere’nin yanında yer aldı.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra daha da güçlenen İngiltere, Orta
Doğu’dan aldığı en büyük payla bölgenin hâkim gücü oldu.

Böylece İngiltere, Libya sınırından Hayfa’ya kadar uzanan bütün
Akdeniz kıyısını egemenliğine aldı. İngiltere, bölgedeki bu
çıkarlarını sürdürecek bir politika izlerken bölge halkı da İngiliz
egemenliğinden kurtulmanın yollarını aramaya başladı.

I. Dünya Savaşı sırasında yanında yer alan yerel
liderlere İngiltere’nin bağımsızlık vaadi üzerine Hicaz
Emiri Şerif Hüseyin kendini “Arap Ülkeleri Kralı” ilan etti.
Ancak Itilaf devletleri onu sadece Hicaz Kralı olarak
tanıdı. Şerif Hüseyin, oğullarını Irak ve Ürdün’e kral tayin
etti ve 5 Mart 1924’te halifeliğini ilan ederek bölgedeki
konumunu güçlendirdi. Başlangıçtan beri bölge liderliği
konusunda rekabet eden Necd Emiri Abdülaziz İbni
Suud, Şerif Hüseyin’e savaş açtı. Galip gelen İbni Suud
kendini Hicaz ve Necd Kralı ilan etti. İngiltere’nin 1927’de
tanıdığı bu krallık 1932’de “Suudi Arabistan Krallığı”
adını aldı.
Suudi Krallığı’nın 1936’da Amerikan şirketi
Aramco’ya petrol ayrıcalığı vermesiyle ABD bölgeye
girmiş oldu.

İngiltere’nin Arap Yarımadası’nda uğraştığı bir diğer
bölge Yemen’di. Yemenliler, İngilizlerin I. Dünya Savaşı’nda
işgal ettikleri Yemen topraklarını geri alabilmek
için mücadeleye başladılar. Karışıklıktan faydalanarak
Kızıldeniz’e sokulmaya çalışan İtalya’nın olaya müdâhil
olarak Yemenlilere yardım etmesi üzerine İngiltere
1934’te Yemen’in bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.
Ancak bölgede İngiltere’nin Yemen ve İtalya ile olan
mücadelesi devam etti.

İngiltere sömürge yollarını Akdeniz’den Basra Körfezi’ne kadar birleştiren Irak topraklarına
tam olarak egemen olmak istiyordu. Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Irak, Musul dışında
İngiliz
kontrolüne bırakıldı San Remo Konferansında zengin
petrol yataklarına sahip olan Musul da İngiltere’ye verildi.
Irak’ta kendi politikalarına uygun bir yönetim oluşturmak
isteyen İngiltere, 1921’de Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Irak krallığına getirdi. Bu durumu kabul etmeyen
Iraklıların başlattığı bağımsızlık mücadelesi sonucu
İngiltere, Irak’a bazı tavizler verdi. 30 Haziran 1930’da
yapılan antlaşma ile Irak, bağımsızlığını kazandı. Bu
antlaşmaya göre: Dış politikada iki devlet birbirine
danışacak, Irak saldırıya uğrarsa İngiltere yardım edecek
ve Irak ordusunu eğitecekti. 1938’de Irak yönetimi İngiliz
yanlısı olan Başbakan Nuri Sait Paşa’nın eline geçti.
Böylece İngiltere, II. Dünya Savaşı öncesinde Irak üzerindeki
egemenliğini sürdürmüş oldu.

Sınırları ve yönetim biçimi İngiltere’nin
isteğine göre Milletler Cemiyetinin kararıyla belirlenen
Ürdün 1922’de İngiltere’nin mandası olarak kuruldu.
Başına Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah’ın
getirildiği manda yönetimi doğrudan Filistin’deki İngiliz
komiserine bağlıydı. Ürdün, bağımsızlığına 1946’da
kavuştu.

San Remo Konferansı’nda İngiliz mandasına
bırakılan yerlerden biri de Filistin’di. İngiltere’nin Filistin’de “Yahudi
yurdu” kurma çalışmaları, Wilson Prensipleri’ne uygun olarak ABD
tarafından desteklendi. Günümüze kadar karışıklıkların devam
ettiği Filistin’deki diğer gelişmeler gelecek ünitelerde işlenecektir.

1882’de Mısır’ı işgal eden İngiltere, Osmanlı
Devleti’nin savaşa girmesiyle de 1914’te topraklarına kattığını
açıklamıştı.

İngiltere’nin Mısır’ı işgaliyle başlayan milliyetçilik hareketleri
Wilson Prensipleri’nin yayınlanmasıyla gelişerek Mısır’da bağımsızlık ümidini güçlendirdi. Mısır milliyetçilerinin çıkardığı
ayaklanmalar sonunda İngiltere, 1922’de Mısır’ın bağımsızlığını
tanımak zorunda kaldı. Ancak İngiltere, Süveyş Kanalı ve
Mısır’daki yabancıların haklarını korumayı üzerine aldı. Böylece
Mısır’daki egemenliğini dolaylı olarak sürdürdü.

Mısır halkı, İngiltere’nin Süveyş Kanalı koruyuculuğundan
vazgeçmesi ve Mısır’daki askerlerini çekmesi konusunda baskı yaptı. Bu esnada
İtalya’nın Habeşistan’ı (1936) işgal ederek Nil’in
kaynaklarına egemen olması ve İtalya’nın Almanya ile Orta
Doğu’da bağımsızlık isteyen milletleri kışkırtarak yardım etmesi
İngiltere’nin Mısır politikasında değişikliğe gitmesine sebep oldu.
Bu gelişmeler İngiltere’yi Mısır ile anlaşma ve ittifak yapmaya zorladı. Buna göre:
İngiltere, Mısır’dan
çekilirken sömürge yolu üzerindeki Süveyş Kanalı’nda sürekli asker bulundurma
hakkı elde etti. Ayrıca İngiltere, saldırı hâlinde Mısır’ı koruyacaktı. Böylece
İngiltere, Mısır’daki nüfuzunu korumuş oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir