Osmanlı Devleti Tarihi

Ermeni İddiaları ve ASALA

LozanAntlaşması’nda azınlık hakları konusunda belirlenen esaslarla
Türk Devleti vatandaşlarından olan Ermeniler, Türk Medeni Kanunu kabul edilince kendileri için azınlık
statüsü istemediklerini açıkladılar.

II. Dünya Savaşı sonrası dünya devletleri NATO ve Varşova Paktı üyeleri olarak iki kutba ayrıldı.
Rusya, NATO üyesi olan Türkiye’nin güç kazanmasını kendi çıkarlarına uygun bulmadığı için kendi
bünyesinde bulundurduğu Ermenistan Devleti’ni kullanmaya başladı. Erivan merkezli Ermenistan
Devleti ve dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Ermeniler yeniden büyük Ermenistan rüyası görmeye
başladılar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dünyada
soykırım suçunu önlemek ve yapanları cezalandırmak için 1948’de Soykırım Sözleşmesi’kabul
etti. Türkiye bu sözleşmeyi 1950’de kabul etti.
Birleşmiş Milletler, soykırımın tanımını şöyle yapmıştı: Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din
farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesidir. Bu grubun üyelerini öldürmek, maddi
ve manevi acılar yaşatmak, doğumlarını engelleyici önlemler almak, bir grubun çocuklarını
zorla başka bir gruba aktarmak gibi yöntemler uygulanmasıdır.

Ermenilerin iddiaları ile Birleşmiş Milletlerin soykırım tanımı arasında karşılaştırma yapıldığında
Ermenilere soykırım yapılmadığı açıkça görülebilir.
1965’te jeopolitik ve jeo-stratejik konumunun önemi paralelinde Türkiye’nin güçlenmesinden
çekinen yakın komşuları ve Avrupa devletleri, Ermeni iddialarını çıkarları için yeniden gündeme
getirdiler. 1965’ten sonra Fransa ve ABD’de faaliyet gösteren Ermeni diasporası adı altında bir kısım
Ermenilerin kurduğu örgüt kendi maddi çıkarları için asılsız iddialarla dünya kamuoyunu yanıltmaya
başladılar.

Bunun için uygulamaya koydukları Dört T olarak adlandırılan planları şu dört kavrama
dayanmaktadır: “Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak”. Yani sözde iddialarını terör yoluyla
tanıtacaklar, sözde iddiaları dünya kamuoyunda kabul edilip Türkiye tarafından tanınacak, ardından
Türkiye’den tazminat alınacak ve sonuçta da büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmek için gerekli
toprak koparılacaktır. Bu amaçla 20 Ocak 1975’te açılımı Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli
Ordusu olan, kısa adı ileASALAkuruldu. Bu terör örgütü ilk kez Dünya Kiliseler Birliği Beyrut Bürosu’na
bombalı saldırı ile adını duyurdu.

ASALA, Osmanlı Devleti’nde 1915’te Ermenilere soykırım yapıldı iddiası ile Türk toprakları
üzerinde bir Ermeni devleti kurmak istiyordu. Silahlı mücadele amacını taşıyanASALA’nın hedefi, elde
edeceği Anadolu topraklarını Ermenistan’a bağlamaktı.

Ermeni terör örgütleri dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek PKK terör örgütü
ile iş birliğine girdiler. 1984 yılında ASALA ile PKK iş birliği yaptı. Böylece Ermeni terörü geri plana
çekilerek PKK terörü öne çıkarıldı. Belgelerle, Bekaa ve Zeli kamplarında iki terör örgütünün birlikte
eğitim gördükleri açıktır.

Türk güvenlik güçlerinin PKK terör örgütü ile mücadelede başarı sağlanması üzerine Ermeni
diasporası bu kez emellerini Ermenistan devleti tarafından verilen açık destekle sürdürdü. 1991 yılında
Ermenistan bağımsız oldu. Türkiye dağılan Sovyetler Birliği’nin diğer cumhuriyetlerini tanıdığı gibi
Ermenistan’ı da tanıdı. Ancak iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kurulamadı. Çünkü 23 Ağustos
1990’da kabul edilen Ermeni Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasası’nın 11. maddesinde “Ermenistan
Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası
kabul görmesi çabasını destekler.” maddesine yer verilmişti. Ermeni Cumhuriyeti, Türkiye’ye yönelik
iddialarını bir devlet politikası hâline getirdi. Ermenistan Anayasası’nın giriş bölümünde Ermenistan
Bağımsızlık Bildirisinde kayıtlı ulusal hedeflerin Ermeni Devleti’nin temel ilkeleri olduğu beyanı, yine
Ermenistan Anayasası’nın 13. maddesinin 2. paragrafında Devlet Arması’nda Ağrı Dağı’nın
bulunduğu kaydı yer almaktadır.

Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak sözde soykırımın tanınması için
girişimlerini artırdılar. Birçok ülkede bunu kabul ettirdiler. Hatta Avrupa devletlerinin bazılarında ve
Amerika okullarında sözde soykırım iddiaları ders olarak okutulmaya başlandı. Çünkü Ermeniler
bulundukları ülkelerde özellikleABD’de oylarını bölmeyerek önemli bir siyasi güç oluşturdular. Oylarını verdikleri partilere şart olarak soykırım isteklerini öne sürdüler ve kabul ettirdiler.
Türkiye – Ermenistan ilişkileri Ter Petrosyan yönetiminde ılımlı bir dönem geçirdi. Ancak 1998’de
Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan’ın cumhurbaşkanı olmasından sonra ilişkiler daha da
gerginleşti. Koçaryan yaptığı resmî bir konuşmada “Soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını,
dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını, uluslararası
tanıma ve kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini” ifade etti ve Dört T planının
uygulanmasına hız verdi. Koçaryan gibilere en güzel cevabı yine Türkiye’de yaşayan Ermeni cemaati
verdi. Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı Dikran Kevorkan:

“Soykırım ve tehcir farklı anlamlara gelir. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş
öncüleri (medya, kilise, din adamları) bütün bu olaylara sebep olmuştur. Bugün dünya üzerindeki
Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye’dir. Yurt
dışında, diasporadaki Ermeniler, isimlerini değiştirerek mücadeleye giriyor. Çünkü oralarda, bir kültür
ağırlığıyla, o insanların kültürünü eritmek var. Bugün Türkiye’nin aleyhine konuşan diasporadaki
Ermeniler çok iyi biliyorlar ki Amerika’nın belli kiliselerinde kurban ayinleri pazar günleri İngilizce
yapılıyor, Ermeniler ana lisanlarını kaybediyorlar.

Bunu söylediğin zaman kötü kişi oluyorsun. Biz onun için Türkiye’deki Ermeni vatandaşlar olarak
üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ne için? Atatürk’ün emanet ettiği Kuvayımilliye ruhuna bir haksızlık
yapılmaktadır. PKK! ASALA! Bütün bunlar dışarıdakilerin oyunudur. Biz Türkiye’deki vatandaşlar
olarak Ermenilere bir haksızlık yapıldığını düşünmüyoruz. Ermeniler eğer akıllıysa maşa olarak
kullanılmasınlar.” diye cevap verdi. Ermeniler asılsız soykırım iddialarını kabul ettirmek için lobi
faaliyetlerinde bulundukları ülkelerin hükûmetlerini ve parlamentolarını etkilemeye çalıştılar. Maalesef
24 Nisan gününü başta Fransa, İtalya, Arjantin, Rusya, Kanada, Yunanistan, Lübnan, Vatikan,
Uruguay ve Güney KıbrısRumyönetimi olmak üzere,ABD’nin yirmi yedi eyaletinde kabul ettirdiler.

Bütün bu siyasal kararların ve çabaların arkasında çok farklı amaçlar bulunduğu kuşkusuzdur.
Hukuki bakımdan bağlayıcılığı olmayan bu kararların, uluslararası camiada etkili olduğu
görülmektedir. Zamanla bu tasarılarla gündeme getirilen taleplerin, Türkiye’nin dış ilişkilerinde (Avrupa
Birliği vb.) bir “dayatma” unsuru olarak kullanılması da söz konusu olabilecektir.

Ermenilerin soykırım iddialarına karşı Türkiye 2001 yılı sonunda Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyonu Kurulu’nu oluşturdu. Bu kurul Ermeni iddialarının asılsızlığı konusunda
bilimsel çalışmalara başladı. Ayrıca Ermeni sorunu okulların müfredat programlarına alınarak
gençlerin bilinçlendirilmesi süreci başlatıldı. Yine Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Türk – Ermeni
İlişkileri Millî Komitesini kurdu.   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir