Türk Tarihi

Asya Hun İmparatorluğu Kuruluşu ve Özellikleri

Yazılı belgelere dayanan Türk tarihi, Hunlar ile başlar. Hunlar, İç Asya’nın tarihi olarak belgelenmiş ilk “Göçebe İmparatorluğu”dur.

Mançurya’dan Kazakistan’a ve Baykal’dan Büyük Çin Seddi’ne uzanan bir bölge Çin’de siyasi kontrollerini kurmak için oluşturdukları siyasi kurumlar ile, Göktürk ve Moğol imparatorlukları başta olmak üzere, “bozkır imparatorluklarının” kendi çok uluslu devletlerini inşa etmesi için bir temel oluşturmuşlardır. Bu nedenle Hun İmparatorluğu Osmanlı, Moğol imparatorlukları gibi erken modern Asya devletlerinin yönetim geleneğinin temel bir süreci sayılabilir.

Asya Hun İmparatorluğunun Kuruluşu

Hunlar, tarih sahnesine teşkilatlı ve güçlü bir devlet olarak çıkmışlardır. Hun devletinin ne zaman kurulduğu kesin olarak tespit edilememiştir.

Eski Çin tarihçileri, MÖ. XIV-IV. yüzyıllar arasında bazen büyümüş, bazen parçalanıp küçülmüş bir Hun devletinin varlığından söz ederlerse de, bu dönemi aydınlatacak tarihi belgelere henüz ulaşılamamıştır.

Hunlar’ın Türk veya Moğol soyundan olduğu hakkında tereddütler olmuştur. W. Eberhard da Hiung-nu kavimleri arasında kuvvetli bir ahenk bulunduğunu, bunların bir gruptan olduğunu, Türklerin de bu kavimler arasında olduğunu söyleyerek,

“Buna mukabil acaba Hiung-nu’ları Türk olarak kabul etmek mümkün mü, değil mi? sorusu hakkında muhakkak itirazlar yükselecektir. Benim için burada hiç şüpheye yer yoktur. Zira vaktiyle Hiung-nu’ların kültür maddeleri olarak nelerden bahsediliyorsa, bunların tamamıyla aynıları sonradan tekrar Tu-cüe’lerde geçiyor ki biz, bu Tu-cüe’lerin Türkler olduğuna hiç şüphemiz yoktur. Sonra bütün Türkler için bir hususiyet gösteren kurttan türeme efsanesi Hiung-nu’larda da vardır. yine şimdiye kadar tetkik edilegelen Hiung-nu dili bakiyelerinin bugün bile Türkler arasında kullanılması bu hakikati teyid eder.” demektedir.

Jean-Paul Roux’a göre, “Türklerin imparatorluktaki tek göçebe topluluk olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, sayıları en kalabalık olan topluluğun Türkler olduğu anlamına da gelmez. Hiung-nu İmparatorluğu içinde, bozkırda doğan ve bozkırda ölen diğer tüm imparatorluklar için de aynı şey geçerlidir: Değişik soylardan pek çok ulus belli bir süre için bunların boyundurukları altına girerler. Zorla ya da gönüllü olarak bunlarla birleşirler, başlarındaki şef güçlü olduğu sürece kökenlerinin ne olduğunu unutmaya hazırdırlar, ama şef gücünü kaybetmeye başlayınca her an kimliklerini yeniden hatırlayabilirler.”

Asya Hunlarının Tarihi

Çinliler, Hunlar’ı “Hiung-nu” adıyla anıyorlardı. “Hiung-nu” adı, “adam, insan” anlamına gelen “Kun” kelimesinden türetilmiştir.

Fatih devrinin ünlü tarihçilerinden Şükrullah, “Behçetü’t-Tevarih” isimli eserinde Oğuzlara “Kun” isminin verildiğini ifade eder.

Ziya Gökalp de “Kun” adından hareketle Hiung-nu’ların asıl adının “Koyunlu” olduğunu ileri sürmüştür. Bu adın, Hunlar’ın ongunu (totem hayvanı) olan koyundan geldiği sanılmaktadır. Gerçekten koyun veya koç, eski Türklerin itibar ettikleri hayvanlar arasında idi. Daha sonraları Türk tarihinde görülen “Karakoyunlular” ve “Akkoyunlular” isimli devletler zamanında, koyun kültürünün önemini koruduğu anlaşılmaktadır.

Çin Kaynaklarında Hunlar

Çin yıllıklarının kesin kayıtlarına göre, Hunlar, ilk defa MÖ. 318 yılında devletlerarası mücadelelere katılmaları dolayısıyla görülür. Onlar, bu tarihte dört Çin beyliği ile anlaşarak, başka bir Çin beyliği olan Ch’in’e saldırmışlardır. Bu olay bize, MÖ. IV. yüzyılın sonlarından itibaren devletlerarası ilişkilerde yerini almış, güçlü bir Hun devletinin bulunduğunu göstermektedir. Bu zaman diliminde Hunlar, Orhon ve Selenga ırmakları ile bu ırmakların batısındaki Ötüken ormanı (Ötüken Yış) çevresinde oturuyorlardı.

Hunlar, yukarıdaki hadiseden sonra devamlı olarak Çin beylikleri arasındaki mücadelelere karıştıkları gibi, Çin toprakları üzerine de akınlar tertiplediler. Bu akınlar neticesinde çok geçmeden Çin’in bütün Kuzey eyaletlerine ellerine geçirdiler.

Çinliler zamanın en mükemmel silahlarına sahip olan ve çok hızlı hareket eden Hun akıncılarını durdurabilmek için dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş önlemlere başvurdular. Bu önlemleri, savunmaya yönelik önlemler ve reform niteliğindeki önlemler olmak üzere iki ana başlıkta toplayabiliriz:

  1. Sınırlardaki tahkimi yapmak ve uzun duvarlar inşa etmek,
  2. Hunlar’ın ki gibi atlı birlikler teşkil etmek ve bu birlikleri onlar gibi giydirip silahlandırmak.

Hun akınlarına karşı Çin Cao Krallığı’nın inşa etmeye başladığı surlar, Ts’in Krallığı zamanında tamamlandı (MÖ 214) ve bugün görenleri hayretler içinde bırakan “Çin Seddi” meydana getirildi.

Hatta, bu savunma sistemi sonraki dönemlerde takviye edilerek daha da mükemmel hale getirildi.

Diğer yandan Cao Krallığı, Hun akınları yüzünden orduda bir takım köklü reformlar yapmak mecburiyetinde kaldı. Önce ağır savaş arabaları savaştan kaldırıldı. Bunların yerine Hunlar’ın ki gibi manevra kabiliyeti yüksek atlı birlikler oluşturuldu. Ayrıca, askerlerin üzerinden hareketi engelleyen uzun elbiseler çıkarılarak, bunun yerine Hun pantolonları, çizmeleri ve başlıkları (börk) giydirildi. Belleri Hun kemerleri ile sıkıldı. Hepsi Hun silahları ile donatıldı ve Hun tarzında eğitimlerine başlandı.

Fakat Çin, almış olduğu bütün bu önlemlere rağmen, Hun akınlarını durduramadığı gibi, onları kuzey eyaletlerinden de söküp atamadı.

MÖ. 250’li yıllarda Hunlar’ın başında bulunan Tuman (Teoman/Touman) adlı bir Hakan (Şanyu) bulunuyordu. Bu hakan, Mete Han’ın babası Teoman’dan başkası değildi. Bu sırada Hunlar’ın doğusunda Tunghular (Moğollar), güneybatısında ise Hunlar’la akraba olduğu zannedilen Yüeçiler bulunuyordu. Tunghu ve Yüeçi kavimleri arasında sıkışıp kalmış olan Teoman, ordusunun başında Çin sınırlarına inerek yeni otlaklar ele geçirdi. Böylece Hunlar’ın ekonomik durumu az da olsa düzeldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir