Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

Atatürk Dönemi Dış Politikası

Millî Mücadele’nin askerî ve diplomatik safhasını başarıyla sonuçlandıran Türkiye, Lozan Barış
Antlaşması
ile uluslararası alanda resmen tanındı.

1923’ten sonra Türkiye dış politikada Lozan’da hâlledilemeyen Musul, dış borçlar, Suriye sınırı,
nüfus mübadelesi
ve Boğazlar sorunlarına öncelik verdi. Bu konular ve Millî Mücadele’den itibaren
Batılı devletlere karşı duyulan güvensizlik Sovyetler Birliği’yle var olan iyi ilişkilerin devamını
sağladı.
Türkiye, Lozan’dan kalan sorunlarını çözdükten sonra Batı ülkeleri ile de iyi ilişkiler kurmaya
başladı.

Lozan Antlaşması sonrası ülkenin yaralarının sarılabilmesi ve yapılan inkılapların başarıya
ulaşabilmesi için yurt içinde ve uluslararası alanda barış ortamına ihtiyaç
vardı. Türkiye ilk andan
itibaren dış politikada, Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış.” sözünü ilke edinerek barışçı bir politika
izlemeye çalıştı.

1930’dan itibaren özellikle Avrupa’da ortaya çıkan bunalımlar, I. Dünya Savaşı’nın getirdiği
statükoyu korumak isteyen (İngiltere, Fransa gibi) devletler ile bu yapıyı değiştirmek isteyen (Almanya,
İtalya gibi) devletler arasında gittikçe keskinleşen bir kutuplaşmaya sebep oldu.

Avrupa’daki gelişmelerle ilgili olarak Atatürk, Versay Antlaşması’nın I. Dünya
Savaşı’nın sebeplerini
yok etmediğini aksine düşmanlıkları daha da arttırdığını düşünüyordu. Ona göre yenen devletler,
yenilenlere barış şartlarını zorla kabul ettirirken bu ülkelerin etnik, jeopolitik ve ekonomik özelliklerini
göz önüne almamışlardı.

Atatürk İtalya’daki gelişmelerle ilgili olarak da şu sözleri söylemişti: “Mussolini’nin yönetimi altında
kuşkusuz büyük bir kalkınmaya ve gelişmeye sahne olmuştur. Eğer Mussolini, gelecekteki bir savaşta,
İtalya’nın görünen büyüklüğünü, savaş dışında kalmak biçimiyle, gerektiği gibi kullanabilirse barış
masasında başlıca rollerden birini oynayabilir. Ancak korkarım ki İtalya’nın bugünkü
şefi, Sezar rolünü
oynamak isteğinden kendisini kurtaramayacak ve İtalya’nın askerî bir güç oluşturmaktan henüz çok
uzak olduğunu hemen gösterecektir.”

Bu dönemde, Türkiye, 1932’de Milletler Cemiyetine üye olarak Batılı devletlerle olan iyi ilişkilerini
pekiştirdi. Bölgesel ve uluslararası alandaki barışçı faaliyetlere aktif bir şekilde katılmakla beraber,
kendi güvenliğini ön planda tutarak öncelikle bölgesel ittifaklara yöneldi. Balkan ve Sadabat Paktlarının
kuruluşuna öncülük etti. Boğazlar ve Hatay meselelerini uluslararası hukuk
kuralları çerçevesinde
kendi lehinde bir çözüme kavuşturdu. Aynı zamanda Avrupa’daki askerî ve siyasi gelişmeler (özellikle
İtalya ve Almanya’daki) üzerine Batılı ülkeler ile Sovyetler Birliği arasında hassas bir denge kurmaya
gayret gösterdi. Böylece izlediği dış politika sayesinde Türkiye, bölgede bir istikrar unsuru oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir