İlk Türk Devletlerinde Bilim

Hunlarda verilen önemli eğitimlerden biri de savaş araç ve gereçlerinin yapılmasıyla ilgilidir. Hunlar, kap kacak yapımı, dokumacılık, ağaç oymacılığı, süsleme sanatları, demir işlemeciliği ve bitki köklerinden kumaş boyası yapılması gibi işleri başarıyla gerçekleştirmişlerdir.




Bazı Çin kaynakları ise bronzun da ilk defa kuzey komşuları Türkler tarafından kullanıldığını yazmaktadır. Bu durum Türklerin bilimde ne kadar ileri bir noktada olduğunu gösterir. Hunlar hayvan hastalıklarını misk otuyla dağlama yapıp tedavi etmeye çalışmışlardır. Bundan da konargöçer hayat süren Hunların, hayvan ürünlerinin değerlendirilmesi ve hayvan hastalıkları gibi konularda bilgi sahibi oldukları anlaşılmaktadır.

Uygurlardaki bilimsel gelişmeler, Hun ve Kök Türklere göre daha ileri seviyedeydi. Araç gereç yapımı, gelişmiş şehir yapılanması, çiçek hastalığına karşı geliştirilen aşı vb. alanlardaki çalışmalar sayesinde Uygurlar; bilimsel açıdan önemli bir noktaya ulaşmıştır. Bu ülkedeki madencilik çalışmaları bakır oksit, nişadır ve boraks kullanacak kadar ilerlemiş; bakırcılık ve kuyumculukta da ileri bir seviyeye ulaşılmıştır.




Uygurlar tıbbî konularda oldukça önemli gelişmeler sağlamış, Çin ve Hintlilerin tıp bilgilerinden de yararlanmışlardır. Doğada bulunan her şeyin bir faydası olduğuna inanan Uygurlar, ilaç olarak kullanacakları bitkiler hakkında detaylı araştırmalar yapmış; sarımsak ve soğanı ilaç yapımında sıkça kullanmışlardır. Uygurlar matbaacılığı bildikleri için tahta kalıpları kullanarak baskı yapmışlardır. Tuen-huang Mağarası’nda bulunan tahta harfler, Uygurların matbaacılıkta ileri noktada olduklarını göstermektedir. Uygurların Karabalgasun Yazıtları Çince, Soğdca ve Türkçe olarak yazılmıştır.

Kök Türklerdeki bilimsel gelişmelere bakıldığında, onların da Hunlarda olduğu gibi demirin işlenmesi, savaş araç ve gereçlerinin yapılması, ok ve yay yapımı, yün ve iplik dokumacılığı ve pamuktan kâğıt yapımı gibi zanaatsal alanlarda gelişmiş oldukları görülür. Bu döneme ait pulluk ve kürek gibi aletlere rastlanması, sert çelik ve yumuşak çelikten bahsedilmesi, Kök Türklerde demir işlemeciliğinin ileri bir düzeyde olduğunu gösterir.

Kağıdı genellikle pamuktan yapan Uygurların mabetlerinde kütüphaneler de bulunurdu. Uygur eserleri ilk zamanlarda tomar şeklindeki kâğıtlara yazılırken ilerleyen zamanlarda günümüze benzer kitap şekilleriyle de yazılmaya başlamış, eserlerin yazımında siyah ve kırmızı mürekkepler kullanılmıştır.Türklerin bilimsel alandaki çalışmalarına genel olarak bakıldığında burada otaçı ve emçi denilen hekimlerin görev yaptıkları görülür. Bitki ve mineral kaynaklı ilaçlar kullanarak tedavi eden bu hekimlerin yanında, kam ve baksı adı verilen ve Şamanizm inancıyla tedavi uygulayan insanlar da vardı. Ayrıca ölen kişilerin mumyalanması da yapılırdı.




Türkler matematikte erken tarihlerden itibaren on tabanlı (desimal) sistemi ve aritmetik hesaplarda sayı dizilerini, ilerleyen dönemlerde ağırlık ve uzunluk ölçüleriyle para birimlerini kullanmışlardır. Sayılar hangi yönden toplanırsa toplansın, aynı sonucu veren ve günümüzdeki sudokuya benzeyen bulmacalar da vardı.

Türkler, astronomi alanında da önemli çalışmalar yapmış; Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları sürekli izlemiş ve bunlara çeşitli anlamlar yüklemiştir. İlkbaharın gelişini (nevruz) bayram olarak kutlamışlar; Venüs’e sabah yıldızı, Merkür’e ise akşam yıldızı isimlerini vermişlerdir.

İklim şartlarının değişkenliğini belirtmek ve zaman ile mevsimler hakkında bilgi edinmek amacıyla On İki Hayvanlı Türk takvimini kullanan Türkler, bu takvimi güneş yılını esas alarak hazırlamıştır. On İki Hayvanlı Türk takviminde, her yıl bir hayvan ismiyle adlandırılmış; On iki yıllık zaman dilimi bir devir olarak kabul edilmiştir. Bu takvimde bir yıl; 365 gün, 5 saat, 50 dakika, 47 saniye olarak belirlenmiş ve gece yarısı günün başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Takvimde geçen hayvanların özelliklerinin, o yılın karakterini ve seyrini etkilediğine inanılmıştır.