İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük

Devletçilik İlkesinin Önemi ve Sonuçları

Devletçilik; Atatürkçülüğün devlet, ülke ve ulus
imkânlarının kullanımında, işletilmesinde, çağdaşlaşmada
devletin sosyal, kültürel ekonomik vb. her
alana yön veren ilkesidir. Milliyetçilik ve halkçılık
ilkesine dayanan devletçilik anlayışı ile halkın
talepleri karşısında devlet asli görevlerine sahip
çıkarak toplumun her alanda ihtiyaçları karşılanmış,
çağdaşlaşma yolunda önemli gelişmeler kaydedilmiştir.
Bunun yanında devletin hizmetleri tüm
vatandaşlara ulaştırılarak sosyal adalet sağlanmış, sınıfsız bir toplum oluşturulmuştur. Devlet ile vatandaş
arasındaki bağlar güçlendirilerek demokrasinin
gelişmesine katkı sağlanmıştır.

Devletçilik, kültürel alanda da etkisini göstermiştir.
Atatürk, siyasi çalışmaların yanında kültür ve
sanat konularıyla da yakından ilgilenmiştir. Bu
alandaki çalışmalar devletin görevi kabul edilmiş ve devlet politikası hâline getirilmiştir. Hükûmet
programlarında kültür ve sanat konularına yer verilmiştir. İlk ve ortaöğretime yönelik okullar yanında
resim, müzik, tiyatro ve güzel sanatlar alanında okullar açılmış, dış ülkelere eğitim için öğrenci
gönderilmiştir.

Ekonomi alanında ise ülkenin kaynakları planlı bir şekilde kullanılarak ekonomi canlandırılmıştır.
Toplumun refah düzeyi yükselmiş, yatırımlar ülkeye dengeli bir şekilde dağıtılmaya çalışılmıştır.
10
milyondan 16 milyona çıkan nüfusun temel ihtiyaçları karşılanarak yoksulluk göreceli olarak
azaltılmıştır. Bu politikalar sonucunda gayri safi millî hasıla (GSMH) 15 yıllık dönemde (1923 – 1938)
ortalama olarak % 8 oranında büyümüştür. 1930’ların başından itibaren ihracatın oranı ithalatı
aşmıştır. Türk lirasıABD doları karşısında değer kazanmış, 1934 – 1938 yılları arasında 1 USD = 1,26
TL düzeyinde kalmıştır. Bankalara yatırılan tasarruf amaçlı para miktarı artmış, merkez bankasında 36
milyon liralık döviz ve 26 ton altın birikmiştir. Ekonominin gelişmesini ve bütünleşmesini hızlandıran
altyapının kurulmasında ve demir yolu ağının yaygınlaştırılmasında başarılı sonuçlar alınmıştır.
Devletin öncülüğünde başlatılan sanayi yatırımları başarıya ulaşmış ve dönem sonunda ülke çok
sayıda sanayi işletmeye kavuşturularak bugünkü sanayimizin temelleri atılmıştır. Öz kaynaklara
dayanarak gerçekleştirilen bu tesisler, Türkiye’nin sanayileşme hareketine her bakımdan yön veren
temel kuruluşlar niteliğinde olmuşlardır. Örneğin, bu kamu kuruluşlarında yetişen yöneticiler ve işçiler,
sonraki yıllarda özel sektörün kurduğu ilk sanayi işletmelerinin başarıya ulaşmasında görev
almışlardır. Başarıyla uygulanan politikalar sonucunda ürünlerin fiyatlarında ve paranın değerinde
istikrar sağlanmıştır. Böylelikle gelirin dengeli dağılımı sağlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca vergi sisteminde yapılan reformlarla yoksul kesimlerin yükü azaltılmıştır. Bağımsız bir ekonomi kurulmuştur.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir