Türk Tarihi

Büyük Selçuklu Devleti

Büyük Selçuklu Devleti, Türk-İslam devletlerinin en önemlilerindendir. Oğuzların Üçoklar kolunun, Kınık boyuna mensupturlar. X. yüzyılın sonu ile XI. yüzyılın başlarında İslam’ı kabul etmişlerdir. Selçuklu Devleti’nin toplum ve devlet yapısını anlayabilmek için devletin kurucusu olan Oğuzların incelenmesi gerekir.

Oğuz Türkleri ve Oğuz Adının Anlamı: Oğuz “boylar, kabileler” demektir. Oğuzların ortaya çıkış tarihi bilinmemektedir. Oğuz Kağan Destanı’na göre Oğuz Han, ilk üç oğluna Üçok, diğer üç oğluna Bozok unvanlarını vererek Oğuzları iki kola ayırmıştır. Kökeni, Oğuz’a dayanan bütün Türk boyları Üçok ve Bozok kollarından türemişlerdir. Oğuz adından ilk kez Orhun Yazıtları’nda bahsedilmiştir. Oğuzlar, Uygur Devleti kurulunca Uygur egemenliğine girdiler. Uygur Devleti yıkıldıktan sonra Seyhun Nehri çevresine yerleştiler. Burada, Oğuz Yabgu Devleti’ni kurdular. Devlete adını veren Selçuk Bey, Aral Gölü ile Hazar Denizi arasına hâkim olan Oğuz Yabgu Devleti’nin komutanlarından Dukak Bey’in oğludur. Dukak ölünce, Selçuk Bey Oğuz Yabgu Devleti’nde subaşı (ordu komutanı) oldu. Daha sonra Yabgu ile arası açılan Selçuk Bey kendisine bağlı Oğuzları alarak Cend şehrine geldi. Burada kısa süre içinde Selçuk Bey ve beraberindekiler İslam dinini benimsediler.

Selçuk Bey’in Mikâil, Arslan, Yusuf ve Musa adlarında dört oğlu vardı. Büyük oğlu Mikail Selçuk Bey’den önce öldüğü için çocukları Tuğrul ve Çağrı’yı, Selçuk Bey yetiştirdi. Selçuk Bey’in ölümü üzerine yönetime Arslan Bey Yabgu unvanını alarak geçti. Arslan Yabgu Döneminde, Selçuklular Cend emiri ile anlaşamayınca Maveraünnehir’e çekildiler. Samanoğulları Devleti’nin sınırlarını koruma görevini üzerlerine almışlardı. Samanoğulları Devleti’nin Karahanlılar ve Gazneliler tarafından ortadan kaldırılması, Ceyhun Irmağı’nı kendi aralarında sınır kabul etmeleri Selçukluların zor durumda kalmasına neden olmuştu.

Arslan Yabgu Döneminde Selçukluların Maveraünnehir’de güç kazanarak Karahanlı Devleti’nin içişlerine karışması, Karahanlı-Gazne ittifakının oluşmasına neden oldu.

büyük selçuklu devleti haritası
Gaznelilerle Karahanlılar arasında yapılan görüşmeler sonrasında Arslan Yabgu Gazneli Sultan Mahmut tarafından tuzağa düşürülerek hapsedildi. Arslan Yabgu hapis hayatı sırasında öldü. Bu karışıklık döneminde kendilerine bağlı boylarla bir süreden beri bağımsız hareket eden Tuğrul ve Çağrı beyler Kınık boyu yönetiminde ön plana çıktılar.

Tuğrul ve Çağrı beyler kumandasındaki Selçuklu güçleri, bölgenin en stratejik mevkiinde yer alan ve Gaznelilere ait olan Horasan’a ani bir taarruzla girerek Merv, Nişabur ve Serahs havalisini ele geçirdiler. Gazne Sultanı Mesut, Selçukluları siyasi bir güç olarak tanımak zorunda kaldı. Tuğrul ve Çağrı beylere bulundukları yerlerin valiliklerini verdi. 1035 yılında yapılan bu antlaşma, dört ay gibi kısa bir süre devam etti. Yeniden başlayan Gazneli-Selçuklu mücadelesi, daha da şiddetlendi. Selçuklular hafif süvari kuvvetleriyle, Gaznelilerin fillerle takviye edilmiş, ağır teçhizatlı, çoğu piyadeden meydana gelen ordusuna, gerilla savaşlarıyla çok kayıp verdirdiler. 1038 yılında Serahs civarında yapılan savaşta, Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Gazneli Sultan Mesut, büyük bir devlet adamı, cesur bir kumandan olmasına rağmen, bu yenilgiden sonra Nişabur’u Selçuklulara bırakıp kesin sonuç alınacak büyük savaşı geciktirdi. Tuğrul Bey’in üvey kardeşi İbrahim Yınal, 1038’de Nişabur’u alıp, Tuğrul Bey adına hutbe okuttu. Nişabur’a gelen Tuğrul Bey muhteşem bir törenle karşılandı. Selçuklu-Gazneli mücadelesi, 1040 Dandanakan Savaşı’ndan sonra Selçukluların üstünlüğü ele geçirmesiyle neticelendi.

Çağrı Bey, Dandanakan zaferi sonrasında verilen toyda, yani büyük ziyafette, üstün idarecilik vasfı ve keskin siyasi zekâsını takdir ettiği kardeşi Tuğrul Bey’i Selçuklu sultanı ilan etti. Merv, başkent yapıldı. Toplanan kurultayda, fethedilecek yerlerle idareciler tespit edildi. Kurultay sonunda Ceyhun ile Gazne arasındaki bölge Çağrı Bey’e, Nişabur’dan itibaren bütün batı bölgeleri Tuğrul Bey’e verildi. Çağrı Bey’in oğlu Yakutî ile İbrahim Yınal, batı cephesinde görev aldılar. Hanedandan Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış, Cürcân’a, Çağrı Bey’in oğlu Kara Arslan Kavurd ise Kirman çevresine görevlendirildi. Görev paylaşımının ardından, kısa zamanda yapılan fetihlerle devletin sınırları genişletildi. Anadolu’ya düzenli akınlar başlatıldı.

Tuğrul Bey, Selçuklu Devleti nin sınırlarını genişletip güçlendirmiştir. Halkına yeni bir yurt için Anadolu’yu hedef göstermişti. Bu doğrultuda Bizans Imparatorluğu’nu Pasinler Savaşı’nda yendi (1048). Bu savaş Selçuklu Türkleri ile Bizans arasında yapılan ilk önemli savaştır. Bu galibiyet sonrasında yapılan antlaşma ile Bizans, İstanbul’daki caminin onarılmasını, bu camide hutbenin Abbasi halifesi ve Tuğrul Bey adına okunmasını kabul etti. Bu olay, Tuğrul Bey’in etkinliğini arttırdı.

Kısa bir süre sonra Sultan Tuğrul, Büveyhîlerin işgalindeki halifelik merkezi olan Bağdat’ı kurtarmak için, Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrillah’ın davetiyle 1055’te Bağdat’a girdi. Halife’nin, âlimlerin ve Sünni Müslümanların büyük memnuniyetle karşıladığı Tuğrul Bey, Büveyhî Hükümdarlığı’nı yıkarak Abbasi Halifeliği’ni yeniden güçlendirdi. Halifeliğe karşı yapılan Fatımî saldırılarını bertaraf etti. Halifelik makamına ve Bağdat şehrine hizmetinden dolayı, 1058’de Tuğrul Bey’e iki altın kılıç kuşatan Halife, onu “Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı” unvanıyla ödüllendirdi. Bu İslam aleminin dünyevî hakimiyetinin resmen Türk hükümdarına verilmesi demekti. Artık halifeye bağlı bütün İslam dünyasının siyasi kudretini Türkler temsil ediyordu.

Çağrı Bey, 1060’ta, Tuğrul Bey ise 1063’te vefat ettiler. Tuğrul Bey’in oğlu olmadığından, Çağrı Bey’in oğlu Alp Arslan, Selçuklu sultanı oldu.

Alp Arslan, başa geçer geçmez, amcasının veziri Amîdülmülk’ü görevden alarak yerine Nizamülmülk’ü tayin etti. Sultan Alp Arslan, tahta geçmek iddiasında bulunan diğer rakiplerini bertaraf ettikten sonra, batıya yönelerek fetihlere başladı. Doğu Anadolu’nun kuzeydoğu ucundaki Ani Kalesi’ni 1064’te fethederek Kars’a girdi. Ani, Hristiyan âleminin kutsal yerlerinden biriydi. Bu fetihler İslam dünyasında büyük sevinç kaynağı oldu ve Halife Kaim bi-Emrillah, Alp Arslan’a, “fetihler babası” anlamına gelen “Ebü’l-Feth” lakabını verdi.

Alp Arslan, 1067 senesinde Kirman meliki olan kardeşi Kavurd’un isyanıyla karşılaştı. Bu isyanı kısa sürede bastırarak doğuda ve batıda sistemli bir şekilde fetih hareketlerine başladı. Anadolu’ya yapılan yıpratma ve yıldırma akınları, 26 Ağustos 1071’deki Malazgirt Savaşı’na kadar devam etti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir