Hz. Ömer Dönemi (634-644)

Hz. Ebu Bekir’in teklif ve talebiyle halife seçilen Hz. Ömer, Irak bölgesindeki fetihlere devam etti. Halifenin yeni bir orduyla lrak’a gönderdiği Ebu Ubeyde, karşılaştığı Sasani birliklerini üst üste yenilgiye uğrattı. Ancak Ebu Ubeyde komutasındaki ordu Köprü Savaşı’nda yenildi (634). Daha sonra Utbe bin Gazvan komutasındaki bir ordu bugünkü Basra’yı fethetti.

Sa’d bin Ebu Vakkas komutasındaki Müslüman orduları, Sasanilerle yapılan Kadisiye Savaşı’nı kazandı (636). Bu savaşta Sasanilerin ordu komutanı Rüstem öldürüldü. Daha sonra Sasani İmparatorluğu’nun başşehri Medain fethedildi. Kadisiye Savaşı’ndan bir yıl sonra meydana gelen Celula Savaşı sonucunda İranlılar, Rey (bugünkü Tahran) şehrine çekildi.

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Müslümanlar, Bizans’ı Ürdün topraklarında bulunan Fihl’de bir kez daha bozguna uğrattı. Şam (Dımeşk) 635’te fethedildi. Böylece Roma İmparatorluğu’nun bu şehirdeki bin yıllık hâkimiyetine son verilmiş oldu.

Hz. Ebu Bekir devrinde Herakliyus’un ordusuyla müslümanlar Yermük’te karşı karşıya gelmişlerdi. Hz. Ömer’in halifeliğinin ilk günlerinde de devam eden bu savaşta Müslümanlar galip geldi.” Amr bin As’ın Kudüs’ü 637 yılında fethetmesinden sonra Müslümanlar 639 yılında Mısır’a hareket etti, Babilyon Kalesi’ni kuşattı (639). Kuşatmanın uzaması üzerine Kıptilerin lideri Mukavkıs, Amr bin As ile Mısır halkı adına bir anlaşma yaptı. Daha sonra Amr bin As, İskenderiye’ye yöneldi. Dört ay süren kuşatmadan sonra burayı da fethetti (642). Böylece Mısır’ın fethi tamamlanmış oldu.

Hz. Ömer’in isteğiyle Amr bin As, bölgenin başşehrini İskenderiye’den Fustat’a nakletti. Abdullah bin Sa’d, İfrıkiye’yi (Tunus) fethederek Sübeytıla’yı ele geçirdi. Böylece Bizans’ın İfrikiye’deki hâkimiyeti de sona ermiş oldu.

Hz. Ömer, Kudüs halkıyla yaptığı anlaşmada aşağıdaki hususlara yer vermiştir:

“Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Bu sözleşme, müminlerin emiri ve Allah’ın kulu Ömer tarafından, Eyle halkına verilen bir emandır. Onların canları, malları, kiliseleri, haçları, hastaları ve bütün fertleri için verilen güvencedir. Onların kiliseleri mesken yapılmayacak ve yıkılmayacaktır. İçindeki kutsal eşyaya dokunulmayacaktır. Kimse dinî inanışından dolayı zorlanmayacak, kimseye asla zarar verilmeyecektir. Buna karşılık Eyle halkı da diğer şehirlerin halkı gibi cizye verecektir. Orada bulunan Rumlar çıkarılacak, fakat gidecekleri yere kadar onların güvenlikleri sağlanacaktır. Çıkmak istemeyenler ise Eyle halkı gibi cizye verecektir.”

Heyet, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, C 2, s. 93-94.

Arap Yarımadası’nın sınırlarını aşarak çeşitli ülkelere sefere çıkan, ardından buralara yerleşen Müslümanların siyasi, iktisadi ve sosyal hayatlarının yeni şartlara göre düzenlenmesi gerekiyordu. Gerek Müslümanlar gerekse gayrimüslimlerle alakalı olarak ortaya çıkan farklı problem ve ihtiyaçları gören Hz. Ömer, bunların halledilmesi için çeşitli düzenlemelerle yeni kurumlar oluşturdu. “Beytülmal”, Hz. Peygamber ve Hz. Ebu Bekir dönemlerinde de vardı. Ancak, kurumsal bir yapıda değildi. Hz. Ömer, fetihler neticesinde ganimet ve cizye gibi gelirlerin artması sebebiyle beytülmalı yeniden şekillendirdi.

Yargı görevini, Hz. Peygamberin uygulamasına uygun olarak başkentte bizzat halifeler kendileri ifa ediyorlardı. Eyaletlerde ise bu görevi, tayin edilen kadılar yerine getiriyordu. Hz. Ömer, eyalet kadıları dışında savaşlarda askerler arasında çıkması muhtemel ihtilaflar için askerî kadılar atadı. Hapishaneler de Hz. Ömer devrinde kurumsal bir yapıya kavuştu.

Ordugâh şehirleri, fethedilen toprakların korunması ve uzak bölgelere yeni seferlerin düzenlenebilmesi için bir ihtiyaç hâline gelmişti. Bunun için Hz. Ömer’in emriyle Basra, Kûfe ve Fustat gibi bölgelerde ordugâh şehirleri kuruldu.Sonuç olarak, İslâm Devlet Teşkilat, kurumsal bir yapıya, büyük ölçüde Hz. Ömer döneminde ulaşmış oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir