Türk Tarihi

Deniz ve Nehir Ulaşımının Ekonomideki Yeri

Anadolu’nun coğrafi konumu ve ilk çağlardan beri transit ticaret bölgesi
olması deniz ulaşımını gerekli kılıyordu. Selçuklulardan beri Kırım, Avrupa,
Mısır ve Suriye limanlarıyla Kuzey ve Güney Anadolu limanları arasında yoğun
bir ticaret vardı.

Selçuklular, Aydınoğulları ve Menteşeoğulları gibi beyliklerden denizciliği
devralan Osmanlılar, sınırlar genişledikçe su ve deniz yollarını da ele
geçiriyordu. Osmanlı Devleti İstanbul’un fethinden sonra denizciliğe daha çok
önem verdi. Karadeniz’de Azak, Kefe, Akkerman gibi Kuzey Karadeniz
limanları XV. yüzyıl sonunda fethedildi. Kanuni Sultan Süleyman zamanında
donanma Kuzey Afrika’yı fethedecek ve Akdeniz’de hâkimiyet kuracak güce
erişti. Sınırlarının en geniş olduğu dönemlerde Karadeniz, Marmara, Kızıldeniz
gibi iç denizlerin yanı sıra Akdeniz ve Basra Körfezi’nde de büyük ölçüde
hâkimiyet sağlandı.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında Azak Denizi’ne açılan Don Nehri’yle Hazar
Denizi’ne dökülen Volga Nehri’nin birleştirilmesini amaçlayan kanal projesiyle
Karadeniz ile Hazar Denizi arasında irtibat sağlanacağı ve dolayısıyla Osmanlı
Devleti’nin Türkistan’a yönelebileceği düşünülmüştü. İşe başlandıysa da Kırım
hanları bölgedeki etkinliklerinin azalacağını düşünerek projenin gerçekleşmesini
engellemiştir.

Ticaret yolları savaş malzemesi naklinde de kullanılıyordu. Karadeniz
limanları (örneğin Trabzon) İran’da savaşan ordulara Tuna buğdayının veya
Macaristan’da savaşan ordulara Kığı (Bingöl) demiri ve top güllesinin
ulaştırılmasında önemli bir araçtı.

Osmanlılarda nehir ulaşımının çok önemli olmadığı söylenebilir. Zira Kuzey
Anadolu Bölgesi’nin dik ve hızlı akan dar nehirleri, ulaştırmaya elverişli
değillerdi. Fırat ve Dicle üzerlerinde sınırlı bir ulaştırma faaliyetiyle Tuna
Nehri’nin ulaştırma ve nakliyata elverişliliği bu konuda istisna oluşturmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir