Türk Tarihi

Dinî Mimari

Türk-İslam devletlerinde yerleşik yaşam tarzının önem kazanması imar faaliyetlerini ön plana çıkarmış; cami, medrese, kervansaray, köprü vb. eserler inşa edilmiştir.

Camiler bu eserler arasında ilk sırada yer almıştır. Karahanlı camilerinde kubbe, önemli bir mimari unsur olarak öne çıkmış, Türk üçgeni kullanılmaya devam edilmiştir. Bu dönemdeki cami mimarisi Gazneliler devrinde de gelişimini sürdürmüştür.

Büyük Selçuklular, Karahanlı ve Gaznelilere göre daha büyük çapta camiler yaparak “eyvanlı tip” cami şemasını geliştirmişlerdir. Ortaya çıkan bu klasik cami planı, daha sonraki dönemlerde de cami mimarisine temel olmuştur. Büyük Selçukluların Iran’da yaptıkları ve “Mescidi Cuma” olarak adlandırılan bu camiler kubbenin önem kazandığı ve planın kubbeye göre tasarlandığı ilk camilerdir. Türkiye Selçuklu camileri de Büyük Selçuklularda olduğu gibi çok sütunludur. Ayrıca bu dönemde Gazneliler zamanında ilk defa inşa edilen ahşap direkli camiler ve küçük mescitler de görülmektedir.

XII. yüzyılda Fransa’da başlayıp tüm Avrupa’ya yayılan Gotik sanatı Rönesans Dönemine kadar etkisini sürdürmüştür. Gotik mimarisi özellikle dini alanda etkili olmuş ve bu dönemde sivri çatı ve kuleleriyle göğe doğru yükselen dev boyutlu katedraller yapılmıştır.

İslamiyet’in etkisiyle gelişen minare geleneği Türk-İslam sanatında önemli bir yere sahiptir. Barış zamanında müminleri namaza çağırmanın yanında savaş zamanında gözcü kulesi olarak da kullanılan minareler; fırınlanmış tuğlaların farklı dizilişi, çeşitli bitki motifleri, geometrik desenler, çini süsleme ve kûfi yazılarla zenginleştirilmiştir. Genellikle bir kaide üzerinde silindir gövdeli yukarı doğru daralan bir görünüme sahiptirler. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi bu özellikleriyle Türk-İslam devletlerindeki minareler ağır ve hantal görünümlü Arap minarelerinin aksine biçimi ve süslemeleriyle sanatsal açıdan büyük bir önem taşımaktadır.

XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu’da medrese ve camilerin taç kapılarında çifte minareler yapılmıştır. “Devlet”i sembolize ettiği anlayışı ve eserlerin daha ihtişamlı görünmesi amacıyla yapılan çifte minarelere Orta ve Doğu Anadolu kentlerinde sıkça rastlanmaktadır. Bu minareli cephe mimarisi XIII. yüzyılın sonuna kadar varlığını sürdürmüştür.

Osmanlı minareleri önceki dönemlere göre daha ince ve süslü olup estetik bir görünüme sahiptir. Camilerde sayıları altıyı bulan minareler yapılmıştır. Farklı bölümlerden oluşan minarenin taş veya tuğladan olan gövdesi genellikle çokgendir. Bu gövdeler burmalı ve yivli yapılı olup kabartmalar ve motiflerle süslüdür.

Türkler İslamiyet’ten önce olduğu gibi anıt mezarlara özel bir önem vermişlerdir. Ilk Türk devletlerindeki anıt mezar mimarisi Karahanlılar Döneminde türbe mimarisi olarak devam etmiştir. Karahanlı türbeleri kare planlı, tuğla malzemeli ve süslemeli anıtsal yapılardır. Bu alanda Gaznelilerde bir gelişme olmamışsa da Selçuklular Döneminde büyük gelişme kaydedilmiştir. Seçuklularda anıt mezarlar “kümbet ve türbe” olmak üzere iki değişik şekilde inşa edilmiş, bu gelenek Beylikler Döneminde de devam etmiştir. Selçuklu türbeleri kare, çokgen veya yuvarlak planlarda yapılmıştır. Konik veya piramit bir külahla örtülen mezarlara kümbet, kubbeyle örtülü olanına da türbe denir. Bazı kümbetler hayvan figürlü taş süslemeleri ve alt kattaki mumyalık bölümleriyle dikkat çekmektedir.

Anadolu’da taşın bol olması nedeniyle anıtmezarlarda tuğlanın yerini daha sonra taş almıştır. Başlangıçta tek olarak yapılan bu binalar daha sonra cami ve medreselere bitişik olarak inşa edilmiştir.

Dinî mimarinin bir diğer unsuru da medreselerdir. Türk-İslam devletlerinde ilk medrese Karahanlılar Döneminde yapılmıştır. Gazneli medreselerinden ise hiçbir örnek kalmamıştır. Büyük Selçuklular, yaşadıkları bölgedeki Iran kültüründen faydalanmakla birlikte mimaride yeni bir tarz ortaya koyarak farklı bir medrese tipi oluşturdular. Bu medrese tipi yatılı öğrenci odaları ve dersanelerin birleşmesinden meydana gelmiştir. Ayrıca evlerde mevcut olan eyvan unsuru da medrese mimarisine girmiştir. Bugün arkeolojik bir kalıntı durumunda bulunan Nizamiye Medresesi bu yeni tarzda inşa edilmiştir.

Beylikler ve Türkiye Selçukluları tarafından yapılan Anadolu medreselerinin mimarisi, temel olarak Büyük Selçuklu geleneğine dayanır. Kubbeli ve eyvanlı olarak iki tip hâlinde gelişen Anadolu medreseleri daha küçük ölçülerde ve dikdörtgen şeklinde yapılmış olup süslemeli taç kapıya sahiptir. Kubbeli medreselerde avlunun üstü bir kubbeyle örtülüdür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir