Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

II. Dünya Savaşı’nda Türk Dış Politikası

Nisan 1939’da İtalya, Arnavutluk’u işgal etti. Bu durum
Türkiye, İngiltere, Fransa’yı birbirine yaklaştırdı ve karşılıklı
yardımlaşma antlaşmaları için görüşmeler başladı. Bu
dönemde Türkiye’nin askerî araç gereç yönünden yetersiz
olması ve SSCB’ye karşı savaşa girme ihtimali büyük miktarda
askerî ve mali yardım istemesine bu da görüşmelerin
yavaşlamasına neden oldu. 23 Ağustos 1939’da Almanya ve
SSCB’nin imzaladıkları dostluk ve saldırmazlık paktıyla Doğu Avrupa’yı aralarında
paylaşmaları Türkiye’nin dış politikası ile
ilgili hassas dengeleri bozdu. Bir yanda İngiltere ve Fransa diğer
yanda SSCB’nin bulunması izleyeceği politikada bir yol
ayrımına gelen Türkiye’yi zor durumda bıraktı. İlk önce her iki
tarafla da iyi ilişkilerini sürdürmek istedi. SSCB’nin daveti
üzerine 25 Eylülde Moskova’ya giden Türk Dışişleri Bakanı,
İngiltere ve Fransa ile imzalanacak antlaşmaya bu ülkenin de
katılımını sağlamaya çalıştı. Buna karşılık SSCB ise Boğazlar geçiş statüsünün kendi lehine değiştirilmesini ve Boğazlar
üzerinde Türkiye ile birlikte söz ve kontrol hakkı ve Türkiye’nin
İngiltere ve Fransa ile yakınlaşmasını engellemek istemiştir.
Görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkmaması üzerine Türkiye,
19 Ekim 1939’da İngiltere ve Fransa ile “Karşılıklı Yardım
Antlaşması”
nı imzaladı. Antlaşma Avrupalı bir devletin
Akdeniz’de savaşa yol açan bir saldırısı hâlinde Türkiye’nin, her
iki devletle “etkin bir iş birliği” şartını getiriyordu. Bu antlaşmanın
Türkiye’ye getirdiği sorumluluklar, İngiltere ve Fransa’nın
öncelikle taahhüt ettiği ayni ve maddi yardımların yapılmasına bağlandı. Ayrıca antlaşmaya eklenen
ayrı bir protokolde
Türkiye, kendisini SSCB ile savaşa girmek zorunda bırakacak
herhangi bir yükümlülükten muaf tutuldu.

İtalya’nın 10 Haziran 1940’ta İngiltere ve Fransa’ya savaş
ilan etmesiyle antlaşmada öngörülen durum açıkça ortaya çıktı.
Ancak SSCB-Alman yakınlığı devam ederken Türkiye’nin
Müttefikler yanında savaşa doğrudan katılması SSCB’nin
tepkisine yol açabilirdi. Bu yüzden Türkiye, kendisine vaat
edilen silah ve malzemenin verilmeyişini ve ek protokolü
gerekçe göstererek teklife olumlu cevap vermedi.

1940 yılı sonlarına doğru Balkanlarda kendisini hissettirmeye
başlayan Alman-Sovyet rekabeti, Eylül ayından itibaren Türk-SSCB ilişkilerinde kısmen bir
iyileşme sağladı. Bu durumu değerlendiren Türkiye, bölgedeki dengeleri koruma amacına yönelik bir
birlik oluşturmak için çaba sarf ettiyse de istenilen sonuç elde edilemedi.

İngiltere, 1941 yılı başlarında Hitler’in Balkan Harekâtı’na başlamasıyla Almanların Türkiye
üzerinden Orta Doğu petrollerine ulaşmasından endişelendi. Bunun üzerine İngiltere, Türkiye’nin kendi
yanında savaşa katılması durumunda her türlü yardımı yapmaya hazır olduğunu belirtti. Yunanistan’ın
Almanlarca işgali ve Bulgaristan’ın Mihver Devletler safında savaşa girmesi, tehlikeyi Türkiye sınırına
kadar dayandırdı. Bu gelişmelerden sonra Almanya, Türkiye ile İngiltere’nin yakınlaşmasını önlemeye
çalıştı. 18 Haziran 1941’de Almanya ile Türkiye arasında bir saldırmazlık paktı
imzalandı. 22 Haziranda
Alman ordularının SSCB üzerine saldırıya geçmesiyle Türkiye üzerindeki baskı
azaldı.

1941 yılı sonlarında Almanların Orta Doğu ve Kafkasya bölgesine yönelik harekâta girişmesi,
ABD’nin savaşa girmesi ve SSCB’nin Almanya ile savaş içinde bulunması Müttefik devletlerin
Türkiye’nin kendi yanlarında savaşa girmesi konusundaki taleplerini daha da arttırdı.

Almanların Kasım 1942’de Stalingard yenilgisinden sonra Müttefiklerin Türkiye üzerindeki
beklentilerinin artmasıyla İngiltere ve Türkiye 30 Ocak 1943’te Adana Konferansı’nda bir araya geldi.
Yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin savaşa katılmak için hazırlıksız olduğu ve özellikle SSCB’nin
savaştan galip çıkması hâlinde duyduğu ciddi endişeler dile getirildi. İngiltere konferans sonunda
Türkiye’nin askerî ihtiyaçlarının tespit edilerek Müttefik devletlerce yapılacak yardımın arttırılabileceğini
bildirdi. Böylece Türkiye Müttefiklere yakınlaşmakla beraber savaş dışında
kalmayı başardı. Aynı yılın
sonlarına doğru Moskova’da, bir araya gelen Müttefik güçler, SSCB’nin ısrarı ile Türkiye’nin savaşa
girmesi konusunda ikna edilmesini kararlaştırdı. Bunun üzerine İngiltere ve Türkiye dışişleri
bakanları
5-6 Kasım tarihlerinde Kahire’de bir araya geldi. Türkiye Müttefiklerin savaşa girmesi konusundaki
teklifleri reddederek savaş dışı kalmayı sürdürdü.

1943 başlarında İngiltere’nin
Türkiye’yi savaşa dâhil etme konusunda
ısrarcı olmasının iki sebebi
vardı. Birincisi Almanya’yı etkisiz hâle
getirmek için Avrupa içlerine girmek
zorunda olması, ikincisi ise savaş
sonunda stratejik bir öneme sahip olan
Balkanlarda oluşabilecek bir boşluğun
SSCB tarafından doldurulmasından
endişe duymasıydı. Dolayısıyla Türkiye’nin
bölgede açacağı bir cephenin
bu sebepleri ortadan kaldıracağını
düşünmesiydi.

Müttefiklerin isteği üzerine Türkiye’yi savaşa katılma konusunda ikna etmek isteyen Roosevelt ve
Churchill, İnönü’yü Kahire’ye davet etti. Böylelikle, 4-6 Aralıkta gerçekleşen Kahire görüşmelerinde
İnönü Türkiye’nin ihtiyacı olan silah ve malzemenin sağlanması şartıyla savaşa katılmayı ilke olarak
kabul etti. Ancak 1944 yılı başlarında Türk ve İngiliz askerî yetkililerinin Türkiye’nin ihtiyaçlarının tespiti
konusundaki çalışmaları sonuca ulaşamamıştır. Bu durum Müttefiklerin Türkiye’ye yaptıkları yardımı
kesintiye uğratırken taraflar arasındaki ilişkileri durma noktasına getirdi. 1944 yılı içerisinde Türkiye,
Müttefiklerle olan ilişkilerini yeniden canlandırmaya gayret etti. Bu amaçla askerî nitelikli Alman
gemilerin Boğazlardan geçmesini engelledi ve Almanya’ya yaptığı ihracatı durdurdu.
Türkiye 23 Şubat 1945’te savaş sonrası düzenin oluşturulacağı San Francisco Konferansı’na
katılabilmek ve Yalta Konferansı kararları uyarınca Birleşmiş Milletler Teşkilatının asil üyeleri arasında
yer alabilmek için Almanya’ya savaş açtı. Ancak savaş ilanı yalnızca simgesel bir hareket olarak
kaldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir