Suudi Arabistan Kralı Ebu Suud ve ABD Başkanı Fraklin D. Roosevelt (Fraklin D. Ruzvelt) (1945)

İngiltere’nin Orta Doğu Politikası ve Manda Yönetimleri

İngiltere için Orta Doğu 19. yüzyıldan beri önemliydi. Bunun temel nedeni, Orta Doğu’nun İngiltere’nin sömürge yolları üzerinde olmasıydı. İngiltere’nin Orta Doğu Politikası’nı yakından inceleyelim.

19. yüzyılın ikinci yarısında Süveyş Kanalı’nın açılması ve petrolün bulunmasıyla Orta Doğu daha da önemli bir duruma geldi. İngiltere, 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti’yle arasındaki denge politikasını sona erdirerek Osmanlı topraklarını işgale başlamıştı. 1878’de Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne saldıracağı bahanesini ileri sürerek Kıbrıs’ı, 1882’de ise Mısır’ı işgal etmişti. İngiltere’nin bu politikaları üzerine Osmanlı Devleti Almanya ile yakınlaşmıştı. Almanya’nın Hicaz Demiryolu projesini gerçekleştirmeye çalışması, İngiltere’yi tedirgin etti. Bunun üzerine İngiltere, I. Dünya Savaşı sırasında Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’i kışkırtarak ayaklanma çıkarttı.

Hicaz Emiri Şerif Hüseyin

İngiltere, I. Dünya Savaşı sırasında Şerif Hüseyin ile imzaladığı Mc Mahon Antlaşması’nda bağımsız Arap devleti sözü verdi. Böylece savaş sırasında Arapların desteğini aldı. Savaş sonunda İngiltere; Filistin, Ürdün ve Irak’ta manda rejimleri kurdu. Suudi Arabistan bölgesinde nüfuzunu arttırdı; 1882’den beri işgal altında tuttuğu Mısır’da ise nüfuzunu korudu.

Irak: Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Irak’ın büyük bir bölümü, İngiltere’nin işgali altındaydı. 1920 San Remo Konferansı’nda petrol yatakları açısından zengin olan Musul da İngiltere’ye verildi. İngiltere, 1921’de Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Irak krallığına getirdi. Bu durumu kabul etmeyen Iraklıların ayaklanması üzerine, 1922’de Irak’ın özerkliği, 1930’da da, bağımsızlığı tanındı. Ancak İngiltere Irak’taki etkinliğini devam ettirdi. Irak, 1932’de Milletler Cemiyetine üye oldu. 1938’de ise hararetli bir İngiliz taraftarı olan Nuri Said, Irak’ın yönetimini ele geçirdi.

Ürdün: Ürdün, başlangıçta Suriye Krallığına bağlı idi. 1922’de İngiltere’nin isteğine göre Milletler Cemiyetinin kararıyla Ürdün’ün sınırları çizildi ve İngiltere mandasına bırakıldı. Ürdün’ün başına Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in küçük oğlu Abdullah getirildi. Ürdün 1946’da bağımsızlığını elde etti.

Filistin: İngiliz mandasındaki Filistin’de 1917 Balfour Deklarasyonu’yla Yahudilere yurt verilmesi kararlaştırılmıştı. 1930’larda Hitler Almanya’sından kaçıp gelenlerle birlikte Filistin’de Yahudi sayısı arttı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1948’de İngiltere, Filistin’in bağımsızlığını tanıdı ve aynı gün Filistin’de BM kararıyla İsrail Devleti kuruldu.

Mısır: Mısır, 1882’den itibaren İngiliz sömürgesiydi. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Waft (Vaft) Partisi, Mısır’ın bağımsızlığı ve Sudan’la birleşmesi için mücadeleye başladı. Bunun sonucunda İngiltere, 1922’de Mısır’ın bağımsızlığını tanıdı. Ancak İngiltere’nin Süveyş Kanalı’ndaki yönetim hakkı, yabancıların haklarını koruma ayrıcalığı ve Sudan üzerindeki kontrolü sürecekti. Böylece İngiltere Mısır’daki nüfuzunu korumuş oldu. 1936’da İngiltere, Süveyş Kanalı’ndaki ayrıcalıklar dışındaki haklarından vazgeçti. Bu durumun yaşanmasında 1930’larda Almanya ve İtalya’nın Arap milliyetçiliğini desteklemesi, İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi ve milliyetçi Waft Partisi’nin seçimlerdeki başarısı etkili olmuştur. 1952’de Mısır devlet başkanı Cemal Abdül Nasır, Süveyş Kanalı’nı millîleştirerek İngilizlerin ayrıcalıklarına tamamen son verdi.

Arabistan Yarımadası – Suudi Arabistan – Yemen: Suudi Hanedanlığının başlangıcı, Osmanlı Devleti’nde 1745’te Suud İbn Mugri’nin oğlunun Necd (Necit) Emiri olmasıdır. Suud ailesi liderliğinde Müslümanlığın kollarından biri olan Vahabilik, Necd’e egemen oldu ve Suudlar 19. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandılar. Vahabilik hareketini Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa bastırdı ancak bu hareket 19. yüzyılın sonlarından itibaren yeniden güçlendi. İngiltere, Necd Sultanı Abdülaziz İbni Suud’un 1915’te ilan ettiği bağımsızlığını tanıdı. İngiltere’nin amacı, Suudların Basra’ya doğru genişlemesini önlemekti.

Abdülaziz İbni Suud, I. Dünya Savaşı’ndan itibaren Hicaz Emiri Şerif Hüseyin ile mücadeleye başladı. Şerif Hüseyin, İngiltere’nin bağımsızlık vaadi üzerine I. Dünya Savaşı sonunda kendini “Arap Ülkeleri Kralı” ilan etti. Ancak İtilaf Devletleri onu yalnızca Hicaz Kralı olarak tanıdı. Şerif Hüseyin bir oğlunu Irak, öteki oğlunu Ürdün Kralı olarak atadı. 3 Mart 1924’te Türkiye’de halifeliğin kaldırılması üzerine, Hicaz Kralı Hüseyin kendisini 5 Mart 1924’te halife ilan etti. Bunun üzerine Abdülaziz İbni Suud, Şerif Hüseyin’e savaş açtı. Savaşı Suudlar kazandı. İngiltere 1927’de Suud Krallığı’nı tanımak zorunda kaldı. Bu krallık, 1932’de Suudi Arabistan Krallığı adını aldı.

Suudi Arabistan Kralı Ebu Suud ve ABD Başkanı
Fraklin D. Roosevelt (Fraklin D. Ruzvelt) (1945)

Suudi Krallığının Avrupa’dan yardım almadan kurulması, sömürge olmasını engelledi. Petrol nedeniyle zenginleşti. Suudi Arabistan’ın 1933 ve 1936’da Amerikan petrol şirketi Aramco’ya (Arabian-American Oil Company) petrol ayrıcalıkları vermesiyle ABD bölgeye girmiş oldu. ABD ile ilişkileri II. Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında güçlenerek devam etti.

Arap Yarımadası’nda siyasi krizin yaşandığı yerlerden biri de İngiltere’nin I. Dünya Savaşı sırasında işgal ettiği Yemen olmuştur. Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra fiilen bağımsız duruma gelen Yemen, İtalya’nın Kızıldeniz’deki etkinliklerinden yararlanarak resmen bağımsızlığını ilan etti. İngiltere Yemen’in bağımsızlığını 1934’te tanıdı. Ancak bölgede Yemen, İtalya ve İngiltere arasındaki mücadeleler II. Dünya Savaşı sonrasına kadar sürdü. İngiltere’nin Orta Doğu Politikası özetidir.

Bir cevap yazın