Osmanlı Devleti Tarihi

Fransız İhtilali’ni Hazırlayan Nedenler

Fransa, ihtilal öncesi XVI. Louis (Lui) tarafından mutlakiyetle yönetiliyordu. Kral XVI. Louis
mutlakiyetin kendisine sağladığı geniş yetkilerle, nüfusun çoğunluğunu oluşturan burjuva ve köylü
sınıfına karşı bir sorumluluk hissetmiyor, ülkeyi sayıca az soylular ve ruhban sınıfına dayanarak
yönetiyordu. Ülke yönetiminde söz sahibi olan asillerin ve ruhban sınıfının çıkarları ön planda
tutuluyordu. Ekonomik gücü elinde bulunduran, ticaretle uğraşan burjuvaların ve üretimi sağlayan
köylü sınıfının yönetime katılma hakları yoktu. Bunun yanında vergi ve savaş için asker vermek
zorundaydılar.

Fransa’nın Yedi Yıl Savaşları’ndan yenilgiyle çıkışının ve Amerikan bağımsızlık mücadelesine
verilen desteğin ekonomik faturası halka ağır vergi olarak yansıtılıyordu. Kral ve yöneticilerin lüks ve
israf içerisinde yaşamaları fakir halkın onlara güvenlerinin azalmasına neden oldu.

İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde demokrasi yolundaki gelişmeler, Aydınlanmacı
düşünürlerin özgürlük, demokrasi, eşitlik ve yönetime dair görüşleri Fransız halkını etkilemişti.
Yönetimin haksız uygulamalarına karşı gelen insanların Tanrı’ya karşı gelmiş olduğu kabul edilerek
ağır hapis ve idamla cezalandırılmaları yöneticilere karşı halkın kin ve nefretini artırıyordu. Fransa’nın
eşitsizliğe dayanan toplumsal yapısı ve halkın kendi hakları konusunda bilinçlenmesi Fransız İhtilali’nin
çıkmasına neden oldu.

İHTİLAL ÖNCESİ FRANSA

Tarihçi M. A. Thiers, Fransa’nın içinde
bulunduğu yapıyı şöyle anlatır: “Her şey birkaç
elde toplanmıştı. Her yerde soylular, her haktan
yoksun olan çoğunluğa direniyordu. Asiller ve
Ruhban, toprakların üçte ikisine sahipti. Gerisi
de halka aitti. Fakat vergiyi veren halktı. Halk,
kendi varlığı pahasına, toplumun yüksek
sınıflarını adeta kanı ile savunuyordu. Çalışkan
ve aydın burjuvazi, sanayi ile krallığı zengin
ederken hakkı olan hiçbir avantaja sahip değildi.
Senyörler tarafından dağıtılan adalet, ağır ve
çoğunlukla taraflıydı ve suçlulara karşı acımasız
davranılıyordu. Basın, kralın denetimi altındaydı.
Nihayet kral XVI. Louis ve bakanlarının
beceriksizlikleri nedeniyle güçsüzleşen Fransa,
en son Hollanda ve Polonya’nın onur kırıcı
şekilde kaybı ile Avrupa’da itibarını kaybetmişti.”

Prof. Dr. Fahir ARMAOĞLU, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi,
s. 34 (Özetlenmiştir.)


AYDINLANMACI DÜŞÜNÜRLERİN
DEVLET GÖRÜŞÜ

Aydınlanmacı düşünürlere göre devlet,
kendiliğinden oluşan organik kutsal bir varlık
değildir. Toplumsal sözleşme ile oluşmuş, halkın
hizmetinde olan bir teşkilatlanmadır. Onlara
göre devlet bireylerin ilerlemesi ve refaha
kavuşturulmasını amaç edinmiş bir kurumdan
ibaretti. Aydınlanmacılardan Locke’un devlet
anlayışı liberaldi. Locke kişilerin doğal haklarını
esas almaktaydı. Rousseau’ya göre ise devlet
kendini meydana getiren kişilerin yararlarının
dışında davranamazdı. Ona göre devletin görevi
kişinin hak ve özgürlüklerini garanti etmekti.
Böylece aydınlanmacılara göre kişilerin ne
düşündükleri, neye inandıkları devleti ilgilendirmez.
Devletin görevi, kişilerin hak ve özgürlüklerini
korumak, onların esenliğini, rahat ve mutlu
yaşamalarını sağlamaktı.

Doç. Dr. Cahit BİLİM, Aydınlanma Çağı AÖF Yayınları,
s. 56 (Özetlenmiştir.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir