İslam ve Diğer Dinler Tarihi

Dinî Çoğulculuk

Dinî çoğulculuk (plüralizm), farklı dinlere
mensup insanların birbirlerinin haklarına saygı
göstererek bir arada barış içinde yaşamalarına
denir. Çoğulculuk, özünde farklılıkların zenginlik
kabul edildiği ve ötekilerin haklarının
hukuki teminat altına alındığı bir hoşgörü ortamıdır.
Böyle bir ortamda kimse kimseye inancı,
yaşayışı ve kültürü nedeniyle baskı yapamaz,
kimse farklılığından dolayı eleştirilemez
ve kınanmaz.

İçinde yaşadığımız dünya farklı din, kültür ve etnik kökene sahip insanların bir arada yaşamak
zorunda kaldığı çok kültürlü bir dünyadır. Günümüzde iletişimin kolaylaşması, bilim ve teknoloji
alanındaki gelişmeler nedeniyle dünyamız adeta küresel bir köy hâline dönüşmüştür. Bu nedenle
farklı inanç ve kültürlere mensup insanların birlikte yaşamaları ve aynı havayı teneffüs etmeleri kaçınılmaz
olmuştur. Böylece yemesi, içmesi, giyimi, konuştuğu dili ve inançlarıyla birbirinden farklı
olan insanların farklılıklarını koruyarak barış içinde yaşama anlayışı doğmuştur. Bu anlayış genel
olarak dinî çoğulculuk olarak tanımlanmaktadır.

Dinî çoğulculuk tüm inançlara
saygı ve hoşgörü ile yaklaşmayı
gerektirir. Her insan,
mensubu olduğu dinin en doğru
ve mükemmel din olduğuna
inanır. Ancak bu tabii durum
insanların farklı inanç sahiplerine
hoşgörü ile bakmasına
engel değildir. Zira inançlar,
insanların akli çabalarına ve
hür iradelerine dayalı kendi
tercihleridir. Bu sebeple farklı
inançlara hoşgörü çerçevesinde bakmak hem insani hem de dinî bir zorunluluktur.

Dinî çoğulculuk, zengin bir tarihî tecrübeye sahip olan Müslümanlar için yeni ve yabancı bir
anlayış değildir. Zira İslam dini ilk zamanlardan itibaren farklı inançlara dinî hürriyet tanıyan ve
onların haklarını koruyan çoğulcu bir yapıya sahip olmuştur. Hz. Peygamberin Medine’de bulunan
Araplar, Yahudiler ve Hristiyanlarla birlikte imza altına aldığı Medine Antlaşması bu anlayışın ilk örneklerindendir.
Tarih boyunca Yahudi, Hristiyan ve Budistler gibi farklı dinî gruplar Müslümanların
hâkimiyeti altında dinlerini serbestçe yaşamışlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir