Hunlar

Hunların Dini – Hun İmparatorluğu Hangi Dine İnanıyordu?

Din meselesi söz konusu edilince hemen iki soru yöneltilir; Neye inanıyorsun ve nasıl inanıyorsun?

Hunlar her yıl ilkbaharda bir defa “atalarına, gökyüzüne, yeryüzüne ve ruhlara” kurban keserlerdi. Yabgu ise her gün iki defa olmak üzere, sabahleyin doğan güneşe, akşamleyin ise aya karşı tazimde bulunurdu. “Ay ve yıldızların durumuna göre” tedbirler alınırdı.

Tek Tanrı (Gök Tanrı) İnancı

Hun Türklerinin inanç sisteminin esasını Tek Tanrı (ya da Gök Tanrı) inancı oluştururdu. Eski çağlarda başka hiçbir kavim ile iştiraki olmayan bu inanç sisteminde Tengri (Tanrı) en yüksek varlık olarak itikadın merkezinde yer almıştı.

Yaratıcı, tam iktidar sahibi idi. Aynı zamanda “semavi” mahiyeti haiz olup, çok kere “Gök-Tanrı” diye anılıyordu.

Gök-Tanrı itikadının esaslarını eski Çin kaynaklarından, Orhun Kitabelerinden ve diğer Türk ve yabancı vesikalardan az-çok tespit etmek mümkün olmaktadır: Asya Hun İmparatoru Mo-tun MÖ. 176’da Çin imparatoruna gönderdiği mektupta kendisinin Tanrı tarafından tahta çıkarıldığını kaydederek, askeri zaferlerini önce “Gök-Tanrı’nın inayeti” ile kazandığını belirtmiştir. Buna benzer daha bir çok olay zikredilmektedir.

Türkçede ulu varlık manasındaki bayat (kadim), açu (baba), idi (sahip), ogan (kadir), çalap ((mevlâ) tabirleri aslında “Tanrının Sıfatları” olmalıdır.

Gök Tanrı İnancında Göğün ve Yerin Tabakaları

Hun Türklerinin inancına göre, öbür dünya aşağıdaki dünya ile aynıdır. Işık alemi olan göğün de, aşağı dünyanın da bir çok tabakası vardır. En yaygın inanç şekline göre, göğün 17 katı bulunmaktadır. Aşağı dünyanın ise 7 ve ya 9 katı vardır. İki alem arasında yer yüzü ve insanlar bulunmaktadır. Her şeyi yaratan Tengri (Tanrı), bozulmaz, alem nizamının kurucusu olup, göğün en üst katında oturmaktadır.

Hunlar arasında Budistlerin bulunduğu konusunda kesin bir delil yoksa da, onların Budizm hakkında bilgileri olduğu ve onunla ilgilenmiş olmaları önemli bir husustur. Bu, kültür gelişiminin en alt seviyesiyle dahi bağdaşmayan geniş bir ufuktur. Bütün bunlar karşısında onları hala vahşi olarak kabul edebilir miyiz? Kaldı ki bu sağlam sisteme kültürlü bir Çinliyi bile cezbeden idari mekanizmayı ve insanca yaşama şeklini de ilave edersek Hunlar’ın MÖ. III-I. yüzyıllarda “vahşi oldukları” meselesi kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.

Hunlarda Cenaze Törenleri ve Mezarlar

Eski Türkler, mesela Hunlar defin merasimi için yaprak dökümünü ve ya ağaçların yapraklanması zamanını beklerler, devlet ileri gelenlerinden biri öldüğü zaman cenaze bir çadıra koyulur, yedi kez çadırın etrafı atla dönülür ve ağlanıp yakarılırdı.

Cenaze törenine yabancı kavimler ya da halklar çağırılırdı. Misafirler çok uzaktan geldiği için cenazenin gömülmesi geciktirilirdi.

Büyüklerin mezarı üstüne kurgan yaparlardı. Mezara kahraman ölünün hayatta iken öldürdüğü düşmanların balbal adı verilen taştan yontma tasvirleri dikilir, onlara göre bunlar; “ölünün uşaklarıdır. Cennette ona hizmet edeceklerdir”.

Bir cevap yazın