İslam ve Diğer Dinler Tarihi

Hristiyanlığın Diğer Dinlere Bakışı

Hristiyanlığın başka dinlere bakışı, tarihî bir gelişim göstermektedir. Hristiyan kutsal kitaplarında
dinî inançların çeşitli şekillerinden bahsedilmiştir. Ancak Hristiyan dininde önemli bir otorite
olarak kabul edilen kilise, 15. yüzyılın ortalarına kadar bu din ve inanç şekillerinden bahsetmeyi
gerekli görmemiştir. Bunun sebebi, kilisenin Hristiyanlıktan başka din tanımamasıdır. Kilise, insanoğlunun
dinî tarihinde Yahudiliğe az da olsa yer vermekle birlikte Hristiyanlığın çıkışından sonra Yahudilik de dahil olmak üzere hiçbir dini geçerli saymamıştır. Buna bağlı olarak da “kilise dışında
kurtuluş yoktur” anlayışı hâkim olmuştur. 20. yüzyıla gelindiğinde kilise, kendisini sorgulamaya
başlamıştır. Bu amaçla 1962-65 yılları arasında II. Vatikan Konsülü düzenlenmiştir. Bu konsülde
Katolik Kilisesi’nin diğer dinler konusundaki görüşleri yumuşamış ve bu dinlerin mensuplarıyla iş
birliğine girmeyi kararlaştırmıştır.

Hristiyanlığın Yahudiliğe Bakışı: Hristiyanlar
nazarında Yahudiliğin önemli bir yeri
vardır. Bunun en önemli sebebi Hz. İsa’nın
Yahudi soyundan gelmesidir. Ayrıca ilk Hristiyanlar
da Yahudi asıllı olmasından dolayı
Hristiyanlığın Yahudilikle bir köken bağı bulunmaktadır.
Bu nedenle Hristiyanlar, Yahudi
kutsal metinlerini kendi kutsal metinleri olarak
görmektedirler.

Ancak Hristiyanlar, Hristiyanlığın ortaya çıkmasıyla Yahudiliğin iptal edildiğini, Yahudilerin
Hristiyanlığa girmeleri gerektiğini iddia etmişlerdir. Bu iddialarını şu esaslara dayandırmaktadırlar:

• Eski Ahit’te geleceği bildirilen Mesih, haça gerilen Mesih İsa’dır.
• Yahudilerin seçilmişliği, onların işledikleri günahlar sebebiyle Hristiyanlara geçmiştir.
• İsa’nın haça gerilmesinin cezası olarak Kudüs’teki Süleyman Mabedi yıkılmıştır.
• Pavlus’un içtihadıyla Yahudi şeriatı ortadan kalkmıştır.

Hristiyanlar, çarmıh olayından dolayı tarih boyunca Yahudilere baskı uygulamışlardır. Bu baskı,
II. Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir. II. Vatikan Konsülü’nden sonra Hristiyanların Yahudiliğe
bakışında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu konsülde Hristiyanların Yahudilerle
olan tarihsel bağı üzerinde durulmuş ve ortak mirastan bahsedilmiştir. Yahudilerin İncilleri kabul
etmedikleri, bununla birlikte onların da Tanrı’nın sevgili kullarından oldukları belirtilmiştir. Ayrıca
İsa’nın öldürülmesinde Yahudi liderlerin rolünü dile getiren Yuhanna İncili’ndeki pasajlara dikkat
çekilmiş ve yeni bir yorum getirilmiştir. Burada, Tanrı İsa’nın ölümünden bütün Yahudilerin sorumlu
olmadığı, bugünkü Yahudilerin ise hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı, bu nedenle onların
lanetlenmemesi gerektiği vurgulanmıştır.

Hristiyanlığın İslam’a Bakışı: Hristiyanların İslam’a bakışı, Yahudiliğe bakışından farklıdır.
Bunun nedeni, Hristiyanlıkla İslam arasında
tarihsel bir bağın bulunmamasıdır. Hristiyanlıktan
sonra farklı bir coğrafi ve kültürel ortamda
ortaya çıkan İslam, Yahudilik ve Hristiyanlıktan
bağımsız bir şekilde gelişmiştir.

Bu nedenle Hristiyanlarla Müslümanlar arasında
Yahudilikte olduğu gibi seçilmişlik Mesih inancı gibi dinî problemler söz konusu olmamıştır. Başka bir ifadeyle İslam, Hristiyanlığın
dinî yapısıyla ilgili doğrudan problem meydana getirmemiştir. Bundan dolayı II. Vatikan Konsülü’ne
kadar hiçbir konsül belgesinde İslam’dan bahsedilmemiştir. Bununla beraber Müslümanlarla Hristiyanlar
arasında özellikle polemik (reddiye) tarzında tartışmalar meydana gelmiştir.

Hristiyanlarla Müslümanlar arasında ciddi tartışmalar, Hristiyanların Müslümanlarla karşılaşmasıyla
başlamıştır. Yunanca konuşan Doğulu Hristiyan ilahiyatçılar, İslam’la ilk karşılaştıklarında,
onu Hristiyanlıktan ayrılmış (heretik) bir akım olarak görmüşlerdir. Fakat İslam’ı daha
yakından tanıyınca onun zannettiklerinden farklı bir inanç yapısına sahip olduğunu anlamışlar ve
Hristiyanlığı ona karşı savunmaya çalışmışlardır. Bunu yaparken İslam’a eleştiriler getirmekten de
kaçınmamışlardır. Bunların en başında ise İslam’ın silah zoruyla yayıldığı iddiası gelmektedir.
İslam âlimleri de Hristiyan ilahiyatçıların yapmış olduğu bu eleştirilerin gerçek dışı olduğunu ifade
eden reddiye türünde eserler yazmışlardır.

Haçlı Seferleri sırasında ise Hristiyan bilginler, İslam’ı daha yakından tanıma imkânı bulmuşlardır.
Ancak İslam’ı olduğu gibi Avrupa’ya tanıtmak yerine çarpıtılmış bir İslam ve Müslüman imajı
sunmayı tercih etmişlerdir.

II. Vatikan Konsülü’nden sonra ise Hristiyanların Müslümanlara bakış açısında biraz değişiklik
meydana gelmiştir. İlk defa bu konsülde Müslümanlardan, onların inanç ve ibadetlerinden söz
edilmiştir. Bu konsülün belgesinde Müslümanlarla ilgili olarak şu ifadelere yer verilmiştir: “ Kilise,
Müslümanlara da büyük bir saygıyla bakar. Onlar; tek, hayatta olan, merhametli, göğün ve yerin yaratıcısı
ve insana hitap eden Tanrı’ya ibadet ederler. Müslümanlar, kendi inançlarıyla derin bir bağ
kurdukları gibi İbrahim’in Tanrı’nın planına teslim olması gibi çekinmeden Tanrı’nın gizli emirlerine
boyun eğmeye çalışırlar. Her ne kadar Tanrı olarak kabul etmeseler de İsa’ya bir peygamber
olarak saygı gösterirler. Aynı zamanda, onun bakire annesini de yüceltirler ve zaman zaman onu
samimiyetle anarlar. Daha da ötesi, ölümden sonra dirilmeyi takip eden hüküm gününü ve Tanrı’nın
vereceği karşılığı beklerler. Bu nedenle onlar, dürüst yaşamaya oldukça değer verirler. Tanrı’ya dua,
oruç ve sadaka yoluyla ibadet ederler. Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında, asırlar boyunca pek
çok ayrılık ve düşmanlık meydana gelmiştir. Konsül, taraflara geçmişi unutmalarını, karşılıklı anlayışı
sağlamak için samimi gayret göstermelerini, insanlığın menfaati için barışı, özgürlüğü, sosyal
adaleti ve ahlaki değerleri birlikte koruyup ilerletmelerini tavsiye eder.”

II. Vatikan Konsülü’nde Müslümanlarla diyalog kurulması için de çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde
diyalog süreci, papalığın zaman zaman Hz. Muhammed ve İslam hakkında söylediği olumsuz
sözlerle etkilenmesine rağmen hâlen devam etmektedir.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir